dinleyin ve kendinizden geçin :*

3 Ekim 2012 Çarşamba

Yokluk ve Hiçlik Arasındaki Sayıklamalar

  
   Bugün ilk defa neler yazacağımı planlamadan gelip oturdum bilgisayarın karşısına.
Geçmişimde mi yaşıyorum, her şeyi görmezden gelip aptalca bir umutla geleceğimde, belkide hiç olmayacak bir gelecekte mi yaşıyorum bilmiyorum ya da gereksiz bir tedirginlikle şimdimde...
bildiğim şeylerin başında hayatımın belkide çoğunuzunki gibi yolunda gitmediği. belkide şu anda olduğum yerden de memnun değilim. hayatım kocaman soru işaretleriyle dolu. sürekli tedirgin ve sürekli tetik haldeyim.
Ne zaman zarar vermeye çalışacak birisi bana. 5 dakika sonra mı, yoksa birisi çoktan kanattı mı beni? hemen bir ayna bulup yüzüme bakmalıyım...
   Yaşımı göstermeyecek kadar çocuksu bir yüzüm var. oturmamış yüz hatlarımın arasında, zamanından önce gerçekleşmiş yaşanmışlıklar var sanırım.
Pahalı, antika bir iran halısı nasıl bomboş bir salonun ortasında şişmiş zemin yüzünden abuk subuk duruyorsa benimde suratım hayatımın içinde o nedenle absürt duruyor sanırım.

   Zaman zaman yeşil zaman zaman mavi ve zaman zamansa adını bile bilmediğim renklere bürünen kararsız gözlerim, herzaman bir yudum zehri andırıyorlar nedense baktığım aynada. kimi uzak tutmaya çalışıyorlar benden? annemi, babamı, kardeşimi, bana kazık atmaktan bıkmayan arkadaşlarımı ya da hayatın kendisini mi? doğru ya saydıklarımın hepsi hayatın içindeler zaten.

   Kime neyi ispat etmeye çalıştığımı bilmiyorum. kendimi yine kendime mi kabullendirmeye çalışıyorum acaba? de ja vu yaşıyorum sanki, bu aşamaları geçeli çok olmamış mıydı?
nerde o bana verilmiş sözler? iki dudak arasından çıkan her söz havaya karışıp yok mu olur sahi? ya nefesim olup beynime kazınıyorsa ne yapmalıyım? onları da beynimin hangi lobunda olduğunu bilmediğim, kendi hayallerim gibi gerçekleşmeyecek şeyler bölümüne mi kilitlemeliyim?

   Kendinden başka kimseye güvenme felsefesinin hakim olduğu günümüzde kendime bile zor güveniyorken beni sevip bana değer verdiğini söyleyen insanları çevremde aramak büyük bir aptallık sanırım. En yakın arkadaşımın bile kazığını yiyip doğduğumda vurulmasına rağmen ağlamadığım popomun üstüne oturmuşken neyi kimden bekliyorum ki? kızgınım ama kime olduğunu bilmiyorum ağlıyorum ama tek bir sebep belirleyemeden. dünüme bugünüme ve yarınıma.
hayır hayır ben umutsuz bir insan değilim hele karamsar hiç değilim. en kötü olaylarda bile sırıtmaya başaran bir insanım. peki ne oluyor bana? zaman kendi yokluğuna kendi hiçliğine mi çevirmeye başladı yoksa beni. ahh tabii elbette nasıl unutabilirim ki, zaman ne olduğuna bakmaksızın yok etmeyi seven güç tutkunu bir arkadaşımız. ruhunu her arındırdığında yalnızlık denen bir duyguyu tüm insanlığın üstüne salıp bir taşla iki kuş vurma eyleminin hakkını sonuna kadar veren kahpe bir arkadaşımız.

   Düşmanımın düşmanı dostumdur sözünün bile üzerimde işlemediği bir dönemdeyim. farkında olmadan bu kadar kötü bir insana dönüşmem imkansız. Değiştirmeyi umarken değiştirilmiş olma ihtimalini reddiyorum. Çocukken en büyük hayalimiz biran önce büyümekti ve büyüyünce tek hayalimiz tekrar çocuk olabilmek oldu. evet biliyorum biz insanlar doyumsuzuz ve anımızın değerini yaşamayan kıymet bilmeyen varlıklarız. dans etmek istiyorum.

   Azrailin sadece gelip can alarak geçimini sağladığını düşünmek bence çok saçma. o hayallerimizi ve umutlarımızı da öldürüp daha çok kazanıyordur bence. düşünsenize, yaşam gücü elinden alınmış birisini öldürmek ne kadar zor olabilir ki...
   Geçen gün kendisiyle mutfakta sohbet ettik. anneme bir ziyarette bulunmak istedi sanırım. kollarımın arasında nefes alamayarak boğulan kadını izledim. Neredeydi bu ilaçlar? yoktular çünkü annem yine bir tartışma sonrası, yaşadığı her şeyin sinirini benden çıkarttığı bir tartışma sonrasında, günahsız olan beni günah keçisi ilan edip omuzlarımdaki yüke yükler bindirerek bundan sonra ilaçlarını almayacağını söylemişti.
   Annemin kollarımda ölecek olma ihtimali acımasızcaydı. Tamam; zaman, kader, hayat, ölüm, azrail ve son birbirleriyle yakın anlamlı arkadaş olabilirlerdi ama sadece benim için bu kadar kafa patlatıp bana böyle oyunlar oynamaları götümün kalkmasına sebebiyet veriyor. gerçekten bu kadar önemli miyim onlar için? sahi benim daha gerçekleştirmek istediğim hayallerim vardı onlara ne oldu? acaba gerçekleşebilen her madde birisinden birisinin karnına bir yumruk olup iniyor mudur?
Soğuk kanlılığımı annemden almış olmalıyım. kardeşimin annemi, şu anda babamın yanında yaşayan kadınla kıyaslaması sonucu çıkan enfes kavganın ardından gelen astım krizine hazırlıksız yakalanmıştık inkar edemem. kardeşim salya sümük ağlayıp söylediklerinin ve yaptıklarının pişmanlığını sadece 2 saat yaşayacağı odasına doğru giderken ben annemin hayatına sarılmıştım dört elle. şaka değil iki el annemin iki el benim toplam dört el. sonunda vazgeçip gitti azrail ama giderken son gülen iyi güler dedi. bende önce gittde olmayan ağzına bir diş yaptır mikrop dedim ona.

   Cinsel yönelimini 10 üzerinden bir tabloyla değerlendirip 7 puanını erkeklere veren ben de her insan gibi hayatımda birisinin olmasını gerçekten çok istiyorum ama bunu söylediğim yalanlarla yapmak istemiyorum. anneme hayatımda hiçbir zaman kimse olmayacak diye söz vermişken ve söylediklerim nefesi olup beynine kazınmışken içimi gerçekten ikiye mi bölmeliyim. rahat olan kısmı aşkımı yaşarken olmayan kısmı da verdiğim sözle boğuşsun.

   Sorulmamış çok hesap, alınmamış çok cevap varken pes etmeyi istemiyorum. evrimimi tamamlamak üzere olduğumu hissediyorum ama.
az önce bahsettiğim, isteğim dışında değiştirilme olayını farkında olmadan istemiş olabilir miyim?
insanın kendi suç tarhine bakması gerekiyor arada sırada. ben de bir düşündümde, sanırım ilk suçumu, gereksiz insanları hayatımdan söküp atabilmek için insanlığımdan bir parçayı öldürerek yine kendime karşı işledim. içime kötülük ormanları ektim. bunları sırf kendimi korumak için yaptığımı söylerken aslında ikinci suçumu da kendimi kandırmaya çalışarak mı işledim yoksa? işte bir soru işareti daha.

   Üniversiteye başladım. hı-hı evet bunu yaptım ama ne bir heyecanım var ne de bir hevesim. bunu kaç kere söyledim bilmiyorum bak ama olsun bir kere daha duymuş oldunuz.

   Bir süre yere paralel gittikten sonra baktım yerdekilerde iş yok, ben de yükseldim ve yükseldikçe yalnızlaştım. yalnızlaştıkça ve psikoloğa gittikçe bencilleştim çünkü o adam bana hep şöyle söyledi: ''Bunca yıl hep başkaları için yaşadın bırak artık onları ve birazda kendin için yaşa.'' haklıydı bence adam. bende öyle yapmaya başladım ama bu sefer annemin gözünde küçüldüm. garip olan taraf bu sefer içim acımadı. üzülmedim, çünkü alışmış kudurmuştan beterdi. ben artık doymuştum bunlara. böyle olmamın tek sebebi kendi kararlarım, cinsel yönelimim ya da çarpık ilişkilerim değildi yani.

   Hangimizin önce gideceği belli değil sonuçta, belki de içten içe bende onları bensizliğe alıştırmaya çalışıyorumdur bilmiyorum. alın size kocaman bir soru işareti daha?

Ben içe kapanıktım, diğer çocuklar neşeli ve konuşkandılar.
Kendimi onlardan üstün hissediyordum, ama beni kendilerinden aşağı görüyorlardı.
Böylece kıskançlaştım.
Bütün dünyayı sevmeye hazırdım, hiç biri beni anlamadı: Ben de nefret etmeyi öğrendim.



Not: son 4 cümle bütünün bir parçası kitabından alıntıdır.

4 yorum:

  1. özelsin.. seni farklı kılan kişiliğine sahip oldukça da hayatın sana kucak açmasını bekleme.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. oyuncağım ayıcığımmm :) duygulandırdın beni mikrop, teşekkür ederim güzel sözlerin için ve beklemiyorum zaten bana kucak açmasını uzun zamandır :)
      kendine çok dikkat et öpüyorum seni kocaman :*

      Sil
  2. Küçükken hep masanın altına girip ağlayan bir çocuktum,ağlamanın bir zayıflık olduğunu düşünürdüm hep,hayata karşı zayıf olamamam gerektiğini o zamandan beri biliyordum.Gün geldi ağlamamayı öğrendim,tepki vermemeyi,hissetmemeyi,mutlu olmamayı,hayal kurmamayı,umutlanmamayı öğrendim.Hayat bana ne verirse onu faizi ile alacak bir banka gibiydi hep bende ona blöf yaptım hep,mutlu olmamı istedi ben olmadım,umut parçaları verdi ben umutlanmadım. Hep onu kandırdığımı ve zarar görmeyeceğimi düşündüm.Ama gün geldi o yinede alması gerekeni aldı benden.İşte o zamandan beri şunu düşünürüm sen istersen dibine kadar yaşa,istersen kenardan seyret,istersen zarar ver,istersen koru o yapması gerekeni her zaman yapıyor.Oyunu bozup hiç bir şey olmamış gibi annesinin eteklerinin altına saklanıyor.
    İnsanlardan nefret etme bil ki onlar birer et parçası,düşüncelerden,zihinlerinin karanlıklarından nefret et o bedeni zehirleyen en büyük etken.
    Sev kendini her zaman daha çok sev her gün daha fazla sev...zehri akıtmak için kan da dökmek gerek bırak akacak olan kanlar aksın zehrinle birlikte sonsuzlukta kaybolsun...Yüreği güzel insan eline,diline,kalemine,ruhuna sağlık.Ruhunun asil kokusu buralara kadar geldi.Sevgi seninle olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. barıs bu güzel yorumun için gerçekten çok teşekkür ederim sana. Ben zehrimi akıtmak istemedim hiçbir zaman nedense. O hep masumiyetimin altında gizlenen bir silah oldu. Evet içten içe beni yediği bir gerçek ama hazırlıklı olmalıydım... Hayatla mücadele ediyoruz hepimiz belki de özünde tanrı ve kabul etmek istemediğimiz kaderimizle. Skora baktığımız zaman geride olduğumuz aşikar ama bizimde zaferlerimiz yok değil :) bugün ağlıyorsam eğer, akşam yatağa yarın gülebilmek için yatıyorum her defasında çünkü hiçbirimizin günlerce ağlayıp sızlama lüksu yok hayat yorucu olduğu gibi aynı zamanda kısa da. O yüzden umut etmekten, hayal kırıklığına uğramaktan korkmamam gerektiğini öğrendim çünkü senin dediğin gibi blöfle de olmuyor bu işler :) bu nedenle inadına gülümseyip hayal kuralım ve iltifatların için ayrıca teşekkür ederim o senin kalbinin güzellıği ve asilliğidir. Kendine dikkat et pıtırcık.

      Sil