dinleyin ve kendinizden geçin :*

22 Ağustos 2017 Salı

Evrim Kaldığı Yerden Acı Vermeye Devam Ediyor



     Yeniden blog yazmak istediğimi hissettiğim anda neler yazacağımı biliyordum, ama yine ve yeniden klavye başına geçince her şeyi unuttum.

     Zamanın acımasızlığı her defasında beni ürkütüyor. Son yazımın üstünden bir yıl geçmiş ve ben size düzenli yazacağım diye söz vermişim. Size diyorum, ama aslında kendime söz vermiştim, benim yazıp yazmamam sizin çokta umrunuzda değil bence. Beni okumadan yaşayamıyor değilsiniz ya sonuçta.

     Acı çekmenin kaderime yazılmış olduğunu düşünüyorum ya da gerçekten bende bir problem var ve her şeyi daha da büyütüyor ve taşınmayacak yükler haline getiriyorum. İkinci seçeneği kabul edecek değilim elbette, çünkü gerçekten acı çekmeyi sever bir tarafım yok. Tamam kaosu seviyor olabilirim, ama acıyı sevmiyorum. Gerçekten yeter Allahcım gözyaşı kalmadı.

     10 Ağustos günü kardeşim intihar etmeye çalıştı. Aslında bu nasıl söylenir bilmiyorum. Odaya gittiğimde hiç mimiksiz bir biçimde kolunu ince ince doğramakla meşguldü. Elinden bıçağı almaya çalışırken iki parmağını da ben kesince ortalık tam anlamıyla kan gölüne döndü. Hastahaneler, kavgalar, dövüşler derken travmatik bir gece oldu benim için.

     12 Ağustos günü dedem vefat etti, benim için bu daha katlanılamaz bir şeydi. Duygularımı tarif etmemin gerçekten hiçbir yolu yok. Henüz doğru düzgün ağlayamadım bile, nerde ne zaman patlarım inanın bilmiyorum. Evime daha bugün dönebildim, yani 15 Ağustos'ta.

     Anlatabilecek eğlenceli bir şeylerim olsun çok isterdim, ama ben zaten buraya hiçbir zaman eğlenceli şeyler yazmadım, sadece bütün kötü şeyleri eğlenceli bir şekilde anlattım. Zamanında nasıl başardım bunu bilmiyorum, çünkü şu an bu nasıl yapılır onu düşünüyorum.



     Anlatabileceğim birbirinden iğrenç üç tane aşk maceram var ki birisinden zaten bir yıl önceki son iki yazımda biraz bahsetmişim. O, dünya üzerinde yaşamaması gereken canlı tabii ki daha sonrasında da bana birçok şey yaşattı. Adı batsın.

     İkincisi dünya üzerinde benim adıma yaşanabilecek en güzel dört günlük aşkı bana yaşattı. sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti. En yakın arkadaşlarımdan birisiyle, benim ve onların arasında sadece bir paravan varken sevişmeye çalıştı ya da sevişti bilmiyorum. Seninle bir geleceğimiz olmayacak demenin gerçekten enteresan bir yolunu seçti. Sanırım en son o zaman ağladım ve tükettim kalan göz yaşlarımı. Kendisine sadece teşekkür ettim, yaşanabilecek o kadar güzel bir şeyin içine böyle güzel sıçabildiği için sadece teşekkür ettim ona. Cevabımı aldım ve sadece uyuyabilmeyi diledim. uyuyup uyanacaktım ve her şey geçecekti.

     Üçüncüsü dünya üzerindeki en büyük hayal kırıklıklarını art arda bana yaşatan nalet birisi. hala görüşmeye devam ediyoruz, ama içimde ona karşı hiç sevgi kalmadı. sadece birbirimize olan saygımızı hiç kaybetmedik ve hayatımın böyle iğrenç bir döneminde bana destek olmaya devam ediyor oluşu benim için gerçekten değerli.

     Blogu teknik anlamda da çok ihmal ettiğimi fark ettim şuanda. blog açıldığında çok güzel şarkılar çalardı, çok tatlı bir çalma listem vardı. Neden bilmiyorum şu anda çıkmıyor. birkaç şey denedim, ama olmadı ben de üstünde çok durmadım. Önceden yazdığım yazılara iliştirdiğim görsellerin bir kısmı yok olmuş. kim bilir ne koymuştum hatırlamıyorum bile.

     Konudan konuya atlayarak yazıyorum farkındayım, ama aklıma geldiği gibi yazıyorum işte. Kasmıyorum. siz de kızmayın bana.

     Bu kadar acının üstüne hadi size yaşadığım bir macerayı anlatayım, biraz nostalji olsun. Eskisi gibi şevkle yazamayacağım büyük ihtimalle, ama birazdan bir seks yazısı okuyacaksınız :D

                      *                       *                      *                          *                        *

                      
   
      5 yıl önce tanıştığım bir adam vardı, hatta buraya da yazmıştım. Şans eseri o adamla takrar karşılaştık ve konuşmaya başladık. benimle duygusal bir şeyler yaşamak istiyor bu sefer, ama önce macera yaşamayı ihmal etmedik tabii ki. Anlatacaklarımı anlayabilmeniz için önce Kezban Werther'in Evrimi Bölüm 3 yazısındaki Adam 2'yi okumanız lazım, bağlantı verdim tıklarsanız otomatik bir geçiş yapabilirsiniz. Ha bu arada ısrar ediyorum önce o yazıyı okuyun. zaten kısa bir yazı bahsettiğim iki numaralı adam. sonra okuyun buranın devamını.

     Beni yine marketine davet etti tanıştığımızdaki gibi. Başıma gelecek her şeyi kabul ederek gittim yanına. 5 yıl önceki adamla aynıydı karşımdaki adam. ne gençleşmiş ne de yaşlanmıştı. Esmer, üç numara saçlı, kirli sakallı, olabildiğine piç ve çekici. sadece önceden hatırlayamadığım bazı kırlar düşmüştü sakallarına ki bu onu daha da tatlı yapmıştı. Kendisi bence şil laço tanımlaması içine girse de yıllar onu da yaralamıştı. Tehditkar tavırlarının altında küçük ıslak bir yavru köpek gibiydi. bir gözünden keder damlarken diğerinden özlem akıyordu. Beni görür görmez sıkıca sarıldı bana ve nerelerdesin sen dedi. Kokumu içine çeke çeke öptü beni sarılmaya devam ederken. Bu sefer kameralardan korkmuyordum, çünkü biliyordum kameralar da onundu dükkan da...

     Yaptığı her şey bana samimiyetsiz geliyordu aslında, çünkü karşısında artık 5 yıl önceki toy çocuk yoktu. ben de çok şey yaşamıştım. Kırılmıştım hem de pek çok yerimden ve öğrenmiştim her seferinde kırıldığım yerden tekrar filizlenip büyümeyi. büyümek deniyor sanırım buna, büyümüştüm hem de onun tahmin edemeyeceği kadar. Gözlerim zehir doluydu, hafızam öfke ve kinle dolu sözcükler fısıldıyordu dilime. ''Çok güzelleşmişsin, değişmişsin.'' dedi bana. Teşekkür ettim ve ona da aynı şeyi söyledim, ''5 yıl önceki gibi değilim, elbette değiştim, büyüdüm.'' dedim. Tekrar sarılıp vücuduma dokunmaya başladı, her şey o zamanki gibi ilerliyordu. tek fark vardı bu sefer korkmuyordum. hatta biraz sonra ne yapacağını bile biliyordum. Ona cesaret vermek için kendimi ona bastırdım ve kulağının altındaki o küçük yeri öptüm. Elimi tuttu ve gel benimle dedi. Dediğim gibi sırada ne olduğunu biliyordum, dükkanda tezgahın arkasında yerde duran o kapağı kaldırdı. Aşağıdaki karanlığa uzanan merdivenler korku filmlerindeki gibi izleyenlere ''yapma, salak mısın, inme oraya işte, napıyorsun geri zekalı'' çığlıkları attıracak cinsten olsa da ben çok sakin bir şekilde attım adımımı ilk basamağa.
   
     Geçen yıllar içerisinde sanırım hayatıyla ilgili verdiği tek doğru karar o depodaki gerdek yatağını değiştirmek olmuştu. şimdi daha sakin bir yatak vardı yerinde. Onun dışında her şey aynıydı ve tabii o yataktan geçen insanların enerjisi hala bakiydi. buram buram pişmanlık ve göz yaşı kokuyordu depo. Bana arkamdan sarıldı ve kendini bana bastırırken bir taraftan da boynumu öpmeye başladı. Sol elimle ensesinden tutup kendime doğru çekerken ortamda yarattığım sert baskıyı yatağın yanındaki boy aynasından izlemek şehvet vericiydi. Dört tane güvenlik kamerasının görüntüsünü veren monitörlerden yayılan ışık sayesinde gördüğüm kıvrılan bedenlerin yansıması yüzümde alaycı bir tebessüm yaratmıştı, çünkü birazdan eğlenceli bir şeyler olacağını biliyordum. Bir anda beni kendisine çevirdi ve kaba bir şekilde dudaklarımı dudaklarının arasına aldı. Vahşi bir hayvanın açlığıyla sardı kollarını bedenime. Ruhu yorgun düşmüş adamın ilkel dürtülerle hareket etmesinin bedenine verdiği güç, benim psikolojik bir savaş başlatmamla az sonra yerini çaresizliğe bıraktı.
   
     İşler onun istediği gibi gitmiyordu, onun istediği bedensel pozisyonlara girmiyordum, öpüşlerine karşılık vermiyordum. Gözlerime ne oldu der gibi baktı ve aldığı tek cevap, bu sefer her şey senin istediğin gibi olmayacak şeklinde bir cümle oldu. Anal seks olmayacak, oral seks de yapmayacağım sana dedim. Şaşırdı ve sinirlendi, ama bunun sebebi bunları yapmayacak olmam değil bunları söyleyiş şeklimdi büyük bir ihtimalle. Sağ elimle boğazını sıkıp onu kendime çektim ve sert bir şekilde öptüm, canımı yakma canım yanınca ereksiyon olamıyorum dedi. Kıyamam sana dedim alaycı bir şekilde ve sıktığım boğazını bırakıp sessiz ve derin bir öpücük verdim kendisine. bahsi görüyor ve yükseltiyordum. İçimde sebebini bilmediğim bir öfkenin ayak sesleri yüzünden onu yalvartmak istiyordum ve istediğimi alacaktım.
   
     Öpüşmemiz daha vahşi bir hal alırken sol elimi tişörtünün içine soktum, terlemiş kaslı ve yeni çıkmaya başlamış kıllarının tenimde yarattığı his bütün vücuduma yayılırken ben de ereksiyon olmaya başlamıştım. Göğsünden aşağıya usulca kayan elim, adamın pantolonunun düğmesini tek seferde açmış ve ulaşmak istediğim asıl şeyi özgürlüğünü çok çabuk kavuşturmuştu.
   
     Gözlerimin önünde sallanan şey beş yıl önce gördüğümden daha küçük görünmüştü gözüme. O zamanlar benim için hayatımda gördüğüm en büyük penis olan bu şey şimdi bana çok sıradan geliyordu. Ben adamın erkekliğini avcumun içine alıp sıvazlerken o da beni soymakla meşguldü. Malzeme taşımaktan sertleşmiş elleri kalçalarımı büyük bir iştahla avuçlarken çıkardığı sesler depoyu doldurmaya başlamıştı bile.
   
     Bir süre sonra kalçalarım üzerlerinde hissettikleri sertliği önümdeki kabarıklığa devretmişlerdi. Adam birkaç kez yokladıktan sonra kendi gözleriyle görmek için öpüşmemize ufak bir mola verip kafasını aşağıya eğdikten sonra, ''bu ne oğlum, benimkinden bile büyük.'' deyip şaşkınlığını dile getirdi. ''Sana büyüdüğümü söylemiştim ve inan bununla kast ettiğim tek şey yaşım değildi.'' dedim. Adamın abarttığı kadar bir şey yoktu aslında ortada. öncekine göre daha sıkı ve daha zayıftım sadece. Estetik olarak göze de güzel gelen bir penise sahip olmak onu kimi zaman devasaymış gibi gösterebiliyor, ama ne demişler karnın doyacağına önce gözün doysun ve ben göz banyosu yaptırmak konusunda mütevazı olamayacağım kadar kendimi yeterli buluyorum.
   
     İki elimi adamın omuzlarından atarak arkada birleştirdim ve kulağına yükselereek bana sakso çeker misin dedim. Önce hayır, ben öyle şeyler yapmıyorum, dedi sonraysa kendine yalandan bir hakim olamama ifadesi yerleştirerek, ama senin için yapacağım dedi. İpleri elime aldığımın imzalı belgesini elime vermişti ben de ödül olarak adamı yatağa oturtup ağzına vermiştim. Sakso çekmede çok iyi olduğu söylenemez. bunu bildiğinden sanırım ağzına alıp öylece bekledi, arada geçen süreyi telafi etmek için hızlıca ağzında git gel yapmaya başladım. Ensesinden tutup kendime her seferinde daha sert çektim ve çok içten bir şekilde öğürmesine sebep oldum. Ağzından salyalar akerken kızarmış yüzü kendini yavaşça yine kendi esmerliğine bırakıyordu.
   
     Oturduğu yerden tek hamlede kalkan adam kendine yine ve yeniden benim arkamda bir yer buldu. Ellerini kasıklarımın biraz üstünden dolayan adam erkekliğini iki bacağımın arasında bir yere koyup ayakta git gel yaparken bir taraftan da aynada bizi izleyip inliyordu. Hayır hayır yanlış anlaşılmasın adam içimde değildi. ayakta arkamda ve bacaklarımın arasındaydı. boynumu yalayıp inlerken, ''Götün çok güzel yaa kutu gibi. Seni çatır çatır sikmek istiyorum. Hadi içine gireyim.'' diye sayıklıyordu kulaklarıma. İstediğim şey oluyordu, benimle ''kötü kötü'' konuşarak bana yalvarıyordu. bu beni daha çok tahrik etse de istediği şeyi ona vermek gibi bir niyetim yoktu. ayaktaki git gelleri sırasında penisini deliğime yerleştirme hamlelerini boşa çıkartarak cevabımı vermiştim çoktan. Bir süre sonra içime girme isteği yerini, ''hadi ağzına al, ağzına boşalayım ve sen tüm döllerimi yut.'' isteğine bırakmıştı. şehveti ve ricası beni gülümsetiyordu. Bir anda onu kendimden uzaklaştırdım ve yüzümü ona dönüp böyle şeyler olmayacak dedim, penisini sert bir şekilde kavradım ve kendime çektim. ahh diye ufak bir çığlık attı, sonra onu sakinleştirdim. acıyla beraber yer çekimine yenik düşen penisini öpüşlerimle yeniden isyankar bir hale getirip nazikçe sıvazlamaya başladım. Toplarımla oyna dedi. bir taraftan onu öpüyor bir taraftan toplarıyla oynuyor bir yandan da sıvazlama işine devam ediyordum. Kendisine çok haksızlık ettiğimi düşünüp önünde diz çöktüm ve yumurtalıklarını emmeye ve dil atmaya başladım. İnlemeleri koyulaşmış, nefesleri arasındaki zaman daralmıştı. kafamı biraz çevirip yukardaki adamın gözlerinin içine baktım, beni çenemden tutup yukarı kaldırdı, kendimi Hürrem gibi hissediyordum. hadi aşkım benimle beraber gel dedim ve büyük bir çoşkuyla hiç doğmayacak çocuklarının tohumlarını yatağa boşalttı. yüzündeki terleri elimle sildim ve aferin dedim ona. Benden önce üstünü giydi ve yukarıya çıktı. Bense kendi küçük zaferimle ödüllendirdiğim ruhumu görebilecek gibi aynada kendime baktım. o zamanki pişmanlığımın yerine koyabilecek bir yaşanmışlık için tebrik ettim kendimi. Yine kendimi kandırdım.

     Bütün bunlar yaşanırken tabii ki araya çok mola girdi. Markete gelen müşteriler için bir yukarı çıkıp bir aşağı indi, ama en nihayetinde yaşananlar bunlardı. Adam benden intikamını bir hafta sonra benim evimde aldı, ama onun hikayesi bambaşka. Bir sonraki yazımda da isterseniz onu anlatırım.

                 *                         *                       *                        *                           *

Hayatımda bir yerlerde yanlış yaptığımın farkındayım. ben ne kadar düzenli ve güzel bir ilişki istersem isteyeyim karşıma hep yavşak adamlar çıkıyor. Özgüvenimin yerleri yaladığı kendimi dünyanın en çirkin insanı gibi hissettiğim günlerim olsa da etrafımdan aldığım tepkiler sayesinde biliyorum ki yüzüne bakılmayacak birisi değilim. Hatta ortalamanın üzerinde bir güzelliğim var. Tabii ki mükemmel miyim ya da bir yunan tanrısı mıyım hayır! Yinede Allahcığımın çirkinlere verdiği o şansa sahip olamayacak kadar güzelim.

Elimi attığım her şey kuruyor. İşsizim, yüksek lisans yapıp yapamayacağım çok muallakta ki yapamazsam seneye askerim, bir sevgilim yok, aile hayatım her zamankinden daha kötü. Gerçi en başta söylemeyi unuttum sanırım, 1-2 ağustos gibi de annem evden kovdu ve kardeşime yerleşmek zorunda kaldım. onunla da hiç anlaşamıyorum, yaşamak bile benim için şu sıra lüks. gerçekten nefes almaya çalışıyorum sadece.

İnsanları anlamak her zamankinden daha zor. Benim için ölüp bittiğini söylüyor bir sonraki günse hiç siklemiyor falan. Hepinizi Allah'a havale ediyorum orospular!!!!!!!!!!!


     İçim sıkıldı bak yine, şimdilik yazacaklarım bu kadar. Hepinizi güneş görmemiş yerlerinizden öpüyorum pıtırcıklar. Beni sevmeye devam edin. Ayrıca bütün bloggerlara selam olsun, vloggerlar yokken biz vardık, hak ettikleri yere tekrar dönecekler. bu savaşı biz kazanacağız, çünkü biz aynı zamanda sanat yapıyoruz be yazıyoruz :D

NOT: Yazım hatası ve noktalama işareti yanlışlığı eksikliği vs birçok şey olabilir farkındayım, ama yine güçlü kalamadığım zamanlardan birindeyim. kontrol edemeyeceğim. kusura bakmayın. :*

31 Ağustos 2016 Çarşamba

İçim(iz)deki Kara Delik



     Bu aralar daha çok olmaya başladı. Hani içinizde bir yer acır, ama neresi olduğunu asla bilemezsiniz ya, ondan işte. Orada bir yerler, tarif edemeyeceğim bir şekilde canımı yakıyor. Fiziksel bir acıdan daha fazlası bu anlatmaya çalıştığım. Gerçi eminim hepiniz hayatınızda bir kere de olsa bu dile dökmeye çalıştığım acıyı tatmışsınızdır.

     Eski Werther'e dönüyorum sanıyorum yavaşça ve sancılı bir şekilde. Aslım, olmaya başladığım eski beni kabul etmeyip mide bulantılarına yol açsa da zaman acımasız bir şekilde akıyor ve aynalar yine vuruyor sakince tüm gerçekliğimi yüzüme.

     Geçenlerde annem, yaptığımız bir telefon konuşmasında bana, '' Bak millet evleniyor, aile kuruyor, işe güce giriyor. Senin neyin var? Sen ne yapıyorsun? '' dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm deyimi sanki o anda doğmuştu ve bunu ortalığa salan da bendim. Annem öyle bir anda öyle bir yerden sallamıştı ki sağ kroşeyi kesinlikle sıyrılamadım. Doğru söylüyordu, benim neyim vardı sahi?

     Benim, bakıldığı zaman gerçekten hiçbir şeyim yoktu. Evet, planlarım vardı hem de gerçekleştiği zaman beni dünyanın en mutlu insanı yapabilecek şeylerdi bunlar, ama gelin görün ki hepsi para gerektiren şeylerdi bunlar. Ben zaten hiçbir zaman para gerektirmeyen ya da az para gerektiren hayaller kuramadım, kuran varsa beri gelsin bana da öğretsin. E ne yapayım ruhum zengin biliyorsunuz.

     Önümüzdeki pazar, yani 4 Eylül günü YDS zıkkımı var ve bilin bakalım Werther ne yaptı? Tabii ki kursa gitmesine rağmen hiç çalışmadı. Sülalem rahat çünkü. Çünkü bende öyle bir göt var ki maşallah 7 sülaleme yetheeeeeeeeeeeeeer!!!
Büyük ihtimalle yüksek lisans işim de yanacak, ama olsun. Dediğim gibi göt.

     Önümde bir iş planı var, ama belli olması eylül sonunu bulacak gibi. o zamana kadar aç kalamam. E ne yapacağım? tabii seks işçiliği. Zaten bir oraya el atmamıştım, ayıp olurdu yapmasam.

     Eski Werther'e dönmekten kastım buydu sanırım, yine yapmayacağım, yapamayacağım şeyleri söylemek ve özgüvenimi kaybederken kendimi eğlendirmek.

     Bugün, yani 1 eylül itibariyle sevgilimden ayrılışımın pratik olarak üçüncü haftası doldu. Onu çok özledim, ama özlediğim şey o mu yoksa sadece seks mi inanın bilmiyorum. Çünkü onun yaptığı şeyleri düşündükçe çakralarım tütüyor ve aklımdan farklı farklı onu öldürdüğüm senaryolar geçiyor.

     Beni az çok tanıyorsunuz pıtırcıklar siz söyleyin. Ben, beni aldatan bir adamı affeder miyim? Evet, affettim hem de iki defa. Bana psikolojik şiddet uygulandı. Bana yani bana. Kendimden şüphe ettim, özgüvenim yerleri yalayacak seviyeye geldi, alay konusu oldum, bilmediğim insanların masalarında yine o bilmediğim insanların dillerinde dolaştım. Bildiğiniz masalara meze oldum. Ben ne yaptım, sümüğümü bile sürmeyeceğim bir adamı sevdim. Sadece sevdim...

     Dört ay boyunca nasıl devam ettin bu ilişkiye derseniz, korktum; hem de çok korktum. Bir daha sanki kimse beni sevmeyecekmiş gibi hissettim, sanki ben bir daha kimseyi sevemezmişim gibi sızladı içim. Hayatımda ikinci defa kendimden küçük biriyle muhabbet ettim ve o da beni ağına düşürdü. Önce tek gece olur diye düşünüyordum, sonra bir baktım sevgiliyiz. Ben onun sadece bir cümlesine vurulmuştum. Kollarını bana sardı, beni göğsüne yatırdı ve ''Ben yanındayken kimsenin sana zarar vermesine izin vermem.'' dedi. işte benim için film orada koptu. Bunu o kadar içten ve samimi söyledi ki gözlerim doldu, kendimi ağlamamak için zor tuttum. Tabii nerden bilebilirim ki çocuğum tam bir sosyopat çıkacağını. İnsanın alnında yazmıyor değil mi ne bok olduğu.

     4 ay boyunca çok şey yaşadım. Çok kırıldım, çok incindim, ruhum paramparça oldu; ama elimden gelen her şeyi yaptığımı ve vicdanımın rahat olduğunu anlayınca bu işe bir nokta koymam gerektiğinin farkına vardım.

     İlk defa bugün, öğleden sonra yazmadı bana ve özür dilemedi. Her sabah onun günaydın mesajıyla uyanırdım. Devamında, beni ne kadar çok sevdiğini, hatasını anladığını, beni asla bırakmayacağını ve beni geri kazanmak için elinden ne geliyorsa onu yapacağını yazdığı mesajlar atardı.

     Çok güzel piyano çalıyor, sabah bana yine iki parça çalıp kaydetmiş ve yollamış. Güne, o notalarla başladım ve yine beni ne kadar çok sevdiğine dair attığı mesajı okudum ve sonra sanki hiç olmamış gibi ortadan kayboldu bugün için. Bugün için diyorum, çünkü yarın ne olacağını bilmiyorum.

     ''Madem tekrar barışmak istemiyorsun ve bitirdin neden hala çocuğun yaptıklarını içli içli anlatıyorsun? Orospu istemem yan cebime koycusun haaaaa sen var ya sen... '' demeyin sakın. Kendimi çok iyi tanıyorum bu konuda, şimdilik hala benim için çabaladığını görmek acı çekmemi engelliyor, ama benden tamamen gittiğinde işte ben acımı o zaman çekmeye başlayacağım. Ne kadar çabuk vazgeçerse benden, ben de o kadar çabuk başlarım toparlanmaya.

     En kötüsü de birçok ilkimi bana bunca zarar veren bir adamla yaşamış olmak sanırım. Dışarıda olmaktan korkmayan birisiydi o ve bu yüzden dışarıda beni öpmekten elimi tutmaktan korkmazdı asla. Bu yönünü ne kadar takdir etsem de ben dışarı korkusunu yenemeyen birisi için bunlar çok fazlaydı ve kavga sebeplerimizden birisi de bu olurdu genelde. Ben ilk defa toplum içinde onunla öpüştüm, ben ilk defa onunla sinemada el ele film izledim, ben ilk defa onunla gece uyuyup yeni güne gözlerimi yanımda birisi varken açtım, ben ilk defa onu arkadaşlarımla tanıştırdım, ben ilk defalar böyle sürüp gidiyor. Ankara'nın neresine baksam onunla bir anım var ve bunları zihnimden silmek hiç o kadar kolay değil. Ben ilk defa birisini ya da bir şeyleri unutmaya çalışırken bu kadar acı çekiyorum. Hiç böyle hayal etmemiştim sevgili denen kişiyi. Hayaller hayatlar durumunu yaşadım resmen ve o çok güvendiğim götümün üstüne oturdum.

     Ben zaten pek çoğunuz gibi güven problemleri yaşayan birisiyken bu çocukla ıkına ıkına başladım ve şimdi bu saatten sonra nasıl başka birisine güvenebilirim bilmiyorum. Zaten kendimi çok çirkin ve yetersiz hissediyorum her şey adına. Beni anlıyorsunuz değil mi?

     Nasıl toparlanacağım hakkında hiçbir fikrim yok ve yaralarım hala açık, hala kanıyorlar. Onu anlattıkça gözlerimin dolduğunu fark ettim bu nedenle daha fazla anlatmayacağım. Kesin nasıl aldatıldığımı, nasıl yakaladığımı merak ediyorsunuzdur, ama anlatmayacağım işte meraktan kudurun orospular :D :D :D ( Mesajlar, arama kayıtları, videolar ve daha bir sürü şey.)

     Eski Werther diyordum. Hormonlarım çok tavan ve özgüvenimi kazanmak için kendimi tekrar o sonu gelmeyecek tek gecelik ilişkiler furyasına atmak istemiyorum. İnanın hiçbir şeye gücüm yok. Yemeğimi, suyumu, bilgisayarımı, internetimi, kitaplarımı bana versinler ve bir yıl boyunca bana karışmasınlar istiyorum. Odamdan çıkmak istemiyorum. Her şeyden olabildiğince yıldım.

     Tabii bir taraftan bunları isterken diğer taraftan spora başlamayı, işe girmeyi, yüksek lisans yapmayı yurtdışına çıkmayı, alışveriş yapmayı falan istiyorum. Sanırım önce yine kendi içimdeki savaşı yenmem gerekiyor.

      Yazı çok uzun oldu sanırım, ama eski günlerdeki gibi içimi dökmek çok iyi geldi :)

NOT: Hayallerimdeki gibi bir sevgiliyi hala istiyorum.

NOT 2: Tanımadığım birisiyle seks yapmanın heyecanını yeniden yaşamak istiyorum.

NOT 3: Neden istediğimiz her şey bir anda öylece oluvermez ki...

NOT 4: Ne anlattım ne anlatmadım inanın bilmiyorum, ısınma turları atıyorum. Kötü bir yazı oldu ise affola :D

             Hepinizi seviyorum, içinizdeki kara deliklere teslim olmayın.

25 Ağustos 2016 Perşembe

Merhaba.Ne Boklar Yedim!!!




     Merhaba pıtırcık blog yazarları ve ponçik okuyucularım. Nasılsınız? Umarım çok iyisinizdir ve yolundadır her şey. Beni soracak olursanız içi boş bir ıslak mendil paketi gibiyim. Görünce bir umut sarılıyorsunuz, ama sonra bir heves açıp yokluğu görünce ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.

     Buraya yazmadığım zamanlarda kelimelerin ve onların oluşturduğu cümlenin tam anlamıyla Allah belamı verdi. Evet, normalde Allahcım ile aram uzun zaman iyiydi, ama baktı ki ben akıllanmayacağım beni düzenli olarak oradan oraya savurarak aklımı başıma getirmeye çalıştı diye düşünüyorum.

     Aslında yazmak istediğim çok şey var, ama inanın nereden başlayacağımı bilmiyorum; uzun zaman oldu ben de farkındayım. Bir insan neden yazmaya başlamak ister ve sonra neden birden bırakır bilmiyorum. Kendimi düşündüğüm zaman, ilk yazmaya başladığım zamanlar yani, anlatmak istediğim söylemek istediğim çok şey vardı. İnsanlar beni okusunlar istiyordum, en iğrenç hayat benimki diye düşünüyordum. Zamanla benimkiyle yarışacak hatta benimkini sikip atacak hayatlar tanımaya başladım. Yalnız olmadığımı her gördüğümde birkaç taş daha oturdu içimde olması gereken yerlere. Canım sıkkın olduğunda ve ben bir şeylere anlam vermeye çalıştığım her seferinde tuttu mutlaka birileri ellerimden. evet belki göz yaşlarımı silemediler ekrandan ellerini uzatamadıkları için, ama kurdukları her cümle söyledikleri her söz ellerimden tutup beni ayağa kaldıran ve ilerlememi sağlayan birer kuvvete dönüştü. Şimdilerde de yazacak, söyleyecek çok şeyim var; sadece buna gücüm yok sanırım. İnsan kısa zamanda çok hayat tanıyıp hem yardım edip hem yardım alınca böyle oluyor sanırım. içinde bir şeyler doyum noktasına ulaşıyor ve istemeden de olsa duruyor. bu sadece bana olmadı birçok blog yazarına oldu ve oturup nedeni tartışılabilir. ben kesin bir şey söyleyemiyorum.

     Bana ulaşan her insandan lütfen tekrar yazmaya başla repliklerini defalarca kez dinledim. her defasında bir zamanı var dedim, ama şu an çok daha iyi anlıyorum ki ben kendi zamanımı kaybetmişim. Werther olmak hiç o kadar kolay bir iş değil. Beni, hayatımı ve yaşadıklarımı okuyan birçok insandan, keşke senin yerinde olsam, iç çekişli cümleler okudum. Bana inanın bu kadar acıyı kaldıramazsınız. yaşadığım ne kadar boktan şey varsa hepsini pozitif bir şekilde esprili bir dille yazdığım için cesaretlenen çok kişi oldu. kiminin kahramanı oldum, kimine umut oldum, kiminin arkadaşı oldum, kimisi benden nefret etti, ama bir şeyler olmayı başardım ve mutluyum. Beni örnek alanlar için söylüyorum, UMARIM BAŞINIZA BİR ŞEY GELMEMİŞTİR :D

     Yazma yeteneğimi kaybettiğimi düşünüyorum aslında. Önceden aklıma gelen şeyleri saniyeler içinde giriş gelişme sonuç diye klişe bir şekilde belirler yazmaya başlayınca da altlarını doldururdum. Götü başı dağıttığımdan beri bırakın girişi gelişmeyi, girenim çıkanım belli değil. Hemen fesatlaşıp ooooo ha bire veriyormuş orospu demeyin sakın. Onu kast etmedim, onu kast edeceğim zamanlar da gelecek. Eskiden öyküler yazardım, şimdi başımdan geçen olayları bile yazamıyorum. Allahcım her şey için özür dilerim, yeteneğimi bana geri ver lütfen.

     Biraz yaşlılar gibi konuşup eskiden buralar çok güzeldi demek istiyorum. Gerçekten daha çoktuk, kalabalıktık ve cıvıl cıvıldık. Birbirimize sahip çıkardık, blog kültürü benim için bambaşkaydı. Aklında soru işareti kalanlar için evet burası benim için başka bir kültürdü, çünkü biliyorum ki buralar kendini bulma arayışında olanlar için bambaşka bir yerdi. Ben diyeyim feleğin çemberi, siz deyin hayatın tokadı... Bir şekilde teker teker savrulup bir yerlere gittik. Yeni gelen taze blog yazarları olurdu bizi okuyup yazmaya başlayan hep birlikte hoş geldine giderdik. Hala bizleri okuyup bir heves blog açan yeni pıtırcıklar var mı bilmiyorum, çünkü herkeslerin burada olduğu son dönemlerde gelenler bile birkaç yazıdan sonra ortadan kayboldu.
Twitter DM'ye vemaillere falan baktım geçenlerde. Zamanında kimlerle arkadaş olup neler neler konuşmuşuz. yıllar içinde ne olduysa unutmuşuz birbirimizi, bir yüreğim burkuldu.
 UMARIM HERKES İYİDİR :D

     Biraz geçmişe gittikten ve özlem duyduğum şeyleri yazdıktan sonra gelelim bana. Kezban Werther'in Evrimi Bölüm 5'te duygusal bir yazı yazmıştım. o yazıdan sonra telaşlanan merak eden insanlar oldu, ama benim salaklığım yazıya sonuç kısmı eklemeyi unutmuşum. merak etmeyin arkadaşlar HIV+ değilim, ama o dönemde ve sonrasında bununla ilgili çok şey öğrendim. Aylar aylar öncesinde söz verdiğim ve tabii ki yazamadığım cinsel sağlık dersleri konseptli yazımı umarım en kısa zamanda yazabilirim. Hepimizin başından geçen ve kolay atlatılabilecek şeyler bazen yanınızda kimse olmayınca sizi içinden çıkılmayacak koca bir boşluğa sürükleyebilir biliyorum. Hep diyorum istediğiniz zaman yardım almak için yazabilirsiniz.

     Blog demirbaşları da ortadan kaybolmuş sanıyorum. Önceden halkı bilinçlendirme projelerinde O gay ben de ile beraber çalışırdık. Bi gay'i de unutmamak lazım tabii. Onun da blogu çok güzel içeriklerle doludur. Gerçi sanıyorum ikisi de bir huzur evine yerleşip elini eteğini çekti  bu işlerden, malum yaşlılar. ( ahahahahahha laf atmasam olmazdı.)

     Bu yazı resmen günah çıkarma mı desem, geçmiş yılların bende bıraktığı şeyler mi desem o gibi bir konsepte sahip oldu sanırım bilmiyorum. Bloger buluşmalarını apayrı özlediğimi belirtmem gerek. en sonunsunu yıllar önce yapmıştık ve tadı hala damağımda inanın.

     Hepinizin beklediği yere gelelim, ben hiç seks yapmadım mı? biliyorum sikişli sokuşlu yazıları okumayı çok seviyorsunuz. Alınmayın sakın kızmıyorum, zira ben de çok güzel yazıyorum öyle yazıları kabul ediyorum :D
O yazılarım yüzünden az insan yazmadı bana, kimlerle uğraştım kimlerle. Bu arada kimler yazdı derken yazmayan insan sayısı da çok. Nasıl yani diyecek olursanız, son zamanlarda başıma böyle birkaç defa geldi. Benimle tanışmak sohbet etmek isteyen insanlar bana yazmaya çekinmişler cevap vermem ya da terslerim diye. Pıtırcıklar benim insan terslediğim nerede ne zaman görülmüş, çekinmeden yazabilirsiniz tabii ki üslubunuza dikkat ederek :) Twitter DM herkese açık, dilediğiniz gibi yazabilirsiniz. Ben fenomen mi oldum da götüm kalksın cevap vermeyeyim. Ha olursam orası başka.( :D ) Mail adresimi zaten biliyorsunuz :)

     Benim bu zamana kadar sadece bir tane sevgilim oldu ve siz bunu bilmiyorsunuz, çünkü yazmadım. Bu yılın nisan ayında başladı ve Ağustos ayında bitti. Teorik olarak 1 ayrıdır pratikte ise 2 haftadır ayrıyız. barışmayı düşünmüyorum. Bunu size detaylı bir şekilde yazacağım. Gerçek acıyı bu dört ayda yaşadım ben be hehehehheyt. Eso besocuğum çekirdeğini gazozunu hazırla ve kendini bana bırak :D

     Detaylı bir şekilde yazacağım bir başka şey ise hastalıklar, çünkü başımdan bin bir türlü melanet geçti ve yaşadığım şeyleri sizlerle  paylaşmak istiyorum ki hem benimle aynı şeyleri yaşayanlar hem de yaşadıklarında burayı okuyacak kişiler yalnız olmadıklarını bilsinler.

      Bir başka detaylı yazım ise evet evrim hikayelerim olacak. tabii ki orayı boş geçmeyeceğim :D


Hepinizi çok özledim ve seviyorum. Acı çekmeye devam ettiğimi bilin :D
Bu sanırım blog hayatımın ikinci yarısının merhaba yazısı oldu. bundan sonra ihmal etmeyeye çalışacağım.

NOT: Patrick orospusunu çok özledim yakında buluşacağım.

NOT 2: Pistis kevaşesini yakında nikahlı karım olacak, kendisiyle formalite evlilik yapma planımız var. (yüzük müzük almam ona göre.)

NOT 3: Zengin ve yakışıklı kocamı hala bekliyorum. 

NOT 4: Hornet'i nerdeyse 1 yıldır kullanmıyorum. nedense yeniden açmaya çekiniyorum. sizce açsam mı?

23 Aralık 2015 Çarşamba

Yeni Yıl Mimi

hele hele hele hele mim gelmiş



     O gayciğim dur durak bilmemiş yeni yıl bitmeden hemen bir mim dayamış bizlere pıtırcıklar ( keşke başka bir şey dayasaydı dediğinizi duyar gibiyim :D)
kendisine teşekkür ediyorum ve mim kurallarını hatırlatarak soruları cevaplamaya başlıyorum. bu arada soruları elimden geldiğince samimi bir şekilde gır gır yapmadan cevaplamaya çalışacağım :)
*mimi size paslayan kişiye teşekkür edip nezaketen birkaç cümle bir şey yazın, elinize yapışmaz mikroplar. Daha sonra şu yukarda gördüğünüz hafif iç gıdıklayıcı fotoğrafı kullanmak zorundasınız başka fotoğraf kullanmak ya da hiç kullanmamak yasak :D :D :D son olarak mimi 4 kişiye kolileyip yollayın :D
2015 yılı benim için;
Vallaha bu yıl benim için yılmaklarla ve koca koca diye inlemekle geçti. Bolca acı çektim ciddi anlamda. yeni deneyimler kazandım biraz zor yoldan öğrenilmiş olsa da. travmatik bir yıldı ya üzerinde fazla durmak istemiyorum bu lanet yılın. erkekler bile tükendi bu yıl piyasada aaaaaayyyy (neden yırtındım bilmiyorum) :D
2016 yılı benim için;
önümüzdeki yıldan çok ümitliyim çünkü yılı oluşturan sayı çift. bkz 2016 çift bir sayı ve genelde çift sayılı yıllar benim için hep çok daha güzel geçmiştir. bu yıldan dileğim okuldan mezun olabilmek, konservatuvar kazanabilmek, zengin olabilmek ve en ama en önemlisi yakışıklı bir koca :D :D :D cidden başka bir şey istemiyorum. sağlık da önemli tabii, ama onu yıla yük etmeden başımın çaresine bakmaya çalışırım yani :D
2015 yılındaki Dünya ve Türkiye;
o kadar boktandı ki anlatmaya kelimeler yetmez. süper güçlerim olmasını en çok arzuladığım yıllardan bir tanesiydi. diğeri gezi zamanıydı :D yıl içinde yaşanmış boklukların ayrıntılarını vermeme gerek yok sanırım zaten bütün dünya bizi, biz dünyayı konuşuyorduk. kimsenin eceliyle öldüğüne inanmadığım bir yıldı.
2016 yılındaki Dünya ve Türkiye;
tahminimce 2015 yılından daha bok olacak. bize şöyle okyanus ortasından bir ada mada ayarlasalar da biz gidip orda yaşasak o kadar mükemmel olur ki. Umarım her şey yoluna girer tabii ki ve tüm dünyada barış rüzgarları eser. kimsenin ölmediği bir dünya için...
2015 yılındaki sevgilim, sevgililerim;
inanır mısınız sevgilileri bırak sevgilim bile yoktu. sadece bir tane flörtüm oldu, ki ara ara yazışıyoruz ama hiç kaile almıyorum. o da beni fazlasıyla üzdü, yaktı, yıktı gitti yani. acılarıma acı ekledi şerefsiz.  böyle odun öküzler zaten hep beni bulur. bak yine çok sinirlendim. 
2016 yılındaki sevgilime, sevgili adayıma;
Aşkım inan seni elimden geldiğince aldatmamaya çalışacağım. sokakta beyfendi, mutfakta aşçı yatakta ise tam bir orospu olacağıma ayrıca söz veriyorum. Güçlü kuvvetli kaslı kollarının arasından kaçmayacağım, istediğin gibi canımı çıkartabilirsin. kredi kartına çok yüklenmeyeceğim söz. kıskandığım zaman karşı tarafı tekme tokat dövmeyecek sadece sana trip atacağım iki gözüm önüme aksın. daha ne diyeyim sana orospu çocuğu gel artık her nerdeysen. ( biraz rahatladım sanki kız :D )
2015 yılındaki sex hayatım;
yılın ilk 5 ayı tövbeliydim sonraki  5 ay ilk beş ayın hıncını çıkartacak derecede kışkırtıcı, aksiyonlu ve şehvetli geçti. Seksin kendisini kıskandıracak sevişmelerim oldu. ilk kez balkonda seviştim gündüz gözü. en uzun ön sevişme olayını bu yıl yaşadım. hayatımdaki en ama en en en büyük penisi bu yıl bursa'da gördüm. iyiydi ya ama yorucu ve yıpratıcıydı. Kasımdan beri de işte yine tövbe ettim kendimi nadasa bıraktım :D :D
2016 yılında olmasını istediğim sex hayatım;
belki inanmayacaksınız, ama eğer olursa kendimi sadece sevgilime adamak istiyorum. Varımı yoğumu bütün tecrübemi onun için kullanırım yatakta.
Piyangodan parayı vurursam;
dünyanın götüne parmak atarım. Allah biliyor da bana vermiyor. yemin ederim o para bana çıkarsa bunu anlarsınız, haberlerimi duyarsınız. emin olun size de el atarım kız korkmayın :D
Son olarak yukarıdaki eleman ile yılbaşında yalnız kaldınız,
niye bilmiyorum ama yukardaki eleman bana çekici gelmedi çok, ama diyelim ki kaldık. flört ederdim önce bolca ve manevi açlığımı giderirdim. sonra uzun bir ön sevişme sonrası saatler tam 00.00 olunca içime alırdım adamı :D :D :D
peki bakalım, mimi kimlere paslasam :D
* Öncelikle bebeğim çürük vişneme paslıyorum :D
* ikinci olarak Tiffany bacıma paslıyorum :D
*üçüncü olarak yeni pıtırcıklardan exodya ya paslıyorum :D
* ve son olarak da bence bu mime en çok onun ihtiyacı var pistise fişekliyorum :D

8 Aralık 2015 Salı

Çok Yakında


     Merhaba aşklarım, pıtırcıklarım, ponçiklerim... nasılsınız? ben çok iyi değilim çünkü genlerimde acı çekmek var, bu yüzden hayatımda hiçbir bok olmasa bile sahipsiz acılar çekiyorum. Mesela boş vakitlerimde olmayan sevgilim için acı çekiyorum falan. bu kafayı anlayamazsınız çok başka bu :D

     7 aydır falan ortalarda yokum ve bunun vicdan azabının acılı farkındalığıyla salınıyorum etrafta. ha hiç mi bir şey geçmedi başımdan, çok geçti. Sanırım sadece doğru zamanı bekliyorum anlatmak için, çünkü şuna inanırım bilirsiniz, ''Yazılacak her yazının, okunacak her kitabın bir zamanı vardır.''

     Ara ara bakıyorum yeni pıtırcıklar düşmüş piyasaya, umarım uzun ömürlü olurlar ve benim gibi yılmazlar bir süre sonra :D bu konudaki yani yılmadan devam edebilen istikrarları konusunda Bigay  ve o gay ben de 'ye sonsuz saygı ve sevgilerimi gönderiyorum burdan :D (not: ikisinin de artık bir gözü toprağa bakıyor, çok yaşlandılar ahahahaha)

     Yeni yazılarımla umarım en kısa zamanda aranızda olacağım. hatta Aileye açılma ve ayakta kalma rehberi dersinden sonra ikinci bir dersle gelmeyi düşünüyorum.

CİNSEL SAĞLIK DERSLERİ'ne çok yakında başlayacağız ve hem kendi başımdan geçen hem de tanık olduğum konularda sizlere yol gösterebilmeyi istiyorum. Her zamanki gibi bir vize ve bir final olacak. Başarılar şimdiden

öpüyorum kocaman hepinizi :*

Not: Hala bekarım, kendine güvenen koca adaylarını bekliyorum.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Bana Yine MiM Fişeklemişler!


Uzun zamandır camiadan uzak kalmıştım pıtırcıklar evet, haklısınız. Camianın yokluğumu hissettiğinden emin değilim zaten. Werther kim ki Werther ölsün zaten. (tripatar makinesı gibiyim yalnız) 
Sevgili Exodya'cığım bana Mim atmış sağ olsun. şimdi onu cevaplayacağım. Bakalım fişeklenen mimin soruları nelermiş :D

1) Hiç homofobiye/transfobiye uğradınız mı?

Ahaaaayy şaşırdın sen heralde :D tabii uğradık annem hem de en babasından. Her zaman söylerim ilkokul ve lisenin acımasızlığını hayatın hiçbir kesiminde kolay kolay tadamazsın tekrar diye. aynı zamanda günlük hayatta da karşılaşıyoruz bu durumlarla. Homofobi dediğimiz şey sonuç olarak kabullenilemeyen bir durumun kişide oluşturduğu duyguysa, homofobiye uğramaksa bu duyguların bize yansıtılışı olmalı. bunun ışığında homofobiye sadece sözle uğranmaz. bir bakış, bir jest, bir mimik, bir saç savruluşu vb gibi durumlarla da ortaya çıkabilir. tabii  ben bu durumlarda naparım, itinayla yolarım :D

2) Peki, hiç homofobik/transfobik davranışlarda/söylemlerde bulundunuz mu?

Bunu herkes yapmıştır sadece ben değil. kendinizi tam anlamıyla kabul edemediğiniz zamanları hatırlayın bir. hiç mi kendinizden nefret edip adını koyamadığınız saçma sapan tiksinme duygularında boğulmadınız. aslında en başta kendimize yaptık bunları, daha sonra başkalarına. ben hiçbir zaman transfobik bir eylemde bulunmadım, ama nedendir bilmiyorum ama bir süre öncesine kadar zırıl bacılarımı içten içe ezerdim :D hepsinden özür dilerim. hepiniz benim bebeklerimsiniz pıtırcıklar :*

3) Bir LGBTİ tarafından homofobi/transfobi yapılabilir mi?

Aaaaaaa çok tatlı bir soru. Evet yapılır, hem de Allah'ına kadar yapılır küçük kız :D çok basit bir örnek vereceğim. bugün kişileri maskülen ve feminen diye ayırabiliyoruz. ''Feminenler uzak dursun'' diye sosyal ağlara ibareler koyabiliyoruz. bunlar aslında bizim de kendi içimizde yaptığımız ötekileştirmeler. bizler sadece toplum tarafından ötekileştirilen bir dezavantajlı grup değiliz; aynı zamanda kendi içimizde bunu yaparak işleri daha da zor bir hale getiriyoruz. Bu konulan ibarelerin sebebi ne peki? tabii ki korku ve kıt anlayışlar.
- Ben kadın gibi davranan birisini isteseydim zaten gider bir kadınla beraber olurdum.
- Ben yanımda öyle birini dolaştıramam bir gören olursa ne derim beni anlar.
Anlasa da anlamasa da öylesin zaten kevaşe daha neyin tribini yaşıyorsun :D

4) Homofobik/transfobik söylemlerle karşılaşınca ne yapıyorsun?

Ne yapacağım, tabii ki perdelerimi kaldırım ikinci kimliğime bürünüp önce dilini kopartırım sonra bacaklarını ayırır sonra ayırdığım o bacaklarıyla bütün dişlerini eline veririm ^_^
Tabii ki bu en son kısım ahahhaha :D yani önce mesleki disiplinimin bana verdiği yetkiyle tam bir profesyonel gibi dinler ve soru sorarım gördüğüm ilk açıkta bombayı patlatır, kişiyi 100 yıl sürecek bir yalnızlığa mahkum ettikten sonra catwolk yaparak ordan uzaklaşırım :D :D :D

5) Ailene/arkadaşlarına açıldığında fobik durumlarla karşılaştın mı?

Çoğunuz biliyorsunuz ben önce ailesine daha sonra arkadaş çevresinin bir kısmına açılmış birisiyim. bazı şeyleri biraz tersten yaptım yani. Bugüne kadar açıldığım arkadaşlarımın hiçbirisinden fobik bir durumla karşılaşmadım, ama ailem bunu bana fazlasıyla yaptı. özellikle annem zamanında kalbimi çok defa kırdı, ama kullandığı cümlelerin beni bilerek kırmaya yönelik olmadığını bildiğimden onu affetmem kolay oldu. birbirimizi anladık. esprilere gelince, ben zaten kendisiyle dalga geçebilen bir insanım arkadaşlarımla güleceğim bir ortamda espri yaparım yapılmasına da ses çıkartmam. bunları fobik söylemler olarak değerlendirmem, çünkü dile getirilen şeyler artık kabullenilmeye hazır şeylerdir ve konuşulması beni mutlu eder. olaylara sadece kötü tarafından bakmayın pıtırcıklar. İnkar edilenler, konuşularak kabul edilirler :)

 6) Bu konudaki son sözlerin?

Bu mimki programımızın sonuna geldiğimiz şu kelimelerde bana mimi paslayan tahtımın kuvvetli varisi Exodya'cığıma teşekkürü tekrar borç bilirim. bunun haricinde aslında söylemeye çalıştığım şeylerin özeti şu; Ne bizim yaptıklarımız kimseyi öldürür ne de bize yapılanlar ya da söylenenler. bunların sadece bizi güçlendirmesi lazım. bugün cevap veremediğiniz şeylere yarın cevap verebilecek kudrete sahip olun. bugün savaşamayacağınız bir şeyle yarın savaşabilecek güçte olun.

7) Kimleri mimlemek istersin?
Ahaaaaayyyyyy en sevdiğim soru :D düşünelim bakalım bi :D

Tabii ki öncelikle trip atmak babında beni unutmuş üzerime kepçe kepçe kum dökerek beni gömmüş olan bir blogger olan O gay ben de ' ye paslıyorum. (kesin sorulara bir kulp bulur ama neyse adet yerini bulsun)

İkinci olarak bu mimi çürük vişne'me paslamak istiyorum. kendsi 
sahalara geri döndü ve beni mutlu etti. sarışın mavi gözlü zaafımın adıdır kendisi bu arada :D

üçüncü olarak bu soruları cevaplamaktan çok memnun olacağını tahmin ettiğim birisine yani tiffaniy'ciğime paslıyorum. 


Hepinizi çok seviyorum pıtırcıklar, öpüldünüz :*

26 Ekim 2014 Pazar

KEZBAN WERTHER'İN EVRİMİ BÖLÜM 5

   İçimde olan ve olmayan her şeyimle seslenerek anlatmak istiyorum bazı şeyleri. Duygusallığımı mazur görün.

Sustukları içinde büyüyen herkese…



   Sana nasıl sesleneceğimi aylardır, belki de yıllardır düşünüyorum ve en sonunda yine en iyi yaptığım şeyi yaparak dökmek istedim içimi. Yazarak…
   Aslında bu yazıya kaç kere başlayıp yarıda bıraktım ve baştan başladım bilmiyorum, ama bu sefer kararlıyım; bitireceğim. Yaşadığım son olaylara kadar her şeyimle sesleneceğim sana.


                Seni hayatımdan çıkarışımın bilmem kaçıncı yılını, akmayan göz yaşlarımla kutladığım şu günlerde, durmadan rüyalarıma giriyorsun baba. Seninle saatlerce seviştiğim bir rüyadan kan ter içinde kalktığım o gün, yine saatlerce aklıma gelen yüzünle öğürdüm; ama kusamadım. Saplandığın beynimden atamadım seni baba. Kirlendiğimi hissettim, ama bedenimden akıp giden su bende bıraktıklarını götüremedi.
                
                Döktüğüm ve dökemediğim bütün göz yaşlarının günah keçisi olan sen, kendi günahlarımı temizlememe yetmiyor şu sıralar baba. Kendimi çok yalnız hissediyorum…
Kendime kurduğum o mükemmel dünya, gerçekleşmeyen hayallerimin altında kalıp yok oldukça boğuluyorum, nefes alamıyorum baba.
               
                Baktığım bütün aynalar, hiçbir şey hissetmediğimi düşündüğüm; ama içten içe nefret ettiğim senden yeni bir sen doğuruyor bana. O kadar çok benziyorum ki sana, aynalardan nefret ediyorum baba.
                
                Kimden intikam aldığımı bilmeden dokunduğum her ten, ruhumdan bir parça aldı baba. Şimdi ruhum, bir atış poligonundaki sahte karanlık yüzler gibi delik deşik ve benden çok uzakta.
                
                Yattığım her adamda seni bulmaya çalıştığımı kabul etmiyorum baba. Hiçbiri sana benzemiyordu. Her adamda senden biraz daha kaçtım. Yapmamdan korktuğun her şeyi bir çırpıda yapıp seni yenebileceğimi düşündüm. Seçtiğim yol, yollara ayrıldı ve başladığım noktayı kaybettim. Kaçıncı bedende kendime bu kadar yabancılaştım inan bilmiyorum baba.
                
                Kendimi ne kadar yıprattığımı, ruhum bedenime isyan edip gözlerimde ele verince kendini anladım baba. Gözlerim artık eskisi gibi renk değiştirmiyor. Ruhum renklendikçe gözlerim de hiç bilmediğim renkler alırdı baba. Ruhum tek renge bürünüp masumiyetim solmaya başladığından beri gözlerim, adını hiç bilmediğim bir renkte sabitlendiler. Adımı bile unutmaya yüz tuttum…
                
                İçinde o bilmediğin yer acır ya hani baba, her gün o acıyla uyuyup o acıyla uyanıyorum. Ne seni affedebiliyorum ne de kendimi. Senin beni ölüme terk ettiğin gibi ben de kendimi ölüme bıraktım baba. İkimizde katiliz ve ikimizde suçlu…
                
                Hiçbir kötülük beni bulamazmışçasına korkusuzca yaşadım yıllarımı baba. Beni çağırdıklarında yanlarına gitmemem konusunda uyardığın bütün amcaların yanına gittim. Hepsinin de amacı aynıydı. Önlerindeki o uzun şeyi içime sokup derinliklerimde zevkin doruklarına çıkmak. Dönüp sümüğümü sürmeyeceğim adamlarla birlikte oldum. Onlara kendimi vermemin aynı zamanda onlara değer vermem olduğunu sanan kaç adam bütün servetlerini önüme döktü baba bir anlatsam aklını kaçırırsın. Sundukları hiçbir şeyi kabul etmedim, çünkü ben çirkinlerin şansıydım. Hepsi zavallı ve çaresizdi ve aslına bakarsan sanırım ben de öyleydim.
                
                ‘’Anne’’de tıpkı ‘’baba’’ gibi dört harfli baba. Kahpelik mi ‘’b’’de yoksa şefkat mi ‘’n’’de inan çözemedim. İki varlığı kökten değiştiren şeyin tek bir harf olmasını her şeyimle reddediyorum baba.
                
                Senin sevmediğin gibi pek çok adamda yine beni sevmedi baba ve öldürmekle tehdit ettiğin benin daha bir tane bile sevgilisi olmadı. Üzerimde lanetini taşıyormuşum gibi herkes beni tıpkı senin gibi yarı yolda bıraktı, hepsi beni kullanıp bir kenara attı. Verdikleri hiçbir sözü tıpkı senin gibi tutmadılar. Her defasında kendimden daha çok nefret ettim. En son hiç görmediğim ama aylarca telefonda yazışarak konuştuğum bir çocuktan hoşlanacak kadar zavallı olduğum için kendimden nefret ettim baba. Yalnızlığımın dibini yaşadığım o günlerde, bana kendimi özel hissettiren tek insanında ikinci defa hiçbir şey söylemeden ortadan kaybolması, emin ol hayatı bir parça daha sevme çabama yardımcı olmadı baba. Kendimden ettiğim gibi ondan da nefret ettim.
                
                Kurşun döker gibi suya döktüm yüzümü baba. Her bir parçam başka bir yere sıçradı. Nazara değil, ama sana gelmişim baba. Rüyalarımda sürekli benimle uğraşıyorsun ve ne zaman benimle uğraşsan lanet ederek uyandığım o gün, yaşattığın bir sıkıntının haberini alıyorum.
İçim daralıyor baba.
                
                Hangi adamdan sonra sinyal vermeye başladı vücudum bilmiyorum baba. Değişikliği fark etmem ne kadar geç olduysa doktora gitmem de bir o kadar geç oldu. Bütün belirtileri internetten okumuştum ve hepsine de sahiptim. Her zaman senden yiyeceğimi düşündüğüm kurşunu, şimdi kendime sıkmaya hazırdım. Hastaneye gidip ne diyeceğimi inan bilmiyordum. Korku ve panik bir anda bütün dünyam olmuştu. Öyle ya da böyle yalnız olduğumu biliyordum baba ve paşa paşa gidip kan verdim.
                
                Bedel ödeme zamanı gelmişti sanırım baba ve buna hazır olup olmadığımı inan bilmiyordum. İstediğim tek şeyin kabullenilmek ve anlayış olduğunu düşündüğüm dünyamı biraz sonra sonuçların içinde yazılı olduğu kağıt parçasının değiştirebilecek olması nefesimi kesti baba.
                
                Bu satırları hiç okuyamayacak olman ve benim bu seslenişi hayatımda olmayan birisine yapıyor olmam kadar saçmaydı elimdeki kağıt parçasını okumayışımdaki ısrarım. Okusam da okumasam da hiçbir şey değişmeyecekti.

Yıllar sonra sana ilk defa baba diyerek ve son olacağını düşünerek yazıyorum bunları ve nedendir bilmiyorum yine her şeyin suçlusu olarak seni ilan ediyorum.
                
                Yaptığım şeylerin hiçbirisini yapmamış olmayı dilerken bile aklımın yeni heyecanlar peşinde olması kendime söz geçiremeyişimin en büyük kanıtıydı. O iğrenç beyaz kağıttaki sonuçlar göz yaşlarımla ıslanırken yok olmayı istedim baba. Biriken her şey damla damla iz bırakırken o kağıtta, yenildiğimi her şeyimle biliyordum. Yalnızlığım ve çaresizliğim soğuk soğuk vururken yüzüme, bana sarılacak ve her şeyin geçeceğini söyleyecek birinin varlığına ihtiyacım vardı. bağıra çağıra ağlamak istiyordum baba, etrafı kıra döke, haykırarak... Öfkem kontrolünü kaybettiğim bir canavar gibiydi. dudaklarımı birbirine bastırarak ve elimle yüzümü gizleyerek, dünyadaki en büyük günahmışım gibi ciğerlerim sıkışarak, boğazım acıdan parçalanarak attım kendimi dışarı. sesim olması gerektiği gibi çıkmadı baba. bütün dünya benimle dalga geçer gibi etrafımda dönüyordu.


Neye tutunacağımı bilmiyorum baba. Bütün dünya kayıp giderken elimin altından, bilinçsizce kapatıyorum gözlerimi akıp giden zamana ve rüyama girmeni bekliyorum. her şey adına seni suçlayabilmem için gelmeni bekliyorum.

Kağıtta, ''Sana bir şans daha veriyorum.'' yazıyor.

Son defa...