dinleyin ve kendinizden geçin :*

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Bir Zamanlar Ankara'da Buluşmuştuk


     Merhaba çok sevgili pıtırcıklarım ve ponçik okuyucularım nasılsınız? ben inanılmaz yoğun ve yorgunum! hem okuyup hem çalışmak zor iş benden söylemesi. bu yaz okulu belası yüzünden hiçbir bok yapamıyorum. neyse fazla uzatmayayım yazdıkça yazasım geliyor. özledim zaten buraları.

     Bugün werther'inizin evine bir konuk yazar aldık. biz aylar önce 4 blogger Ankara'da buluşmuştuk ve buluşmanın yazısının yazılması görevi bana verilmiş olduğu halde, utanarak söylemeliyim ki yazmadım. yazamadım... Fırsatım olmadı, affedin. Bakalım benim yerime bu yazıyı kim nasıl yazmış :D sözü kendisine bırakıyorum. en sonra sözü tekrar ben devralacağım merak etmeyin :*

************

Herkese selamlar olsun! Ben deniz Bal Oğlan demek istiyorum ama zaten büyük ihtimal tanıyorsunuz beni ahaha ama yinede fabulous kanımın verdiği kurallar gereği kendimi tanıtmak zorunda hissettim. Şimdi diyeceksiniz ki Bal Oğlanın bu blogda ne işi var? Eeh ben bloğumu kapattığım için artık yazı yazamıyorum (Ki öyle yazma gibi istediğim de yoktu ama...) eesi sağ olsun tembel blogger arkadaşlarımız buluşma yazımızı hala yazmadıkları için ben yine fabulous kanımın verdiği kurallar gereği yazma zorunluluğunu hissettim kendimde. Eesi uzatmadan yazıya başlayayım ben, başka bloggerın bloğunda misafirim sonuçta, misafir dediğin uzun kalmaz.
 
Bundan aylaaar hatta yıllaaar önce bir blogger buluşması yapmıştık Ankara'da. 4 kişilik ufak bir buluşmaydı ama cidden eğlenceli ve tatmin ediciydi. Her zaman ki sivri dili ve nişan taşı seviyesinden asla düşmeyen havası ile güzeller güzeli Miss Tiffany, Mütevazi ve masum tavırlarıyla kalbini ısıtan namı değer angaralı Can Saman, seks konusundaki mikemmel maceraları ve uzmanlığıyla adını taşlara yazdırmış olan, çapkın ve dünya tatlısı Gay Werther vee ben deniz Bal Oğlan. 

Buluşma için çok heyecanlıydım, tabi o zamanlar çok farklıydım, yaklaşık bi 10 kilo zayıftım, suratım sivilce doluydu, kollarım çöp gibiydi ve saçlarım bayağı bi uzundu. Buluşacağımız saate kadar heyecanlı heyecanlı beklemiştim, duş aldıım saçlarımı en az üç kere yapıp tekrar yıkayıp tekrar yaptıım, en güzel kıyafetlerimi titizlikle seçip kombine ettim, hatta suratıma bb krem bile sürdüm ki sivilcelerim biraz kapansın diye (Ki pek işe yaramadı, kafam kadar oldukları için.) Vakit gelince zıplaya zıplaya çıktım evden. Önce Can ile kızılayda buluştuk. Can ile zaten daha önce çok komik bir tanışma hikayemiz vardı. Ben ankaraya taşındığım dönem, eşyasız evimi temizlerken Can gelmişti, ilk defa yüz yüze görüşmüştük. Bom boş bir salonda yere oturup limonata içmiştik. Aah ah ne güzel günlerdi (betona oturduğum için cırcır olmuştum, ne güzel günler ne güzel...) Can'ı kızılayda her zamanki asil duruşuyla görünce suratımda istem dışı bir gülümseme oluşmuştu. Siyahı seven bir insandı, saçları uzun siyah, teni esmer, kıyafetleri siyah, zayıf ama estetik bir zayıflığı olan kelimenin tam anlamıyla bir Bihter Ziyagil denilecek bir tipti. Beni görünce utangaç ve masum bir tavırla gülümsedi, uzun uzun sarıldık birbirimize ve biraz sohbet ettikten sonra tiffaniyi beklemeye başladık. ikimizde daha önce görüşmemiştik Tiffany ile. Eesi ikimizde de büyük bir heyecan ve merak vardı. Ama tabi 15 dakika ayakta beklemenin vermiş olduğu yorgunluk yüzünden heyecanımız git gide korkuya dönüşmeye başlamıştı. "Ya gelmezse? telefonunu da açmıyor, acaba utandı da gelmeyecek mi?" aklımızda sorular uçuşup duruyor. Ben meraktan ölürken Can demesin mi "ben sanırım gördüm onu, Tiffany mi acaba diye uzun uzun baktım, sanırım o yüzden korkup kaçtı, kaçırdım kızı!!" (Ah Can ah gitti kız senin yüzünden ahaha) ama tabi boşa paranoya yapmışız Tiffany telefonunu açıp bize doğru el sallayarak gelmeye başladı. Tiffaniyi görünce şöööyle bir süzüverdim. Allaaaam o saçlaaar, o gözleeer, o bacaklaaar... Esmer tenine tamamen zıt olan inci gibi bembeyaz dişleri, bir kadını andıran dolgun vücut şekli, kıvır kıvır omzundan dalgalanan kumral saçları, kalın kemik gözlükleri vee mm şey mm işte anlayın... Göğüsleri?? (Hemde orijinal)  Tiffaniyi görünce ikimizde sevinçli bir şekilde koşturduk ve hemen sarıldık. Allaaaam bi görün onu bu nasıl eğlenceli bir tiptir, bu nasıl komik bir insandır, tam anlamıyla nazlı gelin gibi zaten, kahkaha atmadan duramıyosun yanında, sürekli güldürüyo seni. 

üçümüzde buluşunca geri sadece Werther kalmıştı. Ama tabii kendisi assolist olduğu için ille en son gelecek. Eesi bizde friendly bir cafeye geçip sohbete başladık, (Biz sohbet ederken Tiffany süper mega acılı makarnasını löp löp götürüyordu, sonra da vay efendim kilo mu aldım ben ne...) Sohbeti genelde Tiffany yönlendiriyordu, Can la bende ağzımız kulaklarımızda Tiffany'i dinliyorduk, derkeeen Werther geliverdi. Allahın özene bezene yarattığı sivri çenesi, ahenkle uçuşan ve "gel beni okşa" diye bağıran kumral saçları, açık renk teniyle uyumlu, boncuk gibi mavi gözleri... Her zamanki diva havasıyla girdi içeri. (Cafeyi bulamadığı için ben gidip almıştım.) Cafede masaya doğru öyle bir yürüyoruz ki, Werther adeta yavaş çekimde, rüzgar saçlarına doğru uçuşuyor, balerin gibi parmak uçlarında resmen, bide beni görün. Rüzgar bana esse esse arkadan eser ki saçlarım bozulsun... Sonunda dört çalgıcı toplanmıştık. Sohbet sohbeti açtı, gülmeler, kahkahalar, sarılmalar, yaakuşuklu kesmeler, Werther ile Tiffany'nin Canla benim şaşkın bakışlarımız altında yarıştırdığı hikayeleri vee güzel bir sakarya manzarası. 3 saat falan oturduk orda, ve zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadık. Can'cığım kıyamam hastaydı biraz, morali de hafiften bozuktu, ama eminim ki ona da iyi gelmişti bu ufak buluşma. Tiffany ve Werther'in diva tavırları zaten bizi bayağı bir eğlendirmişti. Hava kararınca da yavaşça dağıldık. Bana sorarsan çok eğlenceli ve tatlı bir buluşmaydı. Vakit konusunda sıkıntıda olmamıza rağmen gayet iyi vakit geçirmiştik. Hepimiz farklı renklerimiz ve farklı kişiliklerimizle cafede ufak bir gök kuşağı doğurmuştuk. Tiffany kesinlikle pembe, bir bayanın zarif ve tatlı rengi, Werther maviydi, gözleri gibi, Can Siyahtı, zarif, utangaç, alçak gönüllü ve güven veriyordu. Beni sorarsanız ben hep sarıydım hala da sarıyım. Güneş gibi, balın rengi gibi, açmış bir karahindiba gibi vee her ne kadar kabul etmek istemesem de saçlarım gibi... (Açık kahve ama tam sarı değil yani...) Herkese burdan çoook selamlar ve öpücükler gönderiyorum, okuduğunuz için teşekkürler, bu sene bir daha buluşacağız ankara da olupta gelmek isteyen herkes davetli, Bal oğlandan herkese renkli hayatlar!!! 

**********
     Bal Oğlan'cığımın sözleri bu kadar efendim :D anlattıkları tabii ki özet niteliğinde kendi duygu ve düşünceleridir; yoksa benim uzaktan yakından orda anlatılanlarla alakam yok haberiniz olsun :D :D :D
Pıtırcığım biraz geniş gönle sahip beni güzel görüyor o kadar, ama diğerleriyle ilgili anlattıklarının altına imzamı atarım. Tiffany'ciğim Can'cığım Bal'cığım hepsi de çok tatlı ve tanınması gereken insanlar. sizinle tanıştığım için çok mutluyum. tekrarlayalım bebekler :)