dinleyin ve kendinizden geçin :*

24 Temmuz 2012 Salı

Paramparça Sandviçler ve Fallar


                                                 (Bunun peyniri var ama olsun :D )
  
   Merhabaaa sevgili blogseverlerrr :) biliyorum beni çok özlediniz :D bende sizi özledim, cidden bak :)
bugün, bayat ekmekten yapılmış peynirsiz bir sandviç gibiyim, parça parça eksik ama belli etmemeye çalışan :)

sonuçlar açıklanalı çok olmadı ama bende şimdiden her şey çok ama çok karışık ve sanırım birazda korkuyorum.
geçen pazar arkadaşlarımla aqua parka gittik. yanımda kardeşimi de götrüdüm ve cidden çok eğlendik. hem sınav sonuçlarını kutlamış olduk hem de buna ihtiyacım vardı sanırım iyi geldi :)
nedendir bilmem havuzda bir tane bile çocuk kesmedim var ya.
ay dostlar kıyamet mi yaklaşıyor yoksa ne :D :D :D
ondan sonraki gün full evdeydim sanırım sürekli film izledim falan.
bir de annem hastahaneye gitti, sanırım ameliyat olması gerekecek ama öyle çok mühim bir şey değil o yüzden çok korkmuyorum.
   Annem demişken allahım bizim evin temizliği daha bitmedi desem bana inanır mısınız? kız sanki dersiniz evimiz saray yavrusu da sil süpür bimiyor. 1 aydır ev savaş alanı gibi resmen ve ben daha yarın perde yıkıycam, kapı silcem ve koltuk döşemesini koltuğa zımbalayacağım.
son madde nerden çıktı hiç sormayın :D :D

Tercihlerde hala kararsızım sebebi ise babam olacak mikrop. bugün dershane de randevumuz vardı, tercihler için çağırmışlardı. o da gelmek istedi ve  hayır demedim sırf diline düşmeyeyim diye.
adam geldi bir güzel yerleşti sandalyeye, etrafa laf yetiştirdi, boş boş konuştu falan. sonra işte özel üniversitelerdeki hukukları çıkartın bize dedi. ŞOK ŞOK ŞOK hani gidemeyecektim ben özele ne oldu?
her şey iyi, hoş, güzel. bende bir umut ,bir hayal, bir sevinç işte aldım başımı gidiyorum ama adama çüşş diyorlar işte bir yerde. Çıkan kararı açıklıyorum: ''Oğlum benden 3 ağustus'a kadar haber bekle. eğer sana yaz dersem bu sıralamayı gönder, yok yazma dersem dershaneye git öğretmeninle devletler için yeni bir sıralama yap.'' vallaha oyuncağa döndüm elinde adamın ama elbet sorarım bunu hesabını ilerde ona.
nasıl hırslandım anlatamam. ''werther, elbet her şeyin günü gelir be bebeğim.'' diye sakinleştirdim kendimi :D
neyse sonra babam çıktı dışarı öğretmenim benimle bir şey konuşmak istemişti.
ne dese beğenirsiniz.
''Werther sen çok güzel fal bakıyormuşsun aldım haberlerini. hemen kahve içeyim fal bak.'' olduuuu gelen kutum doldu canım, diyip bir şekilde atlattım işte onu ama söz verdim yarın birgün gidip bakıcam :D :D

ve evet denilenlere göre çok güzel fal bakıyormuşum. hatta bugün ardarda 4 fincana birden baktım ve acayip yorgun düştüm. normalde 3 fal bakacaktım ama kahve söylediğimizi duyan arka masa bize dönüp içizde bakmayı bilen mi var diye sorunca. ben açtım gözlerimi ve evet ama çok iyi değil yani dedim. kız durur mu bana şunu yorumlar mısın dedi? ben naptım, bildiğin bütün fincana baktım. kız dumura uğradı söylediklerimden sonra sanırım ki aramızdaki diyalog şöyle cereyan etti:
K: sen parayla bakıyor musun?
W: hayır bakmıyorum.
K: sen parayla bak ben sana müşteri getireyim.
W: ama ben parayla bakmıyorum gerçekten yapamam.
K: Bir arkadaşım var ne olur ona bak lütfen. istediğin zaman istediğin yerde sorun olmaz.
W: ama ben para...
K: tamam parasız bakarsın.
W: ben...
K: neyse seni de zorlamak istemem tabii ama gerçekten çok güzel baktın ağzına sağlık.
yanındaki diğer iki kızda aynı şeyleri söylediler ve giderken tekrar teşekkür ettiler :D :D :D

bu arada masadaki bir kız gözlerimi çok beğenerek maşallah dedi :D özellikle gözlerime iltifat edilmesini çok seviyorum ben  :D

Falcı falan mı açsam ben bilemedim ki :D zaten bu ara meditasyonlarımı çok aksattım haydi hayırlısı :D



   Bu yazdığım olaylar akşam 5 gibi falan oluyor sanırım çünkü tercih maratonu baya uzun sürdü. eğer erken bitseydi acemi gay ile buluşacaktım ben. ankara'ya gelmişti ama kısmet olmadı. ona da mesaj attım ama ayıp olmamıştır inşallah :D gerçi o bana kıyamaz elimde olmadığını biliyordur :D

   Kafam çok karışık sevgili dostlat ama her konuda. bazen sizin de kendinizi tanıyamadığınızı hissettiğiniz zamanlar oluyor mu? benim kendimden korktuğum zamanlar bile oluyor açıkçası. Acımasızlığı sevdiğim zamanlar oluyor böyle ara ara ve psikoloğumun var olduğunu düşündüğü narsist bir kişiliğimin yansımasıymış bunlar sanırım.
Sanırım kotü olarak değerlendirebileceğiniz şey ise, bütün bunları sadece bir iki dakikalığına yaşadıktan sonra, durumu kabul edip hala kendimi MÜKEMMEL hissediyor olmam.
Bu benim savunma silahım falan sanırım.
gece gece ne saçmaladım öyle. şimdi okudum da son yazdığım paragrafı, ben bile zor anladım siz nasıl anlayacaksınız beni koca bir soru işareti bu :D :D

Geçmişimden dem vururken en son anneme yazdığım mektupta kalmıştım. bir sonraki yazımda oradan devam etmek istiyorum.
bekleyin beni pıtırcıklarım. seviyorum hepinizi öpüldünüz kocaman :)

not: Geleneksel kahve günleri mi düzenlesek acaba :D :D

20 Temmuz 2012 Cuma

Ben Yine Şaşkınım: Elde Ne Var?


merhaba sevgili blogseverler :) nasılsınız görüşmeyeli?
ben mi?
ipi kopmuş bir uçurtma gibiyim, başı boş ama kontrolü sağlamaya çalışan :D

bugün benim için gerçekten hem çok güzel hem de buruk bir gündü sayın seyirciler.
sebebine gelecek olursak:
saat sabahın 9'u ve belki kargalar bile daha kahvaltısını etmedi bilemiycem.
bir evdeki bütün telefonların aynı anda çalma olasılığını sınavda sorsalardı olimpiyat sorusu kategorisine girdiği için iptal ederlerdi sanırım :D ay bu nasıl bir gürültü öyle. normalde annemin işte olması gerekiyordu ama ben koşa koşa telefonlara yetişmeye çalışırken bir de ne göreyim hanımefendi evdeymiş :D

anneme arayanlara uyuduğumu söyle dedim ve koştum yatağıma. geldi beni zorla uyandırdı. meğerse sınav sonuçları açıklanmış. ŞOK ŞOK ŞOK!!!!!



werther uyku sersemi kendisini şaşırmasın mı bir kez daha :D
bilgisayara nasıl koştum, nasıl açtım hiç hatırlamıyorum :D
sıralamam gerçekten çok hoştu. istediğim pek çok yer tutuyordu, birisi hariç.
bir devlet üniversitesinde hukuğa yetmiyor malesef sıralamam.
özele gitme imkanımda yok ne yazık ki. işletme iktisatı da ben okumak istemediğim için geriye benim için pek fazla seçenek kalmadı doğrusu. o yüzden sevincim biraz havada kaldı gençler.

üstüne bir de annemle kavga ettim sonuçlar yüzünden.
istediğim yer için yeteri kadar çalışmamışm falan. neler yaşadığımı ve neler yaptığımı en iyi kendisi bilmesine rağmen, annem bazen gerçekten çok acımasız olabiliyor.

özel yazamamın sebebi ailem tamamiyle.
annemle babam ayrı olduklarından ve medeni insan çerçevesinde boşanmadıklarından mütevellit ortadaki güvensizliği ve anlaşmazlığı ancak ve ancak bir mucize çözebilir ki o da uzak bir ihtimal gibi.
annem babamın parayı ödemeyerek ortadan kaybolacağını düşünüyor babam olacak mikrop da annemi benim için yeteri kadar taviz vermemekle.
annemde bizi o adamla muhattap etme diyerek beni devlet üniversitesine zorluyor.
hem de bunu ne manevi baskılarla yapıyor anlatamam.
işin özeti ben yine acılardayım yetişin a dostlar :)
ama bildiğim tek bir şey var ki o da, bu durumu da iyi ya da kötü bir şekilde atlatacağım ve önüme bakacağımdır.
hangi mesleği seçersem seçeyim hep en iyisi olmak için yırtacağım kendimi bundan eminim.

dediğim gibi sadece, hayatımın dönüm noktaları olan zamanlarda bir kez olsun olayları ben yönlendirebilmeyi isterdim ama herzaman ki gibi benim hayallerim kuş olup uçtu yavrular.
neyse ben daha bişiler yazıcaktım ama unuttum ne yazacağımı karmaşık ruh halimden dolayı.
affedin beni :D hepinizi seviyorum pıtırcıklar öpüldünüz kocaman...

17 Temmuz 2012 Salı

Şaşırdım Mı Ben Ne? :D

                                            (Bu şarkı hep beni gaza getiriyor nedense :D )

   Çok sevgili blogdostlarım, bir ilke daha imza atarak gecenin bu kör vaktinde kendime yemek yaptım ve bir güzel yedim ahahahahahah :D neden bilmiyorum ama çok mutluyum.
tek endişem var o da; normalde akşam 7 den sonra yemek yemiyorum ben zayıflamak için ki cidden de kilo verdim yani :D 69 kiloydum şimdi 65 kiloyum ama ya verdiklerimi geri alırsammm :D
nolur nolur nolur geri gelmesinler :D

Hani ben spora gitmek istiyordum ya, spor salonu da neymiş ona taş çıkartacak bir evim var benim. Kız bütün gün, kardeşimin odasının duvarlarını silmekten öldüm vallaha. bir de neredeyse sandelyeden düşecektim sormayın hiç :D
gündeliğe evlere mi gitmeye başlasam ne yapsam ben. iyi para var haa öyle demeyin. hem belki sonu mutlu biten gündeliklerim olur, bellimi bu işler öyle ahahahaha :D :D
geçende camları falan sildim, sonra yağmur yağmasın mı? Mikail'e sitem dolu laflar ettim biraz ama olsun. eski dostuz, kırılmamıştır eminim bana :D :D :D
ama şu sıra o kadar bunaldım ki şu temizlik mevzusundan.
toz bezlerine, cif'e, camsil'e, scotch brite'a, domestos'a, fairy'e, elektrik süpürgesine ve pronto'ya savaş açasım var :D :D :D
neyse daha yarın yapmam gereken bir ton iş var savaşı sonraya bıraksam iyi olacak :D
ayrıca bugün, temizlik yaparken çok seksi göründüğü fark ettim. şimdi diyeceksiniz o nasıl oldu diye?
elimdeki bezi banyoya götürüp lavaboda yıkarken aynadan şöyle göz ucuyla bir bakıym dedim de kendime. tanrımm bir de ne görüym, aynada kendime aykırı bir insan var :D



Benim bu kardeşim tam arsız var ya. babasına mı çekti kime çekti bilmiyorum ki. sülalesi bozuk ahahahahah :D
bütün gün beni çıldırttı. yok odamı temizlememe yardım et, yok odamın şeklini değiştircem ona yardım et, yok gardrobumu düzenlememe yardım et, yardım et ha yardım et. ne bitmeyen istekleri var bu çocuğun böyle.
yardım da ediyorum hani etmesem tamam suçluyum. diyorum ki bak şunu şöyle yap sonra beni çağır. hadi gel bunu böyle yapmayalım çünkü olmayacak, ama hiç dinler mi beni.
en son pes edip annem işten geldikten sonra yattım da biraz kurtuldum. bana yaptıklarının aynısını anneme de yaptı ve annem çıldırma noktasına geldi ahahahaah :D

Ben uyanınca annemle ufak bir tartışmamız oldu ama pek takmıyorum açıkçası. dediğim gibi annemle ettiğim kavgaları ciddiye almam için çok dolmuş olmam lazım ki o doluluğu dün attım ben :D

bir not düşmek istiyorum ayrıca: Bakın! işte görün yani. elimden her iş gelir. çamaşır bulaşık yemek temizlik ütü falan ne ararsan var bende :D beni alan yaşadı, dertlerini boşadı ahahahah :D
bugün gereksiz bir mutluyum ama hadi sonum hayır olsun inşallah :D
seviyorum sizi pıtırcıklar, öpüldünüz hepiniz :)

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Lütfen Birisi Şu Anneme Artık DUR Desin!!!

(Bu arada çocuk çok tatlı. o da benim gibi yaka silkiyor. Gel tatlım yaralarımıza tuz basalım.)
Ağlamak üzereyim neredeyse saygıdeğer blogseverler. bu annem canıma tak dedi artık. yaka silker duruma geldim. benim gibi hayata pozitif bakan, yer yer polyannacılık oynayan, daima bir umudu olan werther'i sen kalk bu hale getir. olacak iş değil. birisi dese inanmaz kaba etlerimle gülerdim o derece yani.
Sinirden kaç kilo dondurma yediğimi bilmiyorum.(ciddiyim)
verdiğim o dört kiloyu geri almak istemiyorum. tanrıımmmm duy sesimi.
olaylara gelecek olursak.
bugün annem, ben ve kardeşim sinemaya gittik. yıllar sonra ilk defa. neden onlarla bir yere gitmekten nefret ettiğimi hatırlamama tekrar yardımcı oldukları işin ayrıca minnettarım onlara.
Vücut yapmak için spor salonuna gitmeyi çok istiyorum.
bunu anneme defalarca söyledim. bugün yine konusu açıldı filmin saatini beklerken ve gitmek istediğim yeri söyledim.
Maltepe park'ın orda bir spor salonuydu, arkadaşımla birlikte gidecektim. kalkıp bana ne dese beğenirsiniz.
''orası dönmelerle ve bir sürü abuk sabuk insanla doludur, adam gibi bir yere gitsene.'' surat ifadesini görmeniz lazımdı. resmen iğrenerek söylüyordu bence.
hemde benim durumumu bilmesine rağmen.
ama olmaz, bu durum onun gözünde bir savaş ve ben normale dönmek için vaş vermeliyim. (anormal olduğumu düşünmüyorum orası ayrı. gayette mükemmelim)
ben zaten bunca yıl savaşmaktan yoruldum. sadece beni olduğum gibi kabul etmesini ve susup oturmasını isterdim. Onunla dışarıya çıkmak tam bir eziyet. onu yapma werther, öyle konuşma werther, şuraya bakma werther, çok dikkat çekiyosun werther, werther, werther, werther...
kendimi onun yanında öylesine kafese kapatılmış hissediyorum ki anlatamam.
halbuki annemin beni şiddetle uyardığı; etrafı kesmek, filmden sonra çıkan hareketli parçada dans etmek, yolda kulaklıkla  dinlediğim müziğe sadece dudaklarımı oynatarak eşlik etmek, insanların bakışlarına karşılık vermek, bacak bacak üstüne atmak ve sayamadığım daha pek çok maddeyi yapmak çok hoşuma gidiyor. yani kendim gibi hissediyorum o zaman. çünkü içimden gelen şeyler bunlar.
zaten kardeşimle aram inanılmaz kötü ve cidden çok zıt insanlarız.

istediğim hayatı hiçbir zaman yaşayamayacağımı biliyorum, hiçbir zaman sevgilimin olmayacağını da ve asla kendimi birisine sarılırken mutlu ve güvende hissedemeyeceğimi de.
kız arkadaşlarımla takılsam ohh yine kız takımıyla mı geziyosun diye aşağılar, erkek arkadaşlarımla gezmek istesem hepsinin adını ve en az birinin tel nosunu ister.
her ne kadar bana güvendiğini söylese de asla bana güvenmeyecek biliyorum.
en son kavga ettiğimizde bana aynen şunu söyledi: ''Öyle bir hayat yaşadığını hissedersem eğer merak etme önce sana sonra da kendime sıkarım bir tane.''
resmen dondum ve kanım çekildi.
anneme günlük yaşamda baksanız çok modern anlayışlı ve sevecen birisi olarak görünür ve öyledir de aslında.
beni ilk öğrendiği zaman çok anlayışlı davrandı, hep yanımda olacağını ve beni sevmeye devam edeceğini falan söyledi.  ama ne zaman sinirlense içindekini dışarıya kusup birilerini yaralamayı çok sever. o yüzden kavga ettiğimiz zaman söylediği her şeyi ciddiye alırım ben.
bazen ona açıldığıma öylesine pişman oluyorum ki sormayın gitsin.
şu sıralar resmen enerjim çekilmiş durumda. ne kitap okuyabiliyorum ne bir şeyler yazabiliyorum, ne oturup meditasyon yapabiliyorum. severek yaptığım tek şey bütün gün zombi gibi internetten film izlemek.
ay nerden girdim nerden çıktım hiç bilmiyorum. kafama ne geldiyse yazdım işte öylesine. annemle ilgili o kadar doluyum ki neleri anlattım neleri anlatmadım bilmiyorum.
filmden sonra nerde oturup yemek yiyeceğimize bir türlü karar veremediğimiz bir anda buyrun hanımfendi diyen garsonun lafı üzerine, bak abi adam sana diyor, diyen kardeşimi öldürmemek içinse kendimi ayrıca zor tuttum belirtmek isterim. ve hayır benden haberi yok.

annemin teklifi üzerine gittiğim psikolokla yaptığım anlaşmaya göre iki hafta içerisinde ona durumumla savaşıp savaşmayacağımı söylemem gerekiyordu. ama bu savaşılacak bir konu değil ki... sırf annem istiyor diye bir kızla beraber olmak istemiyorum ben. psikoloğumda bunun farkında ve o da benden gelecek red cevabı üzerine annem gile beni nasıl tamamıyle kabullendireceğini düşünüyor.
beni cidden çok ama çok zor günler bekliyor. farkındayım. hepimize kolay gelsin

ankara'da tıkılıp kalmaktan öylesine nefret eder bir hale geldim ki üniversite de şehir dışı yazma olasılığım artık çok ama çok daha yüksek. belki izmir ya da eskişehir yazabilirim bilmiyorum.
puanım tutarsa istanbul'da olabilir tabii bilmiyorum.
temmuzun sonunda zaten istanbul'a gideceğim biraz kafa dağıtmak için ama oranında ankaradan bir farkı olmayacak benim için. bütün gün evde oturup sıkıntıdan kuduracağım. ordaki kuzenlerimden hiç mi kimse bir yıl demez ki gel werther seni de gezdireyim bu sefer diye.



bu arada sizinle küçük bir bilgi paylaşıcam, amcamın oğlu vardı ya hani nutella yiyerek öpüştüğüm çocuk. ortaokulda benim için kavga etmiş biliyor musunuz? birisi arkamdan dakga geçtiği için yapmış hemde bunu. ilk duyduğum da çok sevinmiştim. hatırlayınca yazayım istedim.

bu sinirle, bu kızgınlıkla gece gece bu kadar yazabildim. aslında bunları buraya yazmayı bile planlamıyordum ama yazdım işte bir şekilde.
 son bir şey:
beni kimse sevmek zorunda değil, ama herkes saygı duymak zorunda. diye bağırmak istiyorum anneme ve diğer herkeseeeeee!!!!!!!!!


şöyle anıra anıra öküz gibi salya sümük ağlamak istiyorum sayın seyirciler.
iyi geceler hepinize. öpüldünüz pıtırcıklar.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Çarpık İlişkilerin Adamı Werther

Aslında size yaşadıklarımı oluş sırasına göre vermeyi çok isterdim ama ne olduysa basiretim bağlandı galiba ve istediğimi yapamadım.
neyse, sizde beni modernist bir yazar kabul edin, bir şimdisini bir de geçmişini anlatan o karmaşık yazarlardan birisi olarak yani :D
yaşamım boyunca sürekli hatalar yapıp durdum sanırım, en azından bana göre hatadır biraz sonra size anlatacaklarım. işte karşınızda çarpık ilişkilerin adamı Werther.

Varan 1:  Bir önceki yazımda sizlere evim dışında kaldığım ve yanlarında büyüdüğüm kimselerden biraz bahsetmiştim. işte onlardan bir tanesi de babannemdi. bu yaşananlar kreş maceramdan sonra, ilkokula başlamadan önce oluyor belirtmek istedim :D
etrafımda sürekli kadınların olması canımı gerçekten çok sıkıyordu. ailede bana yaşı en yakın olan hemcinsim ise benden 2 yaş büyük olan amcamın oğlu yani kuzenimdi.
ne zaman babannem gile geleceğini duysam sevinçten götüm tavana değerdi, çünkü o gelince dışarıya çıkmama izin veriliyordu. biz dağ, taş, ağaç, engel demeden koşar oynar ve tırmanırdık. kendimi özgür ve rahat hissederdim onun yanında. mahallede hiç bilmediğimiz evlerin bahçelerine, hiç bilmediğimiz yollardan giderdik ve o zamanlar yaşayabileceğim en büyük macera işte buydu benim için.
biz bir araya gelince yaramazlık yapmayı gerçekten çok severdik ve yine günlerden bir gün enerjimiz üzerimizden akıyor. ne yapsak diye düşünüyoruz. gizlice babannemin annesinin evine girdik ,ki kendisi o zamanlar hayattaydı daha 2 sene önce falan vefat etti.
onun evinin içinde, ona gözükmeden saklanarak onu çıldırtmayı çok severdik biz.
en büyük eğlencelerimizden birisi oydu.
artık kaçacak bir yerimiz yoktu ve yakalandığımızda bu sefer dayak yememe gibi bir şansımız da yoktu. koridorda öylece durup bizi bulmasını bekledik ama bizi görmeyerek sadece önümüzden geçip gitti. bu nasıl bir mutluluktu o an anlatamam.
hemen kahkaha ata ata yatak odasına koşup gardropla  duvar arasındaki küçük boşluğa saklandık. küçüktük ve bizim boyutlarımızdaki 2 kişi gayet rahat sığabilirdi oraya.
bir süre daha bulunmayı bekledik ama bizi arayan ya da bize seslenen kimse yoktu.
rahatlamıştım. kafamı kuzenimden tarafa çevirdiğimde ise hiç beklemediğim bir şey oldu.
beni pat diye öptü. allahım orada o an eriyerek yok olabilirdim ama olmadım. o korktu bir an için, ama ona korkmaması gerektiğini öpücüğüne karşılık vererek gösterdim. sonra utanıp kafasını çevirdi ve bir daha böyle bir şeyi yapmayacağını söyledi. ama mikrop ben fırsatını bulmuşum durur muyum hiç. son kez öpmesi için beni zorladım onu. istediğimi aldım elbette.
yine öyle ateşli bir öpüşme beklemeyin ortada sadece birbirine değen iki çift dudak vardı hepsi bu.
daha sonra onların evine gittik uzun bir aradan sonra. mutfakta buzdolabının önünde nutella yiyorduk ve orada son kez öpüştük onunla hemde babam salonda ve salondan mutfak görünürken.
allahtan bu sefer kimseye yakalanmamıştım :D :D
çocuğun eşcinsel olup olmadığını bilmiyorum açıksası ve doğrusunu söylemek gerekirse merak da etmiyorum. birbirimize yakın oturuyoruz ama yıllardır konuşmuşluğumuz yok.

                                       Ben şu kırmızılıyla yemek istiyorum nutellamı ama :D

Varan 2: bu anlatacağım olay, ben lisedeyken yani kendimi en çok inkar edip düzeltmeye çalıştığım döneme denk gelir.
eminim hepinizin başından geçmiştir benzer deneyimler.

erkeklere ve kızlara olan ilgimi 10 üzerinden bir tabloyla belirtmem gerecek olursa
7 points goes to erkekler yani. geriye kalan 3 puanda kızlara işte.
hayatımda bir kere adam akıllı bir kız arkadaşım oldu benim. o da  annemin kuzeninin kızıydı.
kendisiyle bir organizasyonda karşılaşmıştık.
çok kısa bir süre konuştuk internet ortamında sonra telefon numaraları falan alındı  verildi.
benim hiç ümidim yoktu ama, gayet iyi anlaşıyorduk. aradan bir ay geçti ve biz gayet iki sevgili gibiydik. dışarıya çıktığımız bir gün ona: ''sevgilim olur musun?'' diye sordum, o da bana ''tabii olurum şapşal.'' diye karşılık verdi.

ne kadardır çıktığımızı hatırlamıyorum ama bir gün beni ablasıyla ve kuzeniyle tanıştırmayı istedi bende kırmadım onu. sonra öğrendim ki arkamdan bolca dalga geçmişler. sevgilim onların böyle yapmalarına çok bozulmuş ve gelip beni davranışlarım konusunda uyarmaya çalışmıştı.
ne demek istediğini gayet iyi anlıyordum ama ona ''ben buyum, nasıl olmamı isterdin ki?'' diye sordum. bana aynen şöyle dedi: '' siktir et hepsini. özürdilerim.'' ardından dudaklarıma yapıştı.
ama bu seferki bildiğiniz, gerçek ve ateşli bir öpüşmeydi. benim için en önemli olan şeyse beni ben olduğum için sevmiş ve beni değiştirmeye kalkmamış olmasıydı.
içimdeki bene ulaşmış ve ona dokunarak nazik bir öpücük vermişti. işte bu her şeye değerdi.

ikimizinde aileleri sorunluydu benzer şekillerde ve birbirimize destek olmayı çok iyi öğrenmiştik. ufak tefek anlaşmazlıklarımız haricinde hiç kavga etmemiştik ve ilişkimi gerçekten çok dolu dolu yaşıyorduk.
sonra günlerden bir gün mesajlarında edepsizleşmeye başladı ve bu beni gerçekten çok rahatsız etti. cinsellikle ilgili konular açıldı, o an baş başa olsak kendisine neler yapacağımı falan sordu. ben anlamamazlığa verdim ama bir süre sonra bende istediği dilden konuştum onunla.
bütün masumiyetimiz aniden yok olmuştu.
ertesi gün bize geldi ve ne kadar bir şeyler yapmak istemesem de ,kendimi kanıtlayacağım ya yine kendime hani, birlikte olduk.
bir ay sonra falan da ayrıldık zaten.
şu anda ise çok iyi iki arkadaşız ve geçmişe saygımız var.

                                             Bir ara böyleydik işte onunla...

Varan 3 ü size yarın bambaşka bir başlıkla anlatmak istiyorum çünkü çok uzun ve karmaşık. bunları bile detaya girmeden kısa kısa anlattım ki siz sıkılmayın diye canlarım :D

varan 3 le nasıl bir akrabalık bağım var acaba tahmini olan var mı? :D

not: vallaha yollu falan değilim ben. sadece küçüktüm ve hatırlıyorum :D
not 2: aşkı arıyorum gören duyan olursa haber versin.
not 3: bu notları neden attım bilmiyorum. içimden geldi galiba.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Yeni Başlangıçlar, Yeni Enkazlar...

Çocukluğum gerçekten çok boktan geçti dostlar, daha doğrusu bir türlü geçmek bilmedi desem daha yerinde olur.
içi pislik dolu bir denize atılmıştım ve benden bir kıtadan bambaşka bir kıtaya yüzmem bekleniyordu.
ben büyürken o babam olacak nalet yanımda değildi doğru düzgün ve nedenini bilmediğim bir şekilde  onun uzaktan verdiği emirler doğrultusunda dışarıya da çıkartılmazdım.
çocukluğum bahçede, diğer çocukların oynarken çıkardığı sesleri dinleyerek geçti adeta. evde tek başıma oyunlar oynadım, bol bol çizgi film izledim ve yine nedendir bilinmez hep kadın kahramanlarım oldu benim. x-man benim minnaklığımda da vardı ve oradaki Storm denen kadına tapar vaziyetteydim. bir de himen ve şira vardı sanırım çizgi film olarak. benim kahramın şiraydı tabiiki.
yaşım biraz daha büyüdükçe daha fazla çıkma iznim oldu dışarıya.
daha fazla arkadaşım, oldu daha fazla insan tanıdım ama bir şekilde hep farklı olduğumu fısıldıyordu bir ses kulaklarıma. aldırış etmemeyi denedim.

sonra bir baktım ilkokula başlama zamanım gelmişti. tanrım lanet bir evde tıkılı kalmaktan kurtulacağım için o kadar mutluydum ki size anlatamam. başıma daha kötü ne gelebilirdi ki sonuçta.
okulun ilk günü çıkışta babam beni almaya geç gelmişti, bense beni orada bıraktığını düşünerek nasıl ağlamıştım hiç sormayın.
sonraki günler alıştım tabii bu duruma.

ben büyürken, dediğim gibi başımda rol-model olarak alabileceğim, dedelerim hariç ki onlarda kahveden çıkmazlardı, hiç erkek olmadı neredeyse. bu, erkek bir çocuk için gerçekten önemliymiş, şimdilerde ağızlardan hiç düşmüyor.
ben babannemin, anneannemin, yengelerimin, halamın, teyzemin ve kız kuzenlerimin içerisinde büyüdüm.
örnek alacağım davranışlar haliyle onların ki olmuştu.
efemine davranışlarım hat safhadaydı ama bunu içlerinde büyüdüğüm bir ailenin fark etmesi neredeyse imkansızdı.

okula başladıktan birkaç sene sonra ise her şey biranda üzerime çökmeye başlamıştı adeta.
diğer erkekler benden ne kadarda farklılardı.
bir erkek olarak kızları çok iyi anlayabiliyordum ama erkekler benim için tamamiyle kapalı birer kutuydular.

zaman ilerledikçe ilerledi. insanlar bana farklı davrandılar, garipsediler ve ben sadece susmayı seçtim.
sınıfın en çalışkan öğrencisi bendim. öğretmenim bütün velilere beni örnek gösterirdi ve sınıftaki arkadaşlarım bu durumdan, dolayısıyla da benden nefret ederlerdi.
kaçıncı sınıfta olduğumu hatırlamıyorum ama erkek arkadaşlarımın benden, kızlara oranla daha fazla nefret ettiklerini biliyordum, bundan emindim.

onların benden nefret ettiği kadar bende beden derslerinden nefret ediyordum. ahh o soyunmalar, o dalga geçmeler yok muydu? hep çok güçlü olup hepsini tek seferde dövmeyi düşlerdim.
bir çocuk vardı mesela adı Tavuk olsun, bir de onun çok yakın bir arkadaşı vardı onunda adı Pilav olsun. onlar böyle ayrılmaz bir ikiliydi bence.
az çektirmediler bana 8 yıl boyunca. aşağılamalar, küfürler, dalga geçmeler. hiç bir zaman karşılarında ağlayacak kadar kendimi küçültmedim ve hep şuna inandım: '' ben onlardan daha iyiydim.''
soyunma odasında, ki orası hep sınıfımız olurdu, her zaman penislerini çıkartıp mutlaka gövde gösterisi yaparlardı. gerçekten yaşlarına göre oldukça da iyiydiler ama itiraf etmeliyim.
onlara bakmaaktan zevk aldığımı biliyordum ama hayır bakmamalıydım.
insanlar gerçekten çok acımasızlar özelliklede bu insanlar çocuksa.
hiçbir şeyi umursamadan akıllarına estiği gibi sizi yargılayıp cezanızı verebilirlerdi.
en kötü zamanlarımın geride kaldığını zannederken ortaokulda her şey daha da iğreçleşmeye başladı.
çocuklar büyüdü, bedenleri ve tutkularıda...
erkekler sınıfın içinde bibirlerine ellemeye başladılar. yaptıkları mastürbasyonları anlattılar ve hiç görmedikleri kızlarla birlikte oluşlarını..
top oldum, ibne oldum, kız oldum, siksiz doğmuş oldum, oldum da oldum onların gözünde.
canıma tak ettiği bir anda onlara onların söylemleriyle karşılık vermem gerektiğini biliyordum. bu yüzden değişmem gerektiğine karar verdim. küfür etmeliydim evet küfür etmeyi öğrenmem lazımdı ve kavga, kavga da etmeliydim. hiçbiri düşündüğüm kadar kolay olmuyordu ama altta da kalmıyordum.
hiç dayak yememiştim okulda. çünkü kimse beni dövmeye kalkışmıyordu.
insanlar beni aşağılıyor ama bilmediğim bir şekilde saygı gösterip korkuyorlardı da.
insanoğlu hiç değişmeyecek bunu biliyorum. çünkü insanlar anlamadıkları şeylerden korkarlar ve korktukları şeyleri yok etmeye çalışırlar.
insanların bana saygı göstermeye devam etmeleri için, kendime olan saygımı hiçbir zaman kaybetmemem gerektiğini biliyordum.

okuldaki en yakın arkadaşlarım kızlardı, kızlardan da birkaç tanesi.
ne zaman birisi bana bir şey yapmış olsa ya da moralim bozuk olsa yanımda mutlaka onlar olurdu. hala da görüşüyorum onlarla.

çok korkunç bir şekilde beni yerin dibine sokup çıkaran insanlar bir zaman sonra rüyalarımı süslemeye başladılar, yaşadığım pişmanlıkları ve içine girdiğim ruh halini az çok bildiğinizi tahmin ediyorum.

bundan kısa bir süre sonra çok yanlış bir ilişkinin tohumlarını, çok yanlış bir insanlar atmaya başladım.
bu beni hem korkutuyor hem de heyecanlandırıyordu.
işlerin en çıkmaz olduğu biranda ise, olan biten her şeyi anneme anlattığım bir mektıp yazarken buldum kendimi.
aslında her şey yeni başlıyordu.

ahhh şu şarkılar...

bazı şarkılar insana kendini iyi hissettirir ya hani,
işte bu da onlardan birisi bence.
özellikle sonunu çok seviyorum :)


                                                 nefes aldım nefes verdim burdayım.
                                                             pes etmem yok.
                                       ben buraya çıplak geldim hey hat utanmam yok
                                                    utanmam yok... :)

10 Temmuz 2012 Salı

Ailemin Gazabıyla Tanıştım

Dediğim gibi akşam olup da annem beni almak için geldiğinde, o kahpe öğretmenim hiç beklemeden ben daha ayakkabılarımı giyerken anneme beni anlatmaya başladı. bir eli, ağzını kapatan diğer elini desteklerken gözleri baygın baygın annemi eziyordu.
kafasını hafifçe yana eğip ''ben bilmem.'' gibi bir şey mrıldanırken, sanki şikayetini hiç şaşırmamış gibi yapıyordu. ah o kadının yüzünü hiç unutmuyorum.
ne bizi evimize götürecek olan servise yürürken ne de o servise binip evimize gelene kadar annemle tek bir kelime dahi etmedik. ama annemin bana sinirli olduğunu anlamam için olduğumdan daha büyük bir yaşta olmama gerek yoktu doğrusu.

Babamın, ki ona son 4-5 yıldır baba demiyorum o da bambaşka bir hikayedir anlatacağım sırası geldiğinde, eve ne zaman geldiğini ya da annemin duyduklarını ne zaman kendisine aktardığını bilmiyorum. hayır durun, daha doğrusu hatırlamıyorum.

O anla ilgili hatırladığım tek görüntü şu: ben kanepemizde iç çamaşırlarımla oturuyorum. babam karşımda elinde tabanı sert olduğunu bildiğim bir terlikle dizlerinin üstüne çökmüş; ağzı, Gözlerindeki öfke çukurlarından çıkarttığı zehiri saçıyor.
Annem onun yanında ayakta dikilmiş, öğretmenimin beni şikayet ederken durduğu pozisyonda olanları seyrediyor.
Sağ tarafımda ise ilk evcil hayvanlarım olan kuşlarım, babamın beni dövmemesi için çığlık çığlığaydılar sanki.

Karşımdaki adamın yüzü tanıdık ama yaptıkları ve söyledikleri bir hayli yabancıydı bana.
Bir taraftan çok korkuyorum ama bir taraftanda eğlamamaya çalışıyorum. çünkü erkekler ağlamazdı, babamdan öğrendiğim ilk şeydi bu.
Bütün konuşmayı tam olarak hatırlamıyorum ama bana neler olduğunu sorduğunu çok iyi hatırlıyorum.

Bir zararının olmayacağını düşünerek masumca gittiğim çocuğun yatağının, felaketim olabileceğini anlamam için daha fazla zaman geçmesine ihtiyacım yoktu.
Yaptığımın kötü, hemde çok kötü karşılandığını anlamıştım. içinde bulunduğum durumdan nasıl kurtulacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. gözlerimi sımsıkı yumup içimden dualar ediyordum ''Allahım nolur beni kurtar.'' diye.
Gözlerimi açtığımda ise gelen giden kimse yoktu tabii beni kurtarmak için.
Hal böyle olunca, bana öğretilenin aksine daha fazla dayanamayıp başlamıştım çoktan ağlamaya.
Bir taraftan ağlıyor bir taraftan da karşımdaki adamın ne sorduğunu anlamaya çalışıyordum. Umudumun olmadığını kabulleneceğim bir sırada, çıkış yolunu çokda uzağımda olmadığını keşfetmiştim.
Hayatımdaki ilk yalanımı o zaman söyledim sanırım.
Hiç bir şey yapmadığımızı, sadece konuştuğumuzu falan söylemiş olmam lazım bilmiyorum.
Babam hemen tatmin olmamıştı gerçi ama kızgınlığının azaldığını hissedebiliyordum.
Tüm bunlara rağmen babam bana bağırdıkça bağırmaya, elindekiyle beni tehdit etme fırsatını hiç kaçırmadan üzerime eğilmeye devam etti.
ben de aynı şeyleri söyleyip sabretmeye devam ettim.

Babam bana, sadece terliği kaldırmakla yetinerek  gösterdiği merhameti kuşlarıma göstermiyordu bu arada.
Bana kaldırdığı her terliği, çığlık çığlığa bağırdıkları için onların kafesine indiriyordu.
Kaç defa bunu yapmamasını söylediysem de gözyaşarı içerisinde, cevap hep şu oldu: ''Karışma yoksa sana da indiririm şimdi bir tane.''

Konuşma bir şekilde sona ermişti ve ben ilk sahte gülücüğümüde yüzüme yerleştirip gülümseyerek gitmiştim yatağıma. şimdilik her şey yolundaydı ve artık her zamankinden daha güçlü olmam gerektiğini biliyordum bir şekilde.
İçinizde hiç bilmediğiniz bir yer acır ya hani bazen, hah işte tam da oram sızlayarak uyudum o gece.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Kendimi Tanıtışımdan ve ilk Aşkımdan Gireyim İstedim

Merhaba canlarım ben gay werther.
neden bu adı kendime seçtiğimi gayet iyi biliyor olsam da aslında hala şüphelerim var isim konusunda.
öyle gay werther'in acıları falan dediysem de bakmayın çok polyanna vari bi çocuğumdur ben aslında :)

uzun bir süre olmadı aslında kendimi blog dünyasına atıp kendim gibi insaları bulma arayışına girmem. hepinizin de tahmin ettiği gibi bu benim artık kendimi daha fazla kabullenişimin bir göstergesi sanırım. hepimiz aynı yollardan geçiyoruz ya da çoktan geçtiniz...
o yüzden tanıdık gelebilirim size ya da tam da bu yüzden bloglarını okuduğum bazı insanlar bana bu kadar yakın geldiler. mesela biadamcığımı yani paşamı çok okuyordum en başlarda sadece. ve evet biadama sürekli paşam diyen o polyanna işte benim.
sonra diğerleriyle tanıştım mesela patriği okudum, acemi gayi okudum, kaldırımı okudum vs. vs. hepsinden parçalar buldum kendime dair. sonra durup düşündüm benimde anlatılmayı bekleyen koskoca bir hikayem var diye.
şu anda bunları yazarken bile biraz huzursuzum aslında saçmalıyor muyum acaba diye. neyse düşün düşün b*ktur işin demiş büyükler bi bildikleri vardır elbet. salladım gitti.

klişe bir tabirle kendimi bildim bileli hep bir gariplik olduğunun farkındaydım kendimde. bu farkındalığın tee kreş yıllarıma dayandığını söylesem bana inanır mısınız?
o zamanlar berkay diye bir çocuk vardı kreşte mesela, allahım nasıl tatlı, nasıl yakışıklı bir şey. her gören ileride çok canlar yakacak diyor ama ileriye ne hacet o minnak yaşımda beni yakmış. tabii o zamanlar aşk nedir, götü boklu ben nerden bilcem aşkı :)
sadece hep onunla oynamak, resimlerimi onunla boyamak, hamurlarıma onunla şekil vermek, legolarımı onunla yapmak istiyorum. onunla onunla hep onunla...
o da çok iyi davranıyor bana, gıcıkda olabilirdi pek tabii ama seviyordu beni biliyordum.
ayyy bir tanede sümüklü bi çocuk vardı yarabii düşman başına dostlar.
ne gıcık bir çocuktu o öyle. ne zaman bisiklet sürsem gelir arkamdan iterdi beni ve laf aramızda kendisinden birazda korkar pek laf edemezdim.
günlerden yine bir gün, biz ara kahvaltımızı yapmışız sütümüzü içmiş pijamalarımızı giymişiz tuvaletimizi yapmışız öğle uykusuna yatıcaz.
ohh miss her şey.
öğretmeniminiz bizi yatırdı gitti ama bizde uyku falan ne gezer kalktık kovalamaca oynuyoruz. sırayla da kapının deliğinden hoca geliyor mu diye bakıp durumu kontrol altında tutuyoruz.
o küçük yaşta nasıl akıl etmişsek töbe töbe.
bi ara öğretmen sesimize geldi hepimizi yatırdı bağıra çağıra, sonra yine gitti.
ayyy benim yollu olmaya meyilli olacağım o zamandan belliymiş.
ben rahat durmadım kalktım berkayın yatağına gittim pıtır pıtır, girdim içine.
öylece bakışıyoruz. üzerimizde de hava sıcak sadece çarşaf gibi bir şey var tam hatırlayamadım şimdi.
filmlerde görmüştüm, bakışmayı bırakıp berkaycığıma bir öpücük kondurup kıkırdadım.
o da şaşkın, çocuk heyecandan ne yapçağını bilemedi herhalde diye düşünürken beni yemeye başlamasın mı? ama sadece böyle öpüşüyoruz dediysek de ateşli bir şey beklemeyin. sadece dudaklarımız birbirine deyiyor o kadar. başka hiçbir yerimizde kıpırdamıyor. dudaklarımız dahil.
ben o anının büyüsüne dalıp gitmişken o cadı öğretmen gelip aniden üstümüzü açıp basmasın mı bizi. ne bağırışlar ne çağırışlar.
kahpe, hemen akşam anneme şikayet etti beni.
evde de ne kavgalar ne kıyametler. babamın öfkesini hala hatırlıyorum.
küçüklüğüme dair bu kadar şeyi hatırlamama şaşırabilirsiniz dostlar ama hem hafızam kuvvetli benim hem de ilkler unutulmaz derler ya ondan her halde.
annemle babamın gazabını yarın anlatacağım kısmetse.
kendinize çok iyi bakın. öpüldünüz şekerlikler :)