dinleyin ve kendinizden geçin :*

29 Kasım 2014 Cumartesi

Bana Yine MiM Fişeklemişler!


Uzun zamandır camiadan uzak kalmıştım pıtırcıklar evet, haklısınız. Camianın yokluğumu hissettiğinden emin değilim zaten. Werther kim ki Werther ölsün zaten. (tripatar makinesı gibiyim yalnız) 
Sevgili Exodya'cığım bana Mim atmış sağ olsun. şimdi onu cevaplayacağım. Bakalım fişeklenen mimin soruları nelermiş :D

1) Hiç homofobiye/transfobiye uğradınız mı?

Ahaaaayy şaşırdın sen heralde :D tabii uğradık annem hem de en babasından. Her zaman söylerim ilkokul ve lisenin acımasızlığını hayatın hiçbir kesiminde kolay kolay tadamazsın tekrar diye. aynı zamanda günlük hayatta da karşılaşıyoruz bu durumlarla. Homofobi dediğimiz şey sonuç olarak kabullenilemeyen bir durumun kişide oluşturduğu duyguysa, homofobiye uğramaksa bu duyguların bize yansıtılışı olmalı. bunun ışığında homofobiye sadece sözle uğranmaz. bir bakış, bir jest, bir mimik, bir saç savruluşu vb gibi durumlarla da ortaya çıkabilir. tabii  ben bu durumlarda naparım, itinayla yolarım :D

2) Peki, hiç homofobik/transfobik davranışlarda/söylemlerde bulundunuz mu?

Bunu herkes yapmıştır sadece ben değil. kendinizi tam anlamıyla kabul edemediğiniz zamanları hatırlayın bir. hiç mi kendinizden nefret edip adını koyamadığınız saçma sapan tiksinme duygularında boğulmadınız. aslında en başta kendimize yaptık bunları, daha sonra başkalarına. ben hiçbir zaman transfobik bir eylemde bulunmadım, ama nedendir bilmiyorum ama bir süre öncesine kadar zırıl bacılarımı içten içe ezerdim :D hepsinden özür dilerim. hepiniz benim bebeklerimsiniz pıtırcıklar :*

3) Bir LGBTİ tarafından homofobi/transfobi yapılabilir mi?

Aaaaaaa çok tatlı bir soru. Evet yapılır, hem de Allah'ına kadar yapılır küçük kız :D çok basit bir örnek vereceğim. bugün kişileri maskülen ve feminen diye ayırabiliyoruz. ''Feminenler uzak dursun'' diye sosyal ağlara ibareler koyabiliyoruz. bunlar aslında bizim de kendi içimizde yaptığımız ötekileştirmeler. bizler sadece toplum tarafından ötekileştirilen bir dezavantajlı grup değiliz; aynı zamanda kendi içimizde bunu yaparak işleri daha da zor bir hale getiriyoruz. Bu konulan ibarelerin sebebi ne peki? tabii ki korku ve kıt anlayışlar.
- Ben kadın gibi davranan birisini isteseydim zaten gider bir kadınla beraber olurdum.
- Ben yanımda öyle birini dolaştıramam bir gören olursa ne derim beni anlar.
Anlasa da anlamasa da öylesin zaten kevaşe daha neyin tribini yaşıyorsun :D

4) Homofobik/transfobik söylemlerle karşılaşınca ne yapıyorsun?

Ne yapacağım, tabii ki perdelerimi kaldırım ikinci kimliğime bürünüp önce dilini kopartırım sonra bacaklarını ayırır sonra ayırdığım o bacaklarıyla bütün dişlerini eline veririm ^_^
Tabii ki bu en son kısım ahahhaha :D yani önce mesleki disiplinimin bana verdiği yetkiyle tam bir profesyonel gibi dinler ve soru sorarım gördüğüm ilk açıkta bombayı patlatır, kişiyi 100 yıl sürecek bir yalnızlığa mahkum ettikten sonra catwolk yaparak ordan uzaklaşırım :D :D :D

5) Ailene/arkadaşlarına açıldığında fobik durumlarla karşılaştın mı?

Çoğunuz biliyorsunuz ben önce ailesine daha sonra arkadaş çevresinin bir kısmına açılmış birisiyim. bazı şeyleri biraz tersten yaptım yani. Bugüne kadar açıldığım arkadaşlarımın hiçbirisinden fobik bir durumla karşılaşmadım, ama ailem bunu bana fazlasıyla yaptı. özellikle annem zamanında kalbimi çok defa kırdı, ama kullandığı cümlelerin beni bilerek kırmaya yönelik olmadığını bildiğimden onu affetmem kolay oldu. birbirimizi anladık. esprilere gelince, ben zaten kendisiyle dalga geçebilen bir insanım arkadaşlarımla güleceğim bir ortamda espri yaparım yapılmasına da ses çıkartmam. bunları fobik söylemler olarak değerlendirmem, çünkü dile getirilen şeyler artık kabullenilmeye hazır şeylerdir ve konuşulması beni mutlu eder. olaylara sadece kötü tarafından bakmayın pıtırcıklar. İnkar edilenler, konuşularak kabul edilirler :)

 6) Bu konudaki son sözlerin?

Bu mimki programımızın sonuna geldiğimiz şu kelimelerde bana mimi paslayan tahtımın kuvvetli varisi Exodya'cığıma teşekkürü tekrar borç bilirim. bunun haricinde aslında söylemeye çalıştığım şeylerin özeti şu; Ne bizim yaptıklarımız kimseyi öldürür ne de bize yapılanlar ya da söylenenler. bunların sadece bizi güçlendirmesi lazım. bugün cevap veremediğiniz şeylere yarın cevap verebilecek kudrete sahip olun. bugün savaşamayacağınız bir şeyle yarın savaşabilecek güçte olun.

7) Kimleri mimlemek istersin?
Ahaaaaayyyyyy en sevdiğim soru :D düşünelim bakalım bi :D

Tabii ki öncelikle trip atmak babında beni unutmuş üzerime kepçe kepçe kum dökerek beni gömmüş olan bir blogger olan O gay ben de ' ye paslıyorum. (kesin sorulara bir kulp bulur ama neyse adet yerini bulsun)

İkinci olarak bu mimi çürük vişne'me paslamak istiyorum. kendsi 
sahalara geri döndü ve beni mutlu etti. sarışın mavi gözlü zaafımın adıdır kendisi bu arada :D

üçüncü olarak bu soruları cevaplamaktan çok memnun olacağını tahmin ettiğim birisine yani tiffaniy'ciğime paslıyorum. 


Hepinizi çok seviyorum pıtırcıklar, öpüldünüz :*

26 Ekim 2014 Pazar

KEZBAN WERTHER'İN EVRİMİ BÖLÜM 5

   İçimde olan ve olmayan her şeyimle seslenerek anlatmak istiyorum bazı şeyleri. Duygusallığımı mazur görün.

Sustukları içinde büyüyen herkese…



   Sana nasıl sesleneceğimi aylardır, belki de yıllardır düşünüyorum ve en sonunda yine en iyi yaptığım şeyi yaparak dökmek istedim içimi. Yazarak…
   Aslında bu yazıya kaç kere başlayıp yarıda bıraktım ve baştan başladım bilmiyorum, ama bu sefer kararlıyım; bitireceğim. Yaşadığım son olaylara kadar her şeyimle sesleneceğim sana.


                Seni hayatımdan çıkarışımın bilmem kaçıncı yılını, akmayan göz yaşlarımla kutladığım şu günlerde, durmadan rüyalarıma giriyorsun baba. Seninle saatlerce seviştiğim bir rüyadan kan ter içinde kalktığım o gün, yine saatlerce aklıma gelen yüzünle öğürdüm; ama kusamadım. Saplandığın beynimden atamadım seni baba. Kirlendiğimi hissettim, ama bedenimden akıp giden su bende bıraktıklarını götüremedi.
                
                Döktüğüm ve dökemediğim bütün göz yaşlarının günah keçisi olan sen, kendi günahlarımı temizlememe yetmiyor şu sıralar baba. Kendimi çok yalnız hissediyorum…
Kendime kurduğum o mükemmel dünya, gerçekleşmeyen hayallerimin altında kalıp yok oldukça boğuluyorum, nefes alamıyorum baba.
               
                Baktığım bütün aynalar, hiçbir şey hissetmediğimi düşündüğüm; ama içten içe nefret ettiğim senden yeni bir sen doğuruyor bana. O kadar çok benziyorum ki sana, aynalardan nefret ediyorum baba.
                
                Kimden intikam aldığımı bilmeden dokunduğum her ten, ruhumdan bir parça aldı baba. Şimdi ruhum, bir atış poligonundaki sahte karanlık yüzler gibi delik deşik ve benden çok uzakta.
                
                Yattığım her adamda seni bulmaya çalıştığımı kabul etmiyorum baba. Hiçbiri sana benzemiyordu. Her adamda senden biraz daha kaçtım. Yapmamdan korktuğun her şeyi bir çırpıda yapıp seni yenebileceğimi düşündüm. Seçtiğim yol, yollara ayrıldı ve başladığım noktayı kaybettim. Kaçıncı bedende kendime bu kadar yabancılaştım inan bilmiyorum baba.
                
                Kendimi ne kadar yıprattığımı, ruhum bedenime isyan edip gözlerimde ele verince kendini anladım baba. Gözlerim artık eskisi gibi renk değiştirmiyor. Ruhum renklendikçe gözlerim de hiç bilmediğim renkler alırdı baba. Ruhum tek renge bürünüp masumiyetim solmaya başladığından beri gözlerim, adını hiç bilmediğim bir renkte sabitlendiler. Adımı bile unutmaya yüz tuttum…
                
                İçinde o bilmediğin yer acır ya hani baba, her gün o acıyla uyuyup o acıyla uyanıyorum. Ne seni affedebiliyorum ne de kendimi. Senin beni ölüme terk ettiğin gibi ben de kendimi ölüme bıraktım baba. İkimizde katiliz ve ikimizde suçlu…
                
                Hiçbir kötülük beni bulamazmışçasına korkusuzca yaşadım yıllarımı baba. Beni çağırdıklarında yanlarına gitmemem konusunda uyardığın bütün amcaların yanına gittim. Hepsinin de amacı aynıydı. Önlerindeki o uzun şeyi içime sokup derinliklerimde zevkin doruklarına çıkmak. Dönüp sümüğümü sürmeyeceğim adamlarla birlikte oldum. Onlara kendimi vermemin aynı zamanda onlara değer vermem olduğunu sanan kaç adam bütün servetlerini önüme döktü baba bir anlatsam aklını kaçırırsın. Sundukları hiçbir şeyi kabul etmedim, çünkü ben çirkinlerin şansıydım. Hepsi zavallı ve çaresizdi ve aslına bakarsan sanırım ben de öyleydim.
                
                ‘’Anne’’de tıpkı ‘’baba’’ gibi dört harfli baba. Kahpelik mi ‘’b’’de yoksa şefkat mi ‘’n’’de inan çözemedim. İki varlığı kökten değiştiren şeyin tek bir harf olmasını her şeyimle reddediyorum baba.
                
                Senin sevmediğin gibi pek çok adamda yine beni sevmedi baba ve öldürmekle tehdit ettiğin benin daha bir tane bile sevgilisi olmadı. Üzerimde lanetini taşıyormuşum gibi herkes beni tıpkı senin gibi yarı yolda bıraktı, hepsi beni kullanıp bir kenara attı. Verdikleri hiçbir sözü tıpkı senin gibi tutmadılar. Her defasında kendimden daha çok nefret ettim. En son hiç görmediğim ama aylarca telefonda yazışarak konuştuğum bir çocuktan hoşlanacak kadar zavallı olduğum için kendimden nefret ettim baba. Yalnızlığımın dibini yaşadığım o günlerde, bana kendimi özel hissettiren tek insanında ikinci defa hiçbir şey söylemeden ortadan kaybolması, emin ol hayatı bir parça daha sevme çabama yardımcı olmadı baba. Kendimden ettiğim gibi ondan da nefret ettim.
                
                Kurşun döker gibi suya döktüm yüzümü baba. Her bir parçam başka bir yere sıçradı. Nazara değil, ama sana gelmişim baba. Rüyalarımda sürekli benimle uğraşıyorsun ve ne zaman benimle uğraşsan lanet ederek uyandığım o gün, yaşattığın bir sıkıntının haberini alıyorum.
İçim daralıyor baba.
                
                Hangi adamdan sonra sinyal vermeye başladı vücudum bilmiyorum baba. Değişikliği fark etmem ne kadar geç olduysa doktora gitmem de bir o kadar geç oldu. Bütün belirtileri internetten okumuştum ve hepsine de sahiptim. Her zaman senden yiyeceğimi düşündüğüm kurşunu, şimdi kendime sıkmaya hazırdım. Hastaneye gidip ne diyeceğimi inan bilmiyordum. Korku ve panik bir anda bütün dünyam olmuştu. Öyle ya da böyle yalnız olduğumu biliyordum baba ve paşa paşa gidip kan verdim.
                
                Bedel ödeme zamanı gelmişti sanırım baba ve buna hazır olup olmadığımı inan bilmiyordum. İstediğim tek şeyin kabullenilmek ve anlayış olduğunu düşündüğüm dünyamı biraz sonra sonuçların içinde yazılı olduğu kağıt parçasının değiştirebilecek olması nefesimi kesti baba.
                
                Bu satırları hiç okuyamayacak olman ve benim bu seslenişi hayatımda olmayan birisine yapıyor olmam kadar saçmaydı elimdeki kağıt parçasını okumayışımdaki ısrarım. Okusam da okumasam da hiçbir şey değişmeyecekti.

Yıllar sonra sana ilk defa baba diyerek ve son olacağını düşünerek yazıyorum bunları ve nedendir bilmiyorum yine her şeyin suçlusu olarak seni ilan ediyorum.
                
                Yaptığım şeylerin hiçbirisini yapmamış olmayı dilerken bile aklımın yeni heyecanlar peşinde olması kendime söz geçiremeyişimin en büyük kanıtıydı. O iğrenç beyaz kağıttaki sonuçlar göz yaşlarımla ıslanırken yok olmayı istedim baba. Biriken her şey damla damla iz bırakırken o kağıtta, yenildiğimi her şeyimle biliyordum. Yalnızlığım ve çaresizliğim soğuk soğuk vururken yüzüme, bana sarılacak ve her şeyin geçeceğini söyleyecek birinin varlığına ihtiyacım vardı. bağıra çağıra ağlamak istiyordum baba, etrafı kıra döke, haykırarak... Öfkem kontrolünü kaybettiğim bir canavar gibiydi. dudaklarımı birbirine bastırarak ve elimle yüzümü gizleyerek, dünyadaki en büyük günahmışım gibi ciğerlerim sıkışarak, boğazım acıdan parçalanarak attım kendimi dışarı. sesim olması gerektiği gibi çıkmadı baba. bütün dünya benimle dalga geçer gibi etrafımda dönüyordu.


Neye tutunacağımı bilmiyorum baba. Bütün dünya kayıp giderken elimin altından, bilinçsizce kapatıyorum gözlerimi akıp giden zamana ve rüyama girmeni bekliyorum. her şey adına seni suçlayabilmem için gelmeni bekliyorum.

Kağıtta, ''Sana bir şans daha veriyorum.'' yazıyor.

Son defa...

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Bir Zamanlar Ankara'da Buluşmuştuk


     Merhaba çok sevgili pıtırcıklarım ve ponçik okuyucularım nasılsınız? ben inanılmaz yoğun ve yorgunum! hem okuyup hem çalışmak zor iş benden söylemesi. bu yaz okulu belası yüzünden hiçbir bok yapamıyorum. neyse fazla uzatmayayım yazdıkça yazasım geliyor. özledim zaten buraları.

     Bugün werther'inizin evine bir konuk yazar aldık. biz aylar önce 4 blogger Ankara'da buluşmuştuk ve buluşmanın yazısının yazılması görevi bana verilmiş olduğu halde, utanarak söylemeliyim ki yazmadım. yazamadım... Fırsatım olmadı, affedin. Bakalım benim yerime bu yazıyı kim nasıl yazmış :D sözü kendisine bırakıyorum. en sonra sözü tekrar ben devralacağım merak etmeyin :*

************

Herkese selamlar olsun! Ben deniz Bal Oğlan demek istiyorum ama zaten büyük ihtimal tanıyorsunuz beni ahaha ama yinede fabulous kanımın verdiği kurallar gereği kendimi tanıtmak zorunda hissettim. Şimdi diyeceksiniz ki Bal Oğlanın bu blogda ne işi var? Eeh ben bloğumu kapattığım için artık yazı yazamıyorum (Ki öyle yazma gibi istediğim de yoktu ama...) eesi sağ olsun tembel blogger arkadaşlarımız buluşma yazımızı hala yazmadıkları için ben yine fabulous kanımın verdiği kurallar gereği yazma zorunluluğunu hissettim kendimde. Eesi uzatmadan yazıya başlayayım ben, başka bloggerın bloğunda misafirim sonuçta, misafir dediğin uzun kalmaz.
 
Bundan aylaaar hatta yıllaaar önce bir blogger buluşması yapmıştık Ankara'da. 4 kişilik ufak bir buluşmaydı ama cidden eğlenceli ve tatmin ediciydi. Her zaman ki sivri dili ve nişan taşı seviyesinden asla düşmeyen havası ile güzeller güzeli Miss Tiffany, Mütevazi ve masum tavırlarıyla kalbini ısıtan namı değer angaralı Can Saman, seks konusundaki mikemmel maceraları ve uzmanlığıyla adını taşlara yazdırmış olan, çapkın ve dünya tatlısı Gay Werther vee ben deniz Bal Oğlan. 

Buluşma için çok heyecanlıydım, tabi o zamanlar çok farklıydım, yaklaşık bi 10 kilo zayıftım, suratım sivilce doluydu, kollarım çöp gibiydi ve saçlarım bayağı bi uzundu. Buluşacağımız saate kadar heyecanlı heyecanlı beklemiştim, duş aldıım saçlarımı en az üç kere yapıp tekrar yıkayıp tekrar yaptıım, en güzel kıyafetlerimi titizlikle seçip kombine ettim, hatta suratıma bb krem bile sürdüm ki sivilcelerim biraz kapansın diye (Ki pek işe yaramadı, kafam kadar oldukları için.) Vakit gelince zıplaya zıplaya çıktım evden. Önce Can ile kızılayda buluştuk. Can ile zaten daha önce çok komik bir tanışma hikayemiz vardı. Ben ankaraya taşındığım dönem, eşyasız evimi temizlerken Can gelmişti, ilk defa yüz yüze görüşmüştük. Bom boş bir salonda yere oturup limonata içmiştik. Aah ah ne güzel günlerdi (betona oturduğum için cırcır olmuştum, ne güzel günler ne güzel...) Can'ı kızılayda her zamanki asil duruşuyla görünce suratımda istem dışı bir gülümseme oluşmuştu. Siyahı seven bir insandı, saçları uzun siyah, teni esmer, kıyafetleri siyah, zayıf ama estetik bir zayıflığı olan kelimenin tam anlamıyla bir Bihter Ziyagil denilecek bir tipti. Beni görünce utangaç ve masum bir tavırla gülümsedi, uzun uzun sarıldık birbirimize ve biraz sohbet ettikten sonra tiffaniyi beklemeye başladık. ikimizde daha önce görüşmemiştik Tiffany ile. Eesi ikimizde de büyük bir heyecan ve merak vardı. Ama tabi 15 dakika ayakta beklemenin vermiş olduğu yorgunluk yüzünden heyecanımız git gide korkuya dönüşmeye başlamıştı. "Ya gelmezse? telefonunu da açmıyor, acaba utandı da gelmeyecek mi?" aklımızda sorular uçuşup duruyor. Ben meraktan ölürken Can demesin mi "ben sanırım gördüm onu, Tiffany mi acaba diye uzun uzun baktım, sanırım o yüzden korkup kaçtı, kaçırdım kızı!!" (Ah Can ah gitti kız senin yüzünden ahaha) ama tabi boşa paranoya yapmışız Tiffany telefonunu açıp bize doğru el sallayarak gelmeye başladı. Tiffaniyi görünce şöööyle bir süzüverdim. Allaaaam o saçlaaar, o gözleeer, o bacaklaaar... Esmer tenine tamamen zıt olan inci gibi bembeyaz dişleri, bir kadını andıran dolgun vücut şekli, kıvır kıvır omzundan dalgalanan kumral saçları, kalın kemik gözlükleri vee mm şey mm işte anlayın... Göğüsleri?? (Hemde orijinal)  Tiffaniyi görünce ikimizde sevinçli bir şekilde koşturduk ve hemen sarıldık. Allaaaam bi görün onu bu nasıl eğlenceli bir tiptir, bu nasıl komik bir insandır, tam anlamıyla nazlı gelin gibi zaten, kahkaha atmadan duramıyosun yanında, sürekli güldürüyo seni. 

üçümüzde buluşunca geri sadece Werther kalmıştı. Ama tabii kendisi assolist olduğu için ille en son gelecek. Eesi bizde friendly bir cafeye geçip sohbete başladık, (Biz sohbet ederken Tiffany süper mega acılı makarnasını löp löp götürüyordu, sonra da vay efendim kilo mu aldım ben ne...) Sohbeti genelde Tiffany yönlendiriyordu, Can la bende ağzımız kulaklarımızda Tiffany'i dinliyorduk, derkeeen Werther geliverdi. Allahın özene bezene yarattığı sivri çenesi, ahenkle uçuşan ve "gel beni okşa" diye bağıran kumral saçları, açık renk teniyle uyumlu, boncuk gibi mavi gözleri... Her zamanki diva havasıyla girdi içeri. (Cafeyi bulamadığı için ben gidip almıştım.) Cafede masaya doğru öyle bir yürüyoruz ki, Werther adeta yavaş çekimde, rüzgar saçlarına doğru uçuşuyor, balerin gibi parmak uçlarında resmen, bide beni görün. Rüzgar bana esse esse arkadan eser ki saçlarım bozulsun... Sonunda dört çalgıcı toplanmıştık. Sohbet sohbeti açtı, gülmeler, kahkahalar, sarılmalar, yaakuşuklu kesmeler, Werther ile Tiffany'nin Canla benim şaşkın bakışlarımız altında yarıştırdığı hikayeleri vee güzel bir sakarya manzarası. 3 saat falan oturduk orda, ve zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadık. Can'cığım kıyamam hastaydı biraz, morali de hafiften bozuktu, ama eminim ki ona da iyi gelmişti bu ufak buluşma. Tiffany ve Werther'in diva tavırları zaten bizi bayağı bir eğlendirmişti. Hava kararınca da yavaşça dağıldık. Bana sorarsan çok eğlenceli ve tatlı bir buluşmaydı. Vakit konusunda sıkıntıda olmamıza rağmen gayet iyi vakit geçirmiştik. Hepimiz farklı renklerimiz ve farklı kişiliklerimizle cafede ufak bir gök kuşağı doğurmuştuk. Tiffany kesinlikle pembe, bir bayanın zarif ve tatlı rengi, Werther maviydi, gözleri gibi, Can Siyahtı, zarif, utangaç, alçak gönüllü ve güven veriyordu. Beni sorarsanız ben hep sarıydım hala da sarıyım. Güneş gibi, balın rengi gibi, açmış bir karahindiba gibi vee her ne kadar kabul etmek istemesem de saçlarım gibi... (Açık kahve ama tam sarı değil yani...) Herkese burdan çoook selamlar ve öpücükler gönderiyorum, okuduğunuz için teşekkürler, bu sene bir daha buluşacağız ankara da olupta gelmek isteyen herkes davetli, Bal oğlandan herkese renkli hayatlar!!! 

**********
     Bal Oğlan'cığımın sözleri bu kadar efendim :D anlattıkları tabii ki özet niteliğinde kendi duygu ve düşünceleridir; yoksa benim uzaktan yakından orda anlatılanlarla alakam yok haberiniz olsun :D :D :D
Pıtırcığım biraz geniş gönle sahip beni güzel görüyor o kadar, ama diğerleriyle ilgili anlattıklarının altına imzamı atarım. Tiffany'ciğim Can'cığım Bal'cığım hepsi de çok tatlı ve tanınması gereken insanlar. sizinle tanıştığım için çok mutluyum. tekrarlayalım bebekler :)

18 Haziran 2014 Çarşamba

Hit&Miss



   Merhaba çok pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucularım. nasılsınız? ben çok iyiyim ve birazdan size tanıtacağım dizi için heyecanlıyım. yeniden. yeniden diyorum çünkü ben bu diziyi teee yıllar önce bir kez daha tanıtmıştım sizlere. neyse tekrarlama ihtiyacı hissettim. lütfen konuyu iyice okuyun :)

Dizimizin ismi Hit&Miss

     Şans eseri keşfettiğim bir dizi kendisi ve inanın çok severek izleyip bitirdim. ilk sezonu 6 bölümdü ve konusunu okuduktan sonra başladığım dizide umduğumdan daha fazlasını buldum izlerken. Ben devamı olur zannediyordum ama malesef mini proje olarak yapıldığını sonradan öğrendim. çok isterdim devam etmesini. 

Dizimizin konusu ise şöyle:

   Dizi, Shameless'ın yaratıcısı olan bir Paul Abbott dizisi . 

   Kiralık katil olan Mia’nın, kimsenin bilmediği bir sırrı vardır. 
Kendisi aslında, transseksüel bir kadındır. Yaşamını bu şekilde idame ettiren karakterimiz, bunalımlı günlerindeyken, eski sevgilisi Wendy’den bir mektup alır. Kanser olan Wendy, Mia’ya, şu anda 11 yaşında olan Ryan ismindeki oğlunun, babası olduğunu söyler.
Dizinin baş rolünde, Oscar adayı ve Altın Küre sahibi olan Chloë Sevigny bulunuyor. Kendisini Big Love‘ dan tanıyabilirsiniz. Bu ismin haricinde, en son Prisoners Wives ta seyrettiğimiz Jonas Armstrong  da dizide yer alan başka bir cevher.
Hit and Miss; aile, cinsel kimlik ve ebeveynliği, Mia karakterinin öldürme iç güdüsüyle birleştiren bir çerçeve içerisinde veriyor bize.  

     Dediğim gibi ben beklediğimden fazlasını buldum. değindiği çok güzel noktalar var ve bazen gözlerimin dolduğu bile oldu. Bence tereddüt etmeyin ve direk izleyin :)
Umarım sizde beğenirsiniz. 
Kendinize çok ama çok iyi bakın pıtırcıklar. hepinizi çok seviyorum :)
 unutmadan, bir de kendinize iyi davranın...
:* :* :* :* :*

16 Haziran 2014 Pazartesi

MİM GELMİŞ!!!


     Merhaba çok pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucularım. nasılsınız? Vallaha ben, fal adına açılmayı bekleyen bir kahve fincanı gibiyim. neden mi? çünkü falcıda çalışıyorum. her günüm  çok meceralı geçiyor bu nedenle artık bende bir fincan oldum elden ele geziyorum  (yanlış bir şey anlamayın, öhöm) :D

     Mim gelmiş, bloglara bir renk gelmiş. mim'i başlatan ''Hâlkı Bilinçlendirme Projesi'' ortağım o gay'ciğime çok teşekkür ediyorum öncelikle :D Sonrasındaysa hatırlayıp beni mimleyen prensesim Tiffaniy'ciğime kocaman öpücüklü bir teşekkür ediyorum :D

     Mim'e gelecek olursak, kendisi birkaç tane hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan sorulardan oluşuyor ahahahah :D yok yok şaka yaptım. hepsi o gayciğimin fantezi dünyasından çıkma aslında camianın nabzını yoklayan sorular. E öyle olsun ki kim hangi nabza hangi şerbeti verecek bilelim değil mi :D :D :D

Başlayalım öyleyse

1. Açık ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında açık ilişki konusuna sıcak bakıyorum, sonuç olarak bu bir vizyon meselesi. gel gelelim ki ben kıskanç bir insanım, erkeğime başka erkeklerin eli değsin istemem! Ha ama bana değsin bence :D yani ben açık ilişki yaşayayım ama o yaşamasın. hem karnım doysun hem pastam dursun nolur ki yani :D :D :D

2. Eşcinseller arasında marka takıntısı var mı? Giyimine özen gösterenler sadece eşcinseller midir? Dar pantolon giyen birisi hakkında hemen eşcinsel bu diye düşünmeli miyiz? Örneğin iç çamaşırı alırken seçimlerine dikkat eder mi yoksa don olsun derli toplu tutsun yeter mi? 

Olmaz mı o.O var bence hem de kıyasıya. aslında buna marka takıntısı demek şu açıdan doğru; maskülen ve feminen çizgileri harmanlayıp geylerin giyim zevkini keşfetmiş markalar var günümüzde piyasada. bu keşfediş zaten son 3-4 yılda bıy veren bir durum. hal böyle olunca çıkan kreasyonlardan giyinmek ya da o kıyafetlerin benzerini giymek bir marka takip etme işi.

Dar pantolon giyen herkese artık gey gözüyle bakılmıyor, çünkü dar pantolon giyen bir erkeği gördüklerinde o kişiyle hunharca dalga geçen hetero erkeklerimiz malesef artık giyim konusunda feminen bir çizgide ellerinde mendille halay çekiyorlar. böyle olunca artık kim nedir ne değildir giyime bakarak anlamak zor. anlamanın tek yolu enerji, aura. bu konularda uzmanlaştım. şıp diye anlıyorum ^_^

İç çamaşırı önemli bir detay bence. ben alırken dikkat ediyorum. bence herkes dikkat etmeli. sonuçta pantolon içindeki şey tahrik edici olmalı, çünkü onun altında hazzın bir meyvesi yatıyor!!! Onu koruyan o kumaş haz uyandırı nitelikte olsa güzel olur. Teşekkürler :D

3. Küçükken bebek oyuncakların var mıydı? Evcilik oynamayı sever miydin? Daha çok kız mı erkek arkadaşın mı vardı?

Benim hem erkek hem de kız bebeklerim vardı. Kimsenin beni izlemediği zamanlarda onları öpüştürür, çeşitli pozisyonlarda sex yaptırırdım. benim bu sex adına olan engin hayal gücüm oraya dayanmaktadır aslında :D
Evcilik oynamayı severdim. her Allah'ın günü oynardım, ama bizim evciliklerimiz hep sihirli büyülü olurdu. Senaryoda mutlaka biz fakir olurduk, gelir birileri bize tecavüz eder, bizi hırpalar, döverdi. biz de sonradan sihirli güçlere sahip olurduk ve bize bunları yapandan intikam alırdık. Kız bak biz çocukluktan kırmışız kafayı ha ben size söyleyeyim. Daha o yaşta hep bir kötü yola düşme korkusu mu diyeyim hevesi mi diyeyim bilemedim ahahhah :D

4. Genelde yabancı müzik mi dinlersiniz? Müzik tarzın nedir? Dans etmeyi sever misin? Bacağını 180 derece ayırarak oturabiliyor musun? 

Evet. çoğunlukla yabancı müzik dinlerim. Çalma listemde türkçe parçalar yok değil, ama o parçaların hepsi slow, ağlamalı, acıklı, üzülmeli şarkılar. Gerçi Yabancı şarkılarımda öyle. Slow dinlemeyi çok seviyorum, özellikle işin içinde piyano varsa bence her şarkı güzeldir.

Bacak konusuna gelirsek; önceden, yani tekvando yaptığım zamanlarda, açabiliyordum. şimdilerde o kadar çok olmasa da kendi çapımızda açıyoruz. bir şeklimiz var yani anlatabiliyor muyum :D :D :D

5. Fantezilerin var mıdır? Bir iki tane serpiştirsene, mesela asansör de ya da paraşütle berabet atlayıp öhüm :S gibi gibi

Çok güzel bir soru. evet. nerden başlasam bilemedim :D Aslında benim çok fantezim ama bunlardan en büyüğünü sanırım dar alan oluşturuyor. yani rahatça hareket edemediğin bir ortamda karşındaki insanın nefesini, kalp atışlarını, şehvetin getirisi terini, o baskıyı iliklerime kadar hissetmeyi isterdim sanırım.
Onun haricinde bir cafe ya da avm tuvaletinde güzel olurdu.
Toplu taşıma aracında öyle korka korka elleşmek, ''Dayanışma'' içinde olmak aksiyon getirirdi hayatıma :D
daha var da hepsini yazmak istemiyorum :D

6. Ex den next olur mu? :) Sevgili ile arkadaş kalınabilir mi?

Olur kız niye olmasın ki. çok pişman olmuşsa hatasını anlayıp şans istemişse olur. Baktın anlamamış, ex'i Next yaptığımız o dönemde onun bacaklarını ayırır poposundan saksı yaparım kimsenin next'i olamayacağından emin olurum ^_^
Sevgili ile bittabi arkadaş kalınabilir. bu bir saygı meselesi. sevgi bitebilir ama saygı devam ettiği müddetçe bir sorun yok bence :)

7. Pisuvar takıntınız var mı? Beden dersleri ile aranız nasıl?
Pisuvar takıntım var aslında, ama yeni yeni yenmeye çalışıyorum. Kimse yoksa pisuvarda işimi hallederim ama tuvalet boşsa tabii ki ilk tercihim orası. Bazen partiye falan gittiğimde ama başka çarem olmadığından mecburen yapıyorum yani, napıym.s.s.s
Beden dersleriyle aram iyiydi de beden dersine hazırlık kısmı olan soyunma ve giyinme ile aram iyi değildi. Kız hep birbirlerine şeylerini gösterip duruyorlardı benimde içim gidiyordu. bakma werther bakma werther diye diye içimden ikinci benliğim oluşmuştu resmen. e tabii birde alay edilince falan hoş olmuyordu. yakıştırmıyordum, ayıplıyordum. sizin gibi iyi aile çocuklarına yakışmıyor. annen, baban duysa bu dediklerini çok üzülürler diyordum. inanmayın kız şaka yaptım. Küfür kavga kıyamet koparırdım ama nereye yani. aşağılandığımla kalıyordum :D

8. Sizce eşcinseller narsist midir?

Belli bir olgunluğa erişene kadar, evet bütün geyler narsisttir. çünkü hayat bizlere kendimizi sevmemiz ve kabul etmemiz gerektiğini çok erken yaşlarda öğretiyor ve bu bizde bir şekilde egoya dönüşüyor. ayakta kalmak için, ezilmemek için, ilerleyebilmek için özgüvenimizle birleştirdiğimiz egomuzu bir kalkan gibi kendimizi korumak için kullanıyoruz. bu durum daha sonra mütevazılığa dönüşüyor, ama herkeste değil tabii :)

9. Bir harem kur deseler alacağın 5 kişi?
YAA aslında alacağım kişiler belli, ama benim isim hafızam kötü. şimdi isimlerini nerden bulayım da buraya yazayım bilemedim. bir iki tanesi tabii ki porno yıldızı :D :D
Bir iki tanesi aktör. öyle yani. adlarını bilmesem de hepsi benim bebeklerim. gönlümde ve fantezilerimde hep yaşatıyorum onları :D :D :D

10. Kimi mimlemek istersin?

Vallaha geçen mimlerde insanları hep mimledim, ama kimse beni şeyine takıp mim yazmadığı için hala hevesim çok kırık!!! bu nedenle kimseye paslamak istemiyorum. Ha okuyan derse ki bana pasla mimi aşkım werther, hemen paslarım :* :*

NOT: Beni mim paslamaktan soğutan kişilerde Kaan Arer ve O Gay Ben De'den başka kimse değil.

TEŞEKKÜRLER TÜRKİYE. HER NEREDE YAŞANIYOR VE YAŞATILIYORSA...

22 Nisan 2014 Salı

KEZBAN WERTHER'İN EVRİMİ BÖLÜM 4


Ahhh tamam tamam biliyorum çok ara verdim ve bu yüzden trip atmakta serbestsiniz bana, ama bir durunda giriş yapayım :D

     Merhaba çok pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucularım nasılsınız? Umarım çok iyisinizdir ve yolundadır her şey :) ben mi?
     Ben bugün açılmaması gereken o son tarot kartı gibiyim. Öylesine gizemli, öylesine merak uyandıran ve öylesine mistik. Niye böyle olduğumu merak ediyorsunuz biliyorum, hemen anlatmaya başlayacağım ama bu okuyacağınız yazı ağır ''kullanılma duygusu'' içerir dikkatli olun!!!

     İki adam geldi geçti hayatımdan size yazmadığım süre içinde. Gelip geçen adamların sayısı tabii ki 2 değil, sadece benim için önemli olanların sayısı iki tane. ilkinde gerçekten aşık olduğumu hissettim ikincisinde ise hayatımda ilk defa hayır dediğim bir adam beni tavladı resmen! Hayatımda ilk defa böyle bir şey geldi başıma. tavlanmak yani. normalde zor bir insanım bunu her zaman dile getiririm, ama adam bildiğin sabretti direndi ve heleluyaaaaa!

     Kimine gözyaşı kaldı bu birliktelikten, kimine yeni yollar; kimi yeni gülüşler buldu kendine, kimi yeni bedenler...

ADAM 1
     Telefonum bozulmadan önce, hala hornet denen o programı kullanabiliyorken görmüştüm bu çocuğu. 2-3 hafta sadece profil resmine bakıp bakıp geçmiştim, sonra bir gün libidom dürttü ve çocuğa yazdım. Hemen cevap verdi. Fotoğraf alışverişi falan oldu. Çocuk inanılmaz bir şey değildi, ama kötü de değildi. Gideri olan kötü çocuk havalı tatlı bir serseriydi sadece.
     Benden telefon numaramı istedi bende verdim. 1 hafta boyunca sadece whatsapp'tan konuştuk ve birbirimizi tanıdık. Evlerimiz arasında 5 dakikalık bir yürüme mesafesi vardı sadece. ev arkadaşlarıyla beraber yaşıyordu ve hepside geydi. Bir gün akşam eve döndüğüm bir sırada konuştuk ve beş dakika için bile olsa birbirimizi görelim dedik ve görüştük. fotoğraflardakinden çok daha tatlı çıktı ve kalbimin uzun zamandan sonra ilk defa böyle attığını hissettim. Elleri güzeldi, sesi çok hoştu, gülüşü ışık saçıyordu ve tam bir serseri havası olmasına rağmen bir o kadar da piç bir kibarlığı vardı. Eve gittiğimde içimde kalıp şişmesin diye, seni çok beğendim dedim, o da bana ''bende seni beğendim'' dedi. Konuşmaya devam ettiğimiz günlerin bir tanesinde mesaj attı, ''Bana gelmek ister misin'' diye. ben de olur dedim ve gittim. Kapıyı çaldım ama birkaç dakika kimse açmadı, çünkü içeriden süpürge sesi geliyordu, belli ki temizlik yapıyordu. neden bilmem çok şapşal bir şekilde sırıtmıştım kapıda beklerken. sonra kapıyı açtı ve bakmaya doyamayacağımı tahmin ettiğim o gülüşlerinden bir tanesiyle buyur etti beni içeri.

     Salondan içeri adımımı attığımda gözlerime inanamadım, çünkü salonun her tarafında mumlar yanıyordu. Kalbim gerçekten delice atmaya başladığı anda gidip hemen koltuğa oturdum ve o görmesin diye sırıtışımı dudaklarımla boğmaya çalıştım. Adına bir kelime bulamadığım tavrıyla bana,''işte bizde evde hep böyle mum yakıyoruz.''dedi ve güldü. o gülünce bende güldüm ve ''ne güzel'' dedim. İlk girdiğimde fark edemediğim şeyi sonradan fark ettim. müzik de açmıştı ve fonda Adele'in Hiding My Heart şarkısı çalarken, mumların doğurup ayakta tuttuğu alevler notalara eşlik ediyordu kısalıp uzayarak.

     ''Ne içersin?''sorusu beni hazırlıksız yakalamıştı, çünkü o arada elim ayağıma dolanmıştı heyecandan ve kekeledim sanırım. ''Bir şey istemiyorum, teşekkür ederim.''dedim, ama o; olmaz öyle şey, diyerek beni salonda yalnız bırakıp mutfağa gitti. O gidince ben elimi ağzıma bastırıp oturduğum yerde sevinçten ve heyecandan delice hoplamaya başladım. Sonra yanına gittim, terlik varsa alabilir miyim, diye. Kendi terliklerini ayağından çıkartıp bana verdi.

     Salona geçtiğimizde kola bardaklarının ikisini de benim tarafıma koyup karşı koltuğa gidip oturdu. Bir süre sonra kolasını almak için yanıma geleceğini biliyordum, ama yanıma gelmesi için böyle ufak bir kurnazlığa gerek yoktu. Yanıma geldi kolasından biraz içti ve biz bir süre daha sohbet ettik.

     Televizyonu ve evi incelediğim bir sırada beni kolumdan çekip biranda öptü. Tanrının bana verdiği mutasyonlu genler harekete geçti ve sırtımda kanat çıkmasına sebep oldular sonunda diye düşündüm, çünkü kendimi uçmuş gibi hissediyordum. Öpüşüne kibarca karşılık verdim ve kalkıp kucağına oturdum. ona tepeden bakarken kafasını seviyordum sertçe. sonra tekrar öpüştük, ama  bu seferki daha sert ve derindi. Beni öpmeyi bırakıp bana sarıldı ve derin bir nefesin eşliğinde boynumu koklayarak içine çekti. Ben ilk defa böyle derinden koklandım heralde ve o an ''Ohhh thanks god! iyi ki parfüm sıkmışım!'' dedim.

     Kanepenin daracık oturma yerinde, o oturur vaziyette ben de onun kucağındayken o kadar da rahat değildik, bu yüzden kucağından indim ve yüzüm ona dönük bir şekilde oturdum. yüzümü avuçlarının arasına alıp beni sertçe öptü. yavaş yavaş yatar pozisyona geldi ve bunu yaparken beni öpmeyi hiç bırakmadı. bir anda o yatıyordu ve ben de onun üzerindeydim.

     Daha önce hiç bu kadar sert öpüştüğümü hatırlamıyorum. Dudaklarım, küçük bir çocuğun sobayı öperek sahip olduklarını o demir yığınında bıraktığı andaki gibi cayır cayır yanıyor ve acıyordu. Bense bu acıyı kabullenmiştim ve ona istediğini veriyordum. Dudaklarımız bizden bağımsız iki varlık gibi tutunmuştu birbirlerine ve dillerimiz uzun yıllardır birbirlerinin aşığı iki insan gibi kaldıkları evleri ziyarete gidip geliyordu.
Arada bir dudağımı kanamadığından emin olmak için kontrol ediyordum ve hayır kanamıyordu. Hissettiğim acı bana zevk veren ve şehvetimi dizginlerinden kurtulmaya körükleyen gizli bir uyarıcı gibiydi.

     Beni istediğini bana hissettiriyordu ve bu beni biraz korkutuyordu, çünkü ilk resmi buluşmada cinsel bir birliktelik yaşayıp kendimi saçma sapan bir pozisyona sokup da onu kaybetmek istemiyordum. Elleri kalçalarımı avuçlayıp ağzından o zevk dolu inilti dökülürken onu öpmeyi bıraktım ve gözlerinin içine bakarak baş parmağımla dudaklarını sevdim, yanaklarını ve elmacık kemiklerini sevdim, kirli sakalını okşadım ve saçlarını düzelttim. gözleri şaşırmış ama hoşuna giden bir ışıltıyla beni takip ederken hissettiklerimin hissettikleri olması için yukardakine yalvararak şunları söyledim, ''Bak, ben sanırım senden hoşlanıyorum, daha doğrusu ben ilk defa birisinden böyle hoşlanıyorum ve seni kaybetmek istemiyorum; en azından hemen bir şeyler yaşayarak kendimi gözünde farklı bir konuma getirmek istemiyorum.''dedim. Gözlerini devirdi ve bana gülerek, ''Bana karşı olan duygularının farkındayım ve seninde benden sana gelenlerin farkında olman lazım. Ben kimseyle whatsapp'ta konuşmam, seni beğendim ve sadece seninle konuşuyorum. hem neden kaybedesin ki beni''dedi.
''Sana inanmak istiyorum.''dedim çünkü inanmıyordum.
''İnanabilirsin.''deyip beni tekrar öptü ve kalkıp kanepeyi açarak iki kişinin rahatça sığabileceği bir şekle getirdi.

     Öpüşmeyi ve acıyı bir kenara atmadan birbirimizi soymaya başladık yavaşça. İç çamaşırının altından özgürlüğüne kavuşmak için bekleyen şahlanmış erkekliği, senin için hazırım diye bağırıyordu gözlerime. Çığlığını görmezden gelmedim ve arzuladığı özgürlüğünü, dudaklarımın arasındaki esaretle sundum ona. Dudaklarım nemli ve sıcak dilim ise ıslak ve ılıktı onu ağzıma aldığımda. Altımda yatan adamın zevkten kıvrandığını görmek çok hoş bir duyguydu benim için, çünkü ben onun erkeğiysem o da benim erkeğimdi ve ona zevk verebiliyor olmak beni zevklendiriyordu.

     Ağzımdakini emdiğim bir sırada doğruldu ve beni çenemden tutarak kendisine çekti. beni yavaş ve sakince öperek yüz üstü yatırarak üstüme çıktı. Kuyruk sokumumdan enseme kadar olan yolu yavaşça yaladı ve titreyerek ürpermeme neden oldu. Bu hareketini defalarca yineledi ve sadece sırtımla kalmadı. Kuyruk sokumumun, iki kalçam arasında uzanıp giden yolu işaret eden iziyle birlikte, dili kıvrıla kıvrıla aşağı indi ve aradığı noktayı buldu. ben onu kendim için hazırlamıştım ve o da şimdi beni kendisi için hazırlıyordu. Sonra bana verdiği zevke sadece birkaç saniye ara verdi ve gidip penisine o plastik şeyi geçirdi. her şey olması gerektiği gibiydi. Sonra yavaşça içime girdi ama bir tempo tutmadan önce acımın dinmesini bekledi, zira sahip olduğunun boyutları benim için alışılmışın dışındaydı. Birkaç dakika sonra her şey yolundaydı ve çalma listesinin bize eşlik etmek için sunduğu notaları, iniltilerimizle kabul ederek devam ediyorduk tempomuza.
Ten uyumu denen şeyin önemini ikinci kez kavrıyordum o anda. ilkini sizinde beklediğiniz ama hala yazmadığım o 13.adamda görmüştüm.

     Geçen dakikalar pozisyonlarımız üzerinde oynuyordu. biranda ben onun üzerindeydim, sonra bir bakıyordum o benim üzerimde, sonra bir bakıyordum ayaktayız ve sonra bir bakıyordum adını bilmediğim bir pozisyonda yüz yüze bakıyor derin derin soluyor ama öpüşmüyor sadece tempomuzu hızlandırıyoruz.

     O durmak istedi çünkü boşalmak istemiyordu. ikinci sefer için beklememiz gerekeceğini ama bu anın tadını uzatarak tek seferde çıkarmak istediğini söyledi. bense yaramazlık yaptım ve ''ya ben beklemek istemiyorsam'' dedim ve üzerine çıktım. erkekliğinin üzerine oturarak onu derinliklerime aldım. aynı anda inledik ve ben onun üzerinde oturmuş bir vaziyetteyken kendimi geriye ittim. dizlerim kıvrılmış vaziyette kendimi belimden de kıvırarak yatar pozisyona geçtim. belim koltukla buluşmuş, ellerim koltuğun kenarlarını tutuyordu ve o hala içimdeydi. bütün kaslarım yanıyordu ve o gidip gelmeye devam ediyordu. beni o pozisyonda görünce ''aaaahhhh'' diye bir ses çıkardı çünkü bu kadar esnek olduğumu bilmiyordu. Umarım kendimi soktuğum şekli anlatabilmişimdir, çok matah bir şey değil ama herkes yapamıyor sonuç olarak :D
Sadece dizlerimden destek alarak biranda doğruldum ve kontrolü ele geçirip kendim oturup kalkmaya başladım. eli kolu rahat durmayan yaramaz bir çocuk vardı altımda, bu yüzden ellerini tutup kafasının üstünde birleştirdim ve tek elimle kollarını tutarken tek elimle de çenesinin altından tutup yanaklarını içeri doğru bastırıp sıkarak dudaklarının balık dudağı gibi öne çıkmasını sağladım ve onları ısırarak öperken tempomu hiç bozmadım. beyimiz sonra kendine hakim olamadı ve kendini benim esaretimden kurtarıp kendi esaretini kurdu benim üzerimde. beni önceden ayaklarımızın uzandığı tarafa doğru yüz üstü yatırdı, bacaklarımı birbirine yapıştırdı ve kollarımı göğsümün altında kalacak şekilde tek eliyle tuttu. boşta kalan eliyle var olanı olması gereken yere aniden soktu ve sonrada boynumu kavradı. Tanrımmmmm hareket edemenin verdiği bu zevki saatlerce tadabilirdim. madem o oyunbozanlık yapabiliyordu ben de yapabilirdim ve yaptım da. Temposuunu yavaşlattığı bir anda dizlerimden destek alarak kalçalarımı yukarı aşağı hızlıca oynatınca onu üzerimde hoplattım ve duyduğum zaman beni orgazma ulaştıran o ''şap'' sesleri yankılanmaya başladı salonda. sonra büyük bir gürültüyle boşaldı.

     Terlemiştik ve yorgunduk bu yüzden üzerimde yatan adam ağırlığını iyice bana vererek yığıldığı bedenimde soluklandı. İnanılmaz derecede mutluydum, sevdiğim adamla birlikte olmuştum ve ten uyumumuz uyum skalasında nirvanadaydı.

     Üzerimizi giyindikten sonra konuşup gülmeye devam ettik, gidip gelip beni öptü ve her öpüşünde kendimi onda kaybettim. Kapıdan çıkarken son kez öptüm onu ve görüşürüz dedim. Akşam olduğunda mesaj attım ve ''Bugün benim için çok güzel ve özeldi. teşekkür ederim.'' dedim.
''Ne demek her zaman beklerim.'' cevabıyla beynimden vurulmuşa döndüm ve derin bir nefes alarak sakince düşünüp şunları yazdım.
''Sana karşı olan duygularımı biliyorsun. Sanırım benim sana karşı düşündüklerimi sen benim için düşünmüyorsun ama umarım zamanla aynı hisleri paylaşırız.''dedim. onun üzerine bana, ''aynen yavru zamanla...''dedi ve ekledi, ''Biliyorsun daha yeni uzun bir ilişkiden çıktım ve kendimi hemen bir ilişki için hazır hissetmiyorum.''dedi. Her şeyi bir kenara bıraktım ve tamam olabilir dedim kendi kendime. çocuğa zaman vermeliydim. o günden sonra ben onun üzerine daha fazla düşmeye başladım. daha fazla derken her sabah günaydını ben yazdım iyi geceleri ben yazdım halını hatrını falan sordum. Sonra bir gün buluşacağımız bir zamanda bana, eski sevgilisinin mesaj attığını ve onunla buluşması gerektiğini önceliğini ondan yana kullanacağını söyledi. Kendimi koskocaman bir boşlukta hissettim. kullanılmıştım sanki. Yarasına başka bedenler basmak isteyen bir adama aşık olmuştum, hem de öylesine kendimi kaptırarak...
Kendimi iki üç muma vermiş gibi ucuz hissediyordum.

     Arada pek çok şey oldu ama oraları es geçerek son yaşadığımıza gelmek istiyorum. Beni sürekli ektiği için bu arkadaş bir gününü sadece benimle geçirmek için söz vermişti bana. bizde geçen hafta cuma buluşmak için sözleşmiştik. buluşma gününden iki gün önce yani çarşamba günü akşam 9'da bana mesaj attı canım seni çekti diye.  ben de malım, telefonum bozulunca benden haber alamamış bana yazmış ama geri dönen olmamış beni merak etmiş, eski sevgilisiyle de barışmamış sadece konuşmuşlar ya bir havalardayım!
bana gel dedi, ben de tamam dedim. yiyişelim dedi, ona da tamam dedim zaten sevişmek için gidiyorum. Sonra bana, ''O işi de yapar mıyız?'' dedi. bende, ''Dışardan geliyorum, o yüzden hazırlıklı değilim, bugün geleyim ama o iş olmaz onuda cuma hallederiz.'' dedim.
''Buraya gel iki dakikada wc'de halledersin.''
''Olmaz o öyle tuvalette iki dakikada halledilcek bir şey değil.''
''O zaman eve git gel.''
''Annem evde. eve girersem bir daha çıkamam.''
''Allaalla ne alaka yea. sen istemiyorsun galiba anlaşıldı, benim kaç gündür istediğimi biliyorsun.''
''Senin dediklerini yapıp gönlünü hoş tutmaya çalışıyorum elimden geldiğince ama birazda sen bana anlayış göstersen. Ben ikimizi de düşünüyorum. temiz değilim, cuma olsa ne olur?''
''Neyse ya sen istemiyorsun galiba, ben başkasını bulayım artık ne yapayım.'' iplerin bende koptuğu nokta o oldu. Onun özel eskortu falan mıyım ben acaba, beni öyle mi görüyor? sırf ondan hoşlandığımı bildiği için o her istediğinde tıpış tıpış gidip altına yatacağımı falan mı zannediyor anlamadım.
sonrada bana bu konu burda kapansın bir daha da açmayalım bir daha böyle bir şeyi yapmayız dedi. kendince benim burnumu sürttürecek. beni sikiyle tehdit ediyor aklınca. Dünyada sadece onda olmadığını unuttu sanırım biran bunları söylerken ama olsun yinede canım yanmadı mı yandı. o an o kadar sağlam düşünemiyorum sonuç olarak. Neyse o günden sonra bir daha konuşmadık yani yaklaşık 6 gündür.

Hala senin olmasını ister misin o piçin diye sorsanız bana sanırım evet derim.

     Pıtırcıklarım ikinci adamıda bu postta yazmak isterdim ama zamanım yok şu an. acilen provaya gitmem lazım, ama söz veriyorum bir daha bu kadar ara vermeyeceğim. ikinci adamı da en kısa zamanda yazıp birazda halkı bilinçlendirme projesi kapsamında bilgilendirici yazılar yazmayı düşünüyorum.

     Hepinizi çok seviyorum ponçiklerim, düşüncelerinizin benim için önemli olduğunu biliyorsunuz o yüzden yorum yapmaktan çekinmeyin. Tabii ki hakaret okumayı sevmiyorum ama içinizden o geliyorsa dürüstlüğünüze sağlık der başımı öne eğerim ahahhaha :D :D

Not: Daha fazla ayrı kalmayalım diye bir hışımla dar bir zamanda yazdım yazıyı, lütfen yazım noktalama hatası varsa affedin. cümlelerim düşükse görmezden gelin ve hissetmeye çalışın :D :D ;*

NOT 2: Bu arada hiç yapmayacağımı düşündüğüm bir şey yaptım. onu da en kısa zamanda anlatacağım. evet doğru grup yaptım ahahahhahah :D


NOT 3: Bu arada miss tiffaniyciğim bana kızıyor ama en kısa zamanda b uluşma meceralarımızı yazıp onun da gönlünü alacağım. öpüldünüz :*

16 Ocak 2014 Perşembe

KEZBAN WERTHER'İN EVRİMİ BÖLÜM 3




     Merhaba çok pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucularım nasılsınız? umarım iyisinizdir ve yolundadır her şey :) 

Ben mi? 

Ben bugün kendimi kayıp şehir atlantis gibi hissediyorum. Varlığı dillerde efsane, ama gerçekliği akıllarda soru işareti olanından...

     Çok uzun zamandır yazmadığımın bende farkındayım, ama nedenini sormayın inanın bilmiyorum. Aslında yazacak malzeme bol ama bir şekilde elim gitmedi işte.

     Sizleri şimdiden uyarmalıyım, çünkü okuyacağınız bu yazı biraz uzun olacak. Elimden geldiğince sizi sıkmamaya çalışacağım ama sıkılırsanız da kaldığınız yeri unutmayın, sıkıntınız geçince dönüp okursunuz :D

                                           *                                      *                                         *

     Kendimi ne zaman kaybettiğimi hatırlamıyorum. Kaçıncı adamda bu kadar kayboldum fark edemedim doğrusu. Gözüm kapalı harcadığım kimdi ya da neydi umursamadım.
Masumluğum, hayallerim, duygularım, enerjim, gençliğim ya da bedenim...
Hiçbir şey aklımı kurcalayıp kalbimi meşgul etmedi.

     Bu sabahki on dördüncüydü... Evet, ilkinin üzerinden tam tamına 13 adam geçmişti, hem de bu kadar kısa bir zamanda, sadece 4 ayda. 

Bilmediğim eller dokunmuştu tenime... 
Tanımadığım nefesler karışmıştı nefesime... 

     Yabancı gözlerde görmüştüm arzulandığımı, ama daha sonra çok tanıdık bir gözde gördüm kendime yabancılaştığımı. 
Aynada gördüğüm şey ben değildim. Hem fiziksel olarak değişmiştim hem de ruhsal olarak. 
Vücudum daha sıkı ve esnekti, gözlerimde gördüğüm şey ise tatmin olmuşluğun ve açlığın getirdiği kibirli bir boşluktu sadece. Durumun en kötü tarafı ise bundan rahatsızlık duyup duymadığımı bilmiyor oluşum.

     İlk deneyimim olarak saydığım arabalı maceramdan sonra hayatım gerçekten değişti, çünkü benim hayata bakışım değişti sanırım. benim için çok özel olduğundan ilk maceramı sizlere çok detaylı anlatmıştım, her şeyiyle... Şimdi sizlere geri kalan 12 adamı anlatacağım. neden 13 değil diye sorabilirsiniz, ki haklısınız da.
13.adam da çok özeldi ve onuda size her şeyiyle anlatmak istiyorum,  ama önce aradakileri kısaca bir halledelim.

     Arabadan inip de eve gittiğim zaman her şey yolundaydı. Pişman, yorulmuş ve dağılmış değildim, aksine yaptığım şeyi tekrarlamak istiyordum. 

Grindırımı açıp yeni insanlarla tanışmayı bekledim. 

     O, bana yazdığında ben başkasından haber bekliyordum aslında. 

Sevgili olacağımızı düşündüğüm bir çocukla yazışıyordum iki üç gündür ve İstanbul'dan gitmeden önceki gün onunla buluşacaktım. o kadar heyecanlıydım ki anlatamam. önce yemek yeyip sohbet edecek sonrada ona geçecektik. konuşmalarımız çok tatlı bir seviyede ilerliyordu, oda bende sevgili arıyorduk ve birbirimizi beğenmiştik. Gün içinde bana buluşamayacağımıza dair bir mesaj attı ve ben yıkıldım. işi çıkmıştı, şehir dışına gitmesi gerekiyordu, akşama yetişmeye çalışacağına söz verdi ve tabii ki yetişemedi. o kadar incinmiştim ki anlatamam. ben de bana yazan diğer çocuğa cevap verdim. kimden ya da neyden intikam alıyordum sanki anlamadım. sonuç olarak o çocuk benim neyim oluyordu da... her neyse.

ADAM 1:     Bu çocuk İtalya'dan yeni gelmişti. paraya bok dahi demeyecek kadar zengin olan birisiydi, ama tipi var mı diye soracak olursanız zerre yoktu. Allahcım çirkin şansı versin hepimize dostlar ne diyeyim. sonuç olarak bende ona bir şanstım yani. boşuna demiyorum, ben çirkinlerin şansıyım diye. bu çocuk ilk defa bana diğer çocuk tarafından ekildiğim gün yazmamıştı tabii. fotoğrafımı gördüğü ilk günden beri, beni ağına düşürmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Beyoğlu'nda aile apartmanları vardı. gelip beni arabayla almasını söylediğimde gideceğimiz yerin orası olacağını biliyordum. Aslında bu çocuğun İtalya'da bir porsche'u varmış ama gelirken onu yanında getirmemiş, bu yüzden burada kalacağı süre içerisinde kullanmak için aldığı son model başka bir arabayla idare etmeye karar vermiş. Allah'ım sen o paraları kime veriyorsun gör işte :D
     Şimdi sizden bir şey yapmanızı isteyeceğim pıtırcık okuyucularım, ama lütfen beni kırmayın tamam mı? önce birkaç saniyeliğine serçe parmağınıza bakmanızı istiyorum. Tamam, baktınız mı? şimdide yüzük parmağınıza bakmanızı istiyorum. hadi naz yapmayın iki saniye bakıverin. tamam. işte biraz önce bu adamın ereksiyon öncesi ve sonrası haline şahit oldunuz. teşekkürler türkiye :D
     Aslında buluştuğum her adam çok garipti, hepsiyle ayrı maceralarımız var ama o kadar detaylı anlatmak beni de sizi de yorar pıtırcıklar. bu adamın panik atak gibi bir şeyi vardı ve ne zaman sevişmeye başlasa ereksiyon  sorunuyla birlikte kontrol kaybı yaşıyordu hareketlerinde. ben biran bu yanımda can verecek sandım. ay öyle demeyin dostlar; polisler, ağıtlar, ağlamalar, gazeteler, haberler falan kaldıramazdım. gazete haber falan ne alaka demeyin adam size zengin dedim ama tanınmış demedim sanırım, unuttum işte her neyse :D ay şimdi meraktan kudurursunuz siz ahahhah :D ayrıca ben banyodayken bunun amcasının oğlu bastı bizi ya oralar çok ekşınlı ama merak etmeyin bir şey olmadı :D
     işimiz bittikten sonra geri dönüş yolunda bu bana demesin mi, keşke sen benim sevgilim olsan yaşatırım seni. hem maddi hem de manevi anlamda hayat nasıl yaşanırmış gösteririm sana. sevgi değer nasıl verilirmiş o zaman görürdün, diye. ben  şok şok şok oldum. sonra devam etti, on numarasın valla seni kaçıran adamın aklını sikiyim falan diye. bende gaza geldim ve o anın coşkusuyla sik vallaha dedim ahahahaha :D neyse bu adamı daha fazla anlatmak istemiyorum. bu adamdan sonra kendimi sorgulayıp ilk pişmanlığımı yaşadım.

ADAM 2: Bu arkadaşımızla Ankara'ya döndüğüm ikinci gün konuşmaya başladık. kendisi benle konuşmasından iki hafta önce hayatında ilk defa şans topu oynayarak 230 milyar kazanan köşeyi yeni dönmüş tatlı bir arkadaşımızdı :D offfff bende hep parayı çekiyorum resmen ya deyip sevindim baya bir. adamın zaten 2-3 tane marketi vardı hali vakti yerindeydi. ben marketleri olduğunu duyunca sevinçten havalara uçtum tabii. gelsin çikolatalar, gitsin cipsler, gelsin kolalar, gitsin abur cuburlar  işte hesabı :D ekmeğe falan da para vermem artık, çay şeker yumurta falan da tamam dedim. ev masraflarım yarı yarıya düşecekti kız daha ne olsun  ahahaha :D
     Ben bu çocukla buluşacağım zaman onların evine gideceğimizi zannediyordum ama bu aslında beni çalıştığı için marketine çağırmış. marketin onun olduğunu da zaten oraya gittiğimde öğrendim, yoksa adam ilk konuşmada bana mal varlığını dökmedi. adam dediğimde bu arada 28 yaşında ve tam bir kıro. Ben zamanında çok büyük konuştum sanırım kırolarla işim olmaz diye. sonra çok hoşlandım ben bu çocuktan.
     Bu beni biraz zaman geçince marketin içinde ellemeye başlamasın mı??? dedim dur, napıyorsun sen? kameralar var çekerler bizi. market benim değil mi kameralar benim elimde dedi. İçimden düşünüyorum tabii durumun kötülüğünü. kesin bana burda tecavüz edecek onu da internete porno olarak yayınlayıp üzerimden prim yapacak diye. neyse aradan biraz daha zaman geçti bu tezgahın arkasına geçti ve yerden bir kapak kaldırdı. dedim tövbe tövbe allahım sen bana yardım et, bu sefer kesin sıçtım. beni mahzene kapatıp kendisine seks kölesi yapacak diye. neyse önce kendisi indi aşağı sonra beni çağırdı. ben altımı çoktan doldurmuşum paçalarımdan akmaması için dua ederek paytak paytak ehe-ehe-ihi-ihi diye gülerek gittim.
aşağı bir baktım resmen bir gerdek yatağı var orda. kız o nasıl bir yatak öyle. çift kişilik ve yeşilçam filmlerindeki yatak örtülerinden falan var dantelli. televizyon ve kamera sistemi de aşağıdaymış. televizyondan her şey gözüküyor. dedim aha konulu videoyu çekeceğimiz yer burası sanırım. neyse bu aniden pantolnunu aşağı bir indirdi, bayılacam sandım. tanrım hayatımda gördüğüm en büyük penis karşımda sallanıyor ve daha erekte bile olmamış!!!! o penisten  15-20 tane serçe parmak penisi çıkardı, yine büyük mü konuştum artık bilmiyorum. üstüne bir de adam hard sever çıkmasın mı? kısacası dostlar ben o gün o marketin deposunda arada sırada gelip giden müşterilerin isteklerini onlara vermek için bir aşağı bir yukarı koşan erkek tarafından fena dağıtıldım. giderken aldığım tek şey ise bir tane sakız oldu. ne çayından şekerinden bahsediyorsun gülüm sen :D

ADAM 3: Bu adam Kıbrıslı bir öğrenciydi. bununda parası pulu vardı. öyle ki, bahçelievler gibi bir yerde öğrenci olmasına rağmen tek başına yaşıyordu. konuşması çok tatlıydı. onunla, bir zamanlar açtığım scruff'tan tanışmıştık. ona gittiğimde önce konuştuk, sohbet muhabbet falan güzeldi. sonra internetten yemek söyledik ve tabii ki bütün parayı o ödedi. yok bir de ben ödeseydim zaten yol parası vermişim bir de onu versem geri dönmek için çocuktan hizmet bedeli almam gerekirdi :D
     Yemekler gelene kadar biz zaten bir oynaşma faslı geçirdik. sonra yemekler geldi ve ben daha bir tane patatesi ağzıma götürmemişken o hayvan bütün yemeğini bitirdi. dedim oğlum werther iyi ki yemek söylemişsiniz yoksa bu çocuk açlığa dayanamayıp seni bir lokmada mideye indirirdi. sonra biz bunla sevişme faslına geçtik. çocuklar daha önce bunu söyledim mi bilmiyorum ama bir adama zevk verebiliyor olmak bana zevk veriyor. adam yaptıklarım karşısında inlerken ben egomu tatmin ediyorum sanırım bilemiyorum. her neyse biz bununla sonra onun odasına geçtik yattık falan. zamanında sevgilisi varmış 4-5 aylık mı ne onu bile bu odaya alıp bu yatağa yatırmadım kıymetini bil dedi bana. bende saol paşam ya dedim içimden lütfettin. asıl olay şurda bununla işimiz bittikten sonra bu beni yavaşça okşayarak sevmeye başladı ve biraz zaman geçtikten sonra da bana, seni seviyorum, dedi ve benim kahkalarımın birazı içimde patlarken bir kısmını da yastığın boğulucuğuna kurban verdim. sonra kafamı çevirip teşekkür ederim dedim. benimle sevgili olmak istedi ama ben istemediğim için bir daha görüşmedik.

ADAM 4: bu adam 31 yaşında bir sağlık çalışanıydı. kendi evi vardı ama çoğu zaman ailesiyle kalıyordu. bu adamla iki defa görüştüm ama bana karşı çok kabaydı ve bana kötü davranıyordu. bu yüzden son görüştüğümüzde bunu ciddi anlamda fiziksel olarak tokatladım. sırtında tırnaklarımla baklava desenleri oluşturdum kabarık kabarık ve son olarak da boynuyla kolunda izler bıraktım. hiçbirine karşı çıkmadı ama sonra ya bir gören olursa dedi, bende umrumda değil, bunların geçmesi en azından 2-3 gün sürer sende o arada bunlara baktıkça beni hatırlarsın dedim ve son bir öpücük verip kapıyı vurup çıktım. o kapıdan çıktığımda bir daha geri dönmeyeceğimi biliyordu. çünkü söylemiştim. aslında çok sert ve höyt höyt bir adamdı ama benim yanımda perdelerini kaldırıp çocuklaşıyor ve kimseye göstermediği taraflarını gösteriyordu. bana gitmemem için yalvardı, keşke yaşım daha genç olsaydı dedi. lütfen kal dedi ama ben bir kere incinmiş ve kırılmıştım. bana davranış şekli, kullandığı kelimeler, kurduğu cümleler hepsi işkence gibiydi. tabii ki bunları seks sırasında yapmıyordu, normal muhabbet sırasında yapıyordu. neyse geçti bitti.

ADAM 5: bu adam benden çok çekti pıtırcıklar. çünkü bu adamı eskortum diye kandırdım ahahaha :D yani aslında olay şöyle oldu. ben bununla kendi evlerinde buluştum ki evleri de gerçekten çok güzeldi. biz güzelce konuştuk, yiyiştik, seviştik bütün işlerimizi hallettik geri dönüş yolundayız. haaa bu arada şu ana kadar anlattıklarımın hepsi daha sexe gelmeden oral sexle boşalan adamlardı. yani ben anlamadım. ya ben bir seks ikonuna dönüşüyorum ya da bu adamların hepsinde erken boşlma sorunu var. bu adamda da öyle oldu. daha 5 dakika olmadan bu titreye titreye elime boşaldı. tü lanet gitsin sana dedim içimden. gittim elimi falan yıkadım sonra kırk saat. ne biliym tiksindim.
ne diyordum? hah, geri dönüş yolundayız işte. ben buna şey dedim sana bir sır verebilir miyim? evet, elbette, dedi. Ben aslında yaşım küçük olmasına rağmen çok elit bir çevreyle para karşılığı sex yapıyorum. Çok zengin iş adamları ve isimleri olan insanlarla çalışıyorum sadece. bu çevreye girebilmek için küçük yaşta eğitim almaya başladım ve sonunda kendime bir isim yapmayı başardım. daha yeni yeni tanınıyor ve isteniyorum tabii ama şimdilik her şey yolunda. işlerimiz genelde zonguldak'tan yönetilir. telefon gelir, rakam söylenir ve sen istenilen gün ve saatte istenilen yerde olursun. arada sırada da böyle kaçamaklar yapıyorum kendi zevkim için, sıkılıyorum çünkü. normalde yasak. bizim kendimizi tatmin etmemiz yani mastürbasyon yapmamaız bile yasaktır. amaç kendini müşteriye sakla mantığı. Deneyimsizim dedim ama beni o kadar beğenmenin sebebi bu olabilir, aslında o kadar da amatör sayılmam. yani bana o kadar iyi davrandın ki sana karşı dürüst davranmak istedim, dedim. tabii ben bunları anlatırken ellerim ceplerimde, kafam aşağıda, mahcup bir şekilde anlatıyorum. sanki utanmışım gibi :D bak şimdi yazarken tekrar güldüm aahahahahahha :D :D :D
     Oyunculuk yeteneğimi konuşturdum tabii bu sırada. adam şok oldu, yüzü düştü, sesi titredi. senden nefret ediyorum şu anda, bir daha görüşmek istemiyorum sanırım, dedi. bende neden böyle söylüyorsun ben gerçekten çok üzüldüm, keşke sana bunları söylemeseydim, dedim. Neden İstanbul değil de zonguldak dedi bana sonra. bende, eğer bu işleri birazcık biliyor olsaydın seninle daha rahat konuşabilirdim ama böyle amatör zorular sorup kendini lütfen daha acemi gösterme, dedim. ahahahaha :D yaaa ben içten içe gülmekten öldüm. böyle bir şeyi neden yaptığımı da bilmiyorum. sadece çok sıkılmıştım sanırım.
     Sonra ben buna, şaka yaptım falan dedim de bu bana inanmadı. bende en sonunda peki ama aramızda kalsın olur mu, lütfen kimseye duyurma dedim. bir daha da görüşmedik :D

ADAM 6: bu bizim burda oturan sıradan birisiydi, bununla öyle çok maceramız yok. bu çocuğun tek özelliği evime gelen ilk insan olmasıydı. geleneksel ritüelimiz tamamlandıktan sonra evine gitti ve arada sırada yazıştık sadece.

ADAM 7: bu çocuğu da bizim bu taraflarda oturuyordu. iyi tatlı bir çocuktu ama hasta olmasına rağmen beni öpmek için gösterdiği çaba ve bunda muvaffak olması sebebiyle bir ay kurtulamayacağım bir hastalığa yakalanmama sebep olan ve baya sövdüğüm bir çocuk oldu kendisi. bu beni evine çağırdı bende gittim. hiçbir yakınlaşmamız olmadı. sohbet muhabbet falan, çay börek, çörek. saat ilerleyince bu beni eve bırakmayı teklif etti bende tamam dedim. anam hava nasıl soğuk bunun elleri ceplerinde bende de piçlik var ya bunun koluna girdim, sonrada ellerim çok üşüyor dedim. buda aldı elimi montonun cebine koydu kendi eliyle birlikte. orda anladım bunun bana doğru kaykıldığını :D ertesi gün o bize geldi ve bununla mercimeği fırına verdik. bu da benimle sevgili olmak istedi gibi bir şey oldu ama ben istemedim ve bir daha görüşmedik :D

ADAM 8: Bu çocuk benimle görüşebilmek için kendisini parçaladı. dikmen'de oturuyordu ve penisi 19 cm'di. bunu niye belirttim bilmiyorum ama aklımda kalan tek şey o olmuş sanırım. gerçi sertleşme sorunu yaşayan birisinin 19 cmi olmuş neye yarar öyle değil mi canlarım :D şu zamana kadar yazdığım herkesle sadece bir kez cinsel ilişki yaşayabildim aynı anda çünkü kimse ikinci seferini yapamadı. hayır ya ben çok enerjiğim ya da adamların hepsi fos çıktı. ben iyi tarafından bakmak istiyorum olaya, sanırım bana enerjileri yetmedi ahahahha :D adam ilk seferini zaten zor bela halletti. ben sonra kalktım giyindim, kapıdan çıkarken de , bir daha görüşmek istersen eğer; lütfen ikinci seferi yapacabilecek olduğunu hissettiğinde ara beni dedim ve çıkıp gittim :D

ADAM 9: Bu adam edebiyat öğretmeniydi. hayatımdaki tek pişmanlığımdır sanırım. onunla buluştuğuma buluşacağıma pişman oldum. adam ilişki sırasında neredeyse son nefesini verecek sandım. nefesi daraldı, bi kendinden geçti. bir şeyler yapacağım diye kendisini parçaladı. yok annem dedim, bir daha tövbe!!!

ADAM 10: Bu çocuk bizim okuldandı, hayatında sadece bir defa yurt dışında sex yapmış ve ondan sonra başka bir deneyimi olmamıştı. bende o yollardan geçtim yalnız bırakmamak lazımdır diyerekten bir gün ayarladık ve bize geldi. buluştuğum görüştüğüm çocuklar içinde tipi en iyi olan buydu sanırım, tabii marketçi kıro çocuğu saymazsak. bak yine aklıma geldi hayvan.
Konuştuk sohbet ettik falan derken bu beni kendisine çekip öptü. öpüşmesi fena sayılmazdı. sonra bir o işi falan hallettik, bu da gitti. daha sonra ben bunu okulda gördüm ama o benim onu gördüğümü görmedi. sonra tam ben kafamı çevirdiğimde o beni gördü ve yanıma gelip gelmeme konusunda yaşadığı ikilemi canlı canlı görüp güldüm :D onunla da bir daha görüşmedim.

ADAM 11: Bu çocuğu sürekli grindr'da görüyordum beğeniyordum ama ısrarla yazmıyordum, çünkü biliyordum ki bir gün gelecek ve o çocuk ağıma düşecekti. öyle de oldu. bu bana selam yazdı ve konuşmaya başladık. fotoğrafımı gönderdiğim saniyeden itibaren görüşmek istediğini ısrarla dile getirdi bende ayarlarız bir gün dedim ve ayarladık. EV arkadaşı vardı bir tane. ben rahatsız olurum falan dedim ama o bana bir şey olmaz dedi. iyi dedim gittim. biz sonra odaya geçtik bununla yakınlaştık öpüştük falan. bunda prezarvatif yokmuş, bende o yoksa anal ilişki olmaz dedim. bu çok ısrar etti ama ben hayır canım buna çok karşıyım dedim ve onunla ilişkimiz sadece sevişme boyutunda kaldı.
Burdan çıkarmanız gereken iki şey var ponçikler:
1) Prezarvatifsiz asla ve asla sex yapmayın!!!
2) sevişmek ve sex yapmak birbirleriyle bağlantılı oldukları halde farklı şeylerdir.
Teşekkürler :D

ADAM 12: Bu çocukla grindr'da çok uzun süredir konuşuyorduk. bana attığı fotoğrafta gayet iyiydi. vücudu tipi falan yerindeydi. Bu bana sürekli ben insanları sanal ortamda nasıl tanıyayım önce dışarda görüşürüm sonra olacaksa bir şeyler olur deyip duruyordu. sonra bir gün ben buna müsaitim falan dedim bu da hemen kendini ayarladı ve bu belirlenen gün ve saatte bana kahvaltıya geldi. bir iki lokma yeyip benim odama geçtik. aslında çocuğu görünce biraz hayal kırıklığı yaşadım çünkü fotoğraftakinden kötüydü ama ben insanları dış görünüşlerine göre yargılama huyumu bırakmaya çalıştığım için saçmalama werther dedim. neyse biz bununla başladık sevişmeye, bu sürekli durup durup gözlerimin içine falan bakıyor ve anlamsız bir şekilde mutlu olduğunu görüyorum. seni elde etmek için çok uğraştım falan dedi bana. bende hadi ya dedim. içimden de , pardon ama kim kimi elde etti acaba hani ne zaman ben göremiyorum dedim. 
şunu itiraf etmeliyim ki dostlar ben hayatımda ilk defa orgazm oldum ve bu çocuk beni nirvanaya çıkardı. ellerim ayaklarım uyuştu resmen, bütün vücudum alev alev, başım dönüyor falan böyle bildiğiniz kendimden geçtim. Tabii çocuk içinde aynı şey geçerli olmuş sanırım. o da zevkten öldüğünü beyan etti. sonra bu beni arabasıyla okuluma bıraktı. son model, çok güzel beyaz bir arabası vardı. krem rengi deri koltuklar falan beni mest etti. bununla sevgili olsam ne güzel olur aslında diye düşündüm ama sonra vazgeçtim. neden çünkü ben malım. çünkü ben tip takıntımı bırakamadım ve bana çekici gelmediği için kafamda bitirdim olayı. Çocuk bana ertesi gündü sanırım, hafta sonu sinemaya gidelim dedi. ben zaten anladım bu çocuk benden hoşlanmıştı ve ciddi düşünüyordu. sürekli sınavlarımı sormalar, iyi misin nasıl geçti demeler. gün içinde beni kontrol etmeler. günaydınlar, iyi geceler falan... tabii benim göt olduğumu çocuk ne bilsin. hayır ben hep sevgili istiyorum ama bana gelenleri de kapıdan içeri almıyorum. ne olacak benim sonum bilmiyorum. şu satırları yazarken bile çocuk bana whatsapp'tan yazıyor. 

                                                               *ADAM 13*
Bu adamı size ayrı bir post halinde anlatmak istiyorum canımslar. Eminim ki ben yazarken, sizlerde okurken kendinizden geçeceksiniz :D


     Sizlere geride bıraktığım 4 ayın evrim sürecini anlattım. yazdıklarım çok özet şeylerdi ve dediğim gibi hepsiyle ayrı maceralarım var.
     Bu yazıyı okuduktan sonra, ''biz seni böyle kaşar bilmezdik.''deyip ayıplayacaklarınız olabilir içinizde, ama şunu bilin ki eğer ben bana gelen bütün teklifleri kabul etseydim buraya 10 adam değil 100 adam yazardım. ben sadece içimden nasıl geliyorsa öyle yaşıyorum :D
     Yorumlarınızın benim için çok ama çok değerli olduğunu biliyorsunuz o yüzden çekinmeden istediğinizi söyleyebilirsiniz :D

Hepinizi çok seviyorum ve kocaman öpüyorum. ayrıca şu sıralar Kaan'ın yazdığı bilgilendirici yazıları bir de burdan ayrıca tebrik ediyorum. en kısa zamanda bende halkı bilinçlendirme çalışmalarına döneceğim :D
öpüldünüz :*