dinleyin ve kendinizden geçin :*

24 Ekim 2012 Çarşamba

Hayatımda Olup Bitenler


    Merhaba çok sevgili, çok pıtırcık bloggerlar ve çok ponçik okuyuculaaarrrr :) nasılsınız bakalım görüşmeyeli?
    Vallaha ben inişli çıkışlı bir yol gibiyim her çıkışın bir inişi olduğunu hatırlayan ama hatırlatma konusunda soru işaretleriyle dolu :)

      Hayatım şu sıralar yine oldukça karışık ve yoğun. ne zaman yine bu noktaya geldim hiç bilmiyorum canlarım ama olsun ben alıştım :)
yine çok büyük bir aile entrikasının ortasına düştüm ama hayır bu seferki olay ne babam ne de onun ailesiyle ilgili. bu sefer bütün olaylar tamamiyle anne tarafında...

     Kuzenimin esrar bağımlısı olduğu ortaya çıktı. evden kaçmalar, ailelerin birbirine girmesi, doktora ve psikoloğa gitmeler derken çok kötü ve yoğun bir hafta geçirdim.
kuzenim benimle yaşıt ve biz birlikte büyüdük hiç abartısız. ikinci bir kardeşim resmiyette olmayabilir ama sorsanız var derim. çok üzüldüm kendime ve ona kızdım, dövündüm ama bütün bu yaptıklarım asla ortada olan gerçeği değiştirmediler. tahlil sonuçlarına göre mide bitmiş, böbrekler ise iflas noktasında bütün bunlar yetmiyormuş gibi üstüne birde kanında kanserli hücrelere rastlanmış olması beni beynimden vurulmuşa çevirdi. bu kadarı cidden fazlaydı.
    Birkaç gün önce bizdelerdi, dayımın duyunca uyguladığı ciddetin izleri yüzünde değil ruhundaydı. bunu hissedebiliyordum. evden kaçtığı gün saçlarını kazıtmış o upuzun güzel saçlarını... her zaman çılgın bir kız olmuştu zaten kendisi o yüzden tüm yaptıklarını gülümsemeyle karşıladım acıma duygusunun verdiği bakışlarla değil. kucakladım onu ve her şeyi birlikte atlatacağımızı söyledim.
   Onu kaybetme düşüncesine bile tahammül edemiyorken engelleyemediğim bir şekilde felaket senaryoları kurup ağlama noktasına geliyorum. her şeye rağmen umudum var, her şey çok ama çok güzel olacak, olmak zorunda :)
   Kuzenler arası bir tartışmanın içine gireceğim yarın. herkes birbirini bir şeylerle suçluyor. bunlardan anlayabileceğiniz üzere bu boku yiyen sadece bir kuzenim değil ama en ağırı kardeşim dediğim kuzenim... yarın herkesi parçalamaya gideceğim. kılıcım ve kalkanım hazır.

    Bütün bunların yanında bir de okuldan verilmiş ödevler beni gerçekten boğuyor. hangi birisini ne zaman yetiştireceğimi cidden bilmiyorum ki bazen amaaan koy götüne şehvetimiz artsın diyip yapmamayı bile düşünüyorum :)

Gönlümdeki istek

   Evet, bir de gönülden istediğim bir şey var benim :) aslında uzun zamandır düşünüyordum ama yazmak patrick'in postunu okuduktan sonra, kıskançlık damarlarımın kabarmasına kalmış demek ki :D
   Ankara'da bir blogger buluşması yapalım istiyorum ben :) hem ankaradaki blogger sayımız öyle yenilir yutulur değil hem de şehir dışından da katılımcı olacağına inanıyorummm :)
Hatta öyle bir kıskançlık içerisindeyim ki şu anda, onlarla aynı tarihte yapma isteğime gem vurmaya çalışıyorum :D :D :D

Son olarak sizlere şu sıralar çok severek dinlediğim birkaç parçayı armağan etmek istiyorum :)

1. sırada göksel'den aşk bitti var.


2. sırayı the script, hall of fame parçasıyla alıyor :)


3. sırada give your heart a break şarkısıyla demi lavato'yu görüyoruz:)


4.sırayı david guetta ve sia, she wolf şarkısıyla kapıyorlar :)


ve son olarak sıla listemize ıssız ada şarkısıyla 5 numaradan giriş yapıyor :)
ancak youtube daki video bozuk olduğu için onu buraya yüklemiyorum ama siz bulup kesin dinleyin :)

Hepinizi çok çok çok ama çok seviyorum :) kendinize çok iyi davranın tamam mı? öptüm hepinizi kocaman :*

KOCAMAN NOT: Hepinizin bayramını kutluyorummmm ama öyle çok et yiyip kendinizden geçmeyin bak :D şeker çikolatayıda makul seviyelerde görmek istiyorum :) mutluluktan kendinizi kaybedersiniz umarım :*

17 Ekim 2012 Çarşamba

Acının Olmadığı Yerde Haz Vardır


                                        Canlarım ciğerlerim dalaklarım böbreklerimmm :D
ahahaha biliyorum iğrenç bir giriş oldu ama olsun zira bugün sizlere acılarımdan bahsetmeyeceğim. ay şaşırdınız biliyorum benim acı çekmediğim gün yok yani normalde sizde haklısınız :D onları bir kenara bırakarak hayatımdaki güzel gelişmelerden bahsetmek istiyorummmm :)


   Gençler ben tiyatroya başladımmmmmm :D ne kadar mutluyum anlatamam. zamanında ertelemek zorunda kaldığım hayallerimden bir tanesini gerçekleştirme fırsatı bulduğum için içim içime sığmıyor o derece :) eğer oyunda yer almayaı başarırsam ve turneye çıkarsak şehir şehir dolaşiciğiz ve sizde beni izlemeye geleceksiniz anlaştık mı :D

   Tabii ki tiyatroda boş durmuyorum ve etrafı sürekli kesiyorum. Tanrımmmm o da neyin nesi öyle? ben hayatımda ilk defa böyle ilk görüşte vurulduğumu hatırlamıyorum. tam hayallerimin erkeği. o da tiyatronun ilk günü oradaydı ama ikinci çalışmaya gelmedi o kadar üzülüp acılara girdim ki sormayın. üstelik bence çocuk gey (bigaycığım bu kelimeyi senin için böyle yazdım). yani birkaç kez daha bir araya gelme fırsatımız olsa tam anlardım ama yok ortada çocuk falan.
üstelik mal ben, çocuğa bölümünü sorduğum halde unuttum, hatırlamıyorum ya.
ay beynime s*çmış birisi resmen :D

   Onun haricinde malum kendi cinsel yönelimimi zamanında 10 üzerinden değerlendirip 7 puanın erkeklere 3 puanın izse kızlara gittiğini söylemiştim bunun ışığında arada hala iç çatışmalar yaşıyorum ve bu cidden çok zor bir durum. beni anlayanlar vardır :)

   Neyse onu bunu bırakalımda hadi bütün bloggerlar aşağıdaki şarkıyla dans edelim. zamanında her gün mtv'yi sabahtan akşama kadar açık tutardım bu şarkı çıkacak diye :D hareketlerinide ezberlemiştimmmm :D haydi başlayalımmmmm :D geri sayımı sabır içinde bekleyin ama :)
bir de bu şarkıyı bilmeyenler varsa eğer ne kadar şanslılar ki artık biliyorlar :D


Hepinizi çok seviyorum ve kocaman öpüyorum pıtırcıklarrrrrrrrrr :* kendinize hep çok iyi davranın :)

13 Ekim 2012 Cumartesi

Size Bir Kitap Tanıtmak İstiyorum

Merhaba sevgili pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucular :)
nasılsınız bakalım?
ben iyiyim. vallaha bak, iki gözüm önüme aksın ki iyiyim...
 
   Bugün her zaman yaptığımın aksine, yani acılarımı yazmak yerine, benim için çok değerli olan bir sanat grubunun yeni çıkan bir kitabını tanıtmak istiyorum sizlere :)
neden değerli olduğu konusunu merak ederseniz; aslında iki sebebi var. birinci sebep bana acının, mutluluğun, kederin, umudun ve hayal kırıklıklarının benden öncede var olduğunu ve benden sonrada var olacağını anlatıp ruhumun derinliklerine işlemeleridir. yalnız olmadığımı hatırlatan bir diğer yalnızlıktır çünkü bence ÜçRenk Sanat :)
ikinci sebebi de birazdan kitabın resminin altında gözlerinizi ve zihninizi meşgul edecek tanıtım yazısıyla karışık manifestolarında bulacaksınız :)

 
   Söyleyecek hiçbir şeyi olmadığını anladıktan sonra, insan bunu söylemenin bir yolunu arıyor. Üç Renk, bu arayışın bir ürünü olarak doğdu. İnsanların birer isim olarak ve ismin arkasından tutunarak önemli olmaya çalıştıkları edebi toplumsallıkta, sahip olduğumuz ad’larla var olmaya çalışmanın yoruculu yanında; “ ama burada bir yanlış var” fikri Üç Renk’i bir ad’a sahip olmaktan vazgeçmeye; kimliklerimizi, bir paltoyu üstümüzden sıyırır gibi çıkararak, kapının dışında bırakabileceğimiz bir alan yaratabilme çabasına yöneltti.

İsimlerimizi terk edip, birer renk giyinmemizin temelindeki fikirlerden biri de, “ yazara değil esere inan” cümlesinin altına birer renk olarak imza atabileceğimizi düşünmemizdi. Renklerden yola çıkarak başka renklere gidebileceğimize inandık, aklımızda Virginia Woolf’un son sözlerinden bir bölüm vardı:

“… Arkamda erkek egemen bir düzen, çürümüşlük, boşluk, yalanlar, boyun eğmişlik var…Önümde ise toplumsal yaşam, ve bütün etkenlere açık bir alan, kıskançlıklar, savurganlıklar, hırs ve asabiyet gözüküyor…Birisi harem kadınlarına kapanan kapı gibi kapanıyor, öteki ise kendi çevremizde turlamayı ve kendi kuyruğuna kafasını saklayan kurtçuklar gibi saklanmayı öneriyor…”
Woolf’un tedirginliğini, iç daralmasını anlıyor ve ondan farklı olarak üçüncü bir seçeneğin imkanına inanıyoruz. “ Edebi statü”nün gizli bir güç olarak yön verdiği yazınsal yaşama kimliksizliğimizle arkamızı dönüyor; kişisel hoşa gitme çabaları sonucu elde edilen rantların kibrini ufalamak istiyoruz.

Üç Renk mavi ve kırmızı ile başlayan birlikteliğini, çıplaklığına bir renk giydirerek yazmayı, üretmeyi, tartışmayı, rengarenk karışmayı arzu eden başkalarına da bol bol yer bırakan bir alan kurguladı. O alanda birbirimize karışmayı beklerken, dünyanın tüm renklerini selamlarız.

 
cümleleriyle kendini açıklayan ÜçRenk Sanat, her geçen gün sayıları artan ve " bu satırların yazarı" demek yerine " bu satırlar" diyebilen insanların birlikte bir güzellik yaratabileceklerinin kanıtı oldu. Yazarlarının isimleri yok, her bir yazar ( bilinen ya da bilinmeyen) adını yok sayarak bir renk olarak imzaladı metinlerini, şiirlerini. Kitap, kırk dört öykü, otuz şiir, ÜçRenk yönetimiyle ile yapılmış bir röportaj ve çok sayıda orijinal görsel materyalden oluşuyor. Söz konusu eserler, edebi incelemeleriyle tanınan yazar Hülya Soyşekerci tarafından derlendi ve yayına hazır hale getirildi. Ülkemiz edebiyat tarihinde bir ilk olarak kabul edilen bu üretim, şimdiden gelecek yıllarda hakkında konuşulacak bir yapı olarak işaret ediliyor ve okura belki de takip ettiği bir yazarın, şairin üretimini bu kez kimliksizliği içinde keşfetme olanağı sunuyor.
   Ummarım sizde okurken benim hissettiğim pek çok şeyi hissedersiniz ve seversiniz kitabı :)
Kendinize çok iyi bakın pıtırcıklar öpüyorum sizi kocamannn :*

10 Ekim 2012 Çarşamba

Birikmiş Olaylar Silsilesi

  
    Merhabaaaaaaaa pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucularrrrr nasılınız?
bence çok iyisiniz hiç öyle naz yapmayın aman kötüyüm diye. Bakın hayat akıp gidiyor, öyle her şeye 3-5 gün üzülme gibi bir lüksümüz yok. otur iki ağla sonra sonra kalk pişkince sırıt. dudak büküp çemkirme hemen mikrop. bak ben bir taraftan öyle yapıyorum diğer taraftanda mahsun'a yıkılmadım ayaktayım parçasında eşlik ediyorum. mükemmel miyim ne :D

   Aslında bu bir deyim mi onu bile bilmiyorum ama deyim yerindeyse b*k gibi bir haftasonu geçirdim ve allah'ım bir daha yaşatmasın lütfen mümkünse :)
uzun zamandır annemle aramız baya baya kötüydü. kadın depresyon bunalım ve daha adını bilmediğim ne gibi kötü ruh halleri varsa hepsini aynı anda yaşıyordu resmen.
Kafayı yaşadıklarını hak etmediğini düşünerek ölmeye takmış bir insan nasıl olur az çok tahmin edebileceğinizi düşünüyorum. Bir önceki yazımda annemin astım krizi geçirdiğini ve kollarımda heran ölebileceği gerçeğiyle yüzleştiğimi zaten yazmıştım size ve tabii neden o hale geldiğini. o günden bugüne değişen pek bir şey yok aslında. Annem hala sinirli öfkeli ve asabi. üstelik yep yeni bir otorite kurma hevesiyle yanıp tutuşuyor. heran bende alev alabilirim söylemedi demeyin.
  
   Kardeşim pazar günü resmi olarak, kendisine baba demeyi uzun zaman önce bıraktığım o insanın evine taşındı. taşınmadan önce ve sonra iğrenç olaylar yaşadık. evet kelimenin tam anlamıyla iğrenç.
  
   Okula başladığım için arkadaşlarımla görüşememenin sıkıntısını yaşadığım günlerde pazar günü arkadaşımdan gelen telefon beni bir hayli mutlu etmişti. dışarı çıkıp okey oynayacaktık ne güzel. annem yine kendisinden geçti ama durur mu hiç.
evde temizlik yapılıyor senin umrunda değil şöyle böyle bir ton laf. özellikle annemin odama girmesinden nefret ediyorum. eşyalarımın yerini değiştirmesinden, odama bakıp beni aşağılamasından ve sürekli verdiğim sözleri hatırlatmasından bıkmış ve de usanmış bir haldeyim. Kardeşimle yaşadığı bütün sıkıntıların ve onun evden gidişinin sinirini benden çıkarmaya hiç hakkı yoktu. Üstüne birde hayatımda en çok değer verdiğim şeyleri yani romanlarımı yakmakla tehdit etti beni hatta mutfaktan gidip çakmak alıp geldi ve dolabımdaki kitaplara uzattı elini. bende bir sinirle alini tutup ittim kendisini. bağıra çağıra çık git odam karışma hiçbir şeyime ya. kitaplarımı parçaladığın yetmedi şimdide yakmaya mı çalışıyorsun, asla izin vermem buna dedim. Birbirimize girdik. ben arkadaşlarımı arayıp onlara gelemeyeceğimi söyleyip özür diledim. ben bunları yaparken annem bilgisayarımı, faremi, sandalyemi ve traş  makinemi oraya buraya fırlattıktan sonra elindeki viledayla parkelere ve lambama eş zamanlı darbeler indiriyordu.
    Artık dayanamadığını falan söyledi, zaten kaç gündür de hep aynı zırvalıkları, zırvalık diyorum çünkü cidden olmayan şeyleri kafasına yerleştirmiş bir durumda söyledikleri zamanında konuşulup kapatılmış şeyler, dinlemekten yorulup bıkmıştım.
mutfağa gidip kapıyı kilitledi. aradan biraz zaman geçince ağlama sesleri kendisni iyice hissettirmeye başladı ve çekmecelerin açıldığını duydum. evet evet annem hafta içinde savurduğu tehditlerini uygulamaya koyulmuştu. Günün ilk intihar girişimine tanıklık ediyorduk.
ben zorla kapıyı açtım hatta elimde çekiç falan kapının camlarını falan kıracakken arkadaki anahtar tekmelerim sonucu düştü ve başka bir anahtarla kapıyı açtım.
ilk fasılı böyle atlattık. sonra hiçbir şey olmamış gibi temizlik yaptık ve tabii bende kendisine yardım ettim. annem mutlu gbiydi.

   Annemi alttan almam gerektiğini düşünenler olacaktır kesinlikle aranızda ve emn olun bugüne kadar yaptığımda hep buydu ama o gün ekstrem bir durumla karşılaştım malesef.

   Uzun zamandır aramız bozuktu en yakın arkadaşımla. beni bilen her şeyimi paylaştığım kardeşim dediğim kızla aram açıktı ve o gün arkadaşlığımıza nokta koyduk daha doğrusu o koydu. sebepleri çok saçma ve hak etmediğim bir muamele gördüm. bunca yıldan, yaptığım ve katlandığım bunca şeyden sonra bu zaten beni üzüntü ve keder denizlerinde boğmaya yetecekken ben arsızlığa vurup kafa dağıtmak için arkadaşlarımla okey oynamaya gidecektim. annem engel olmasaydı. bütün bunların üstüne annemi kaldıramadım açıkçası işte sakin olamayışımın asıl nedeni budur.

   Pazar günü akşam olup da kardeşim evden gittikten sonra eve bir sessizlik çöktü. annem durmadan ağladı. neden bilmiyorum ama o her ağladığında onu her öyle gördüğümde kan beynime çıkıyor. bir sinirleniyorum. ben mutfaktan suyumu almış dönerken yolumu kesti annem. bak oğlum bu son ile başlayan cümlesi tehdit cümleleriyle devam edip beni sindirdiğini sanmasıyla bitti. eski halimize geri dönüyorduk. sonra baya bir tartıştık. annem yine ağlamaya başladı ve sessizce yine mutfağa gitti. artık ne olacağını bildiğimden bende koşar adım gittim oraya tam kapıyı kilitleyecekken açtım kapıyı. evet işte yeni modamız bu. mutfağa kendini kilitleyip bıçakla bir tarafınızı kesmeye yeltenmek. intihar modası ikoncanınız olarak son intihar modası için beni takip etmeyi asla bırakmayınız.
geçen hafta kendini asmayı tanıtmıştık.
kendini asma out kendini mutfağa kilitleme in...

   Pazartesi sabahı da spora gitek için çantama koyduğum kıyafetleri kontrol etti annem. evden kaçacağımı düşünmüş yazık. akşamda beni arayıp yemeğe çıkardı beni. sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşup güldü. sanki dün benim ağzıma bilmem kaç posta s*çan, iki kez intihar etmeye çalışan, her fırsatta beni ona duyduğum sevgi ve ona olan maneviyatımdan vurup vicdan yaptırmaya çalışan o değildi. sanki pazar günü hiç yaşanmamıştı. sesimi çıkarmadım. her şey yolundaymış numarası yaptık ana oğul...

   Spora başladım evet. pazartesi yaptığım çalışmanın sonuçları bana kas ağrısı olarak geri döndü şu satırları yazarken dahi kıvranıyorum siz düşünün.

   AMA ÇOK İLGİNÇ BİR ŞEY OLDU...

   Sporda gerçekten çok taş çocuklar vardı ama nedense soyunma odasında midem bulandı. bir tanesini bile hayallerime sokamadım. Normalde kendime malzeme yapacağım çocuklar bu sefer mide bulantıma bahane olmuşlardı. hiçbir anlam veremedim bu duruma ama üzerinde çok da düşünmedim doğrusu.
   sonra tekrar düşününce fark ettim ki aslında ben bir erkekle hep bir duygusal ilişki, yani kezbansal masum bir ilişki hayali kurmuştum. o saflığın içine sex'i soktuğum zaman içim bir tuhaf oluyor. midem kasılıyor resmen. Yaşadığım çarpık ilişkim haricinde zaten bir deneyimim yok ve bir gün sevgilim olursa onunla nasıl birlikte olacağımı bilmiyorum. içimdeki o tuhaf duyguyu nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum aslında. iğrenme bu durumumu karşılamaz hatta havada sılı kalır ama aklıma başka bir kelime gelmiyor.
  
    Ayrıca çok saçma bir yönümü daha istemeye istemeye bugün kabullenmiş bulunmaktayım.

ELLER NASIL BİR KOŞUL OLABİLİR...

   Dünyanın en yakışıklı erkeğide olsa eğer ellerini beğenmezsem nedendir bilinmez istemsiz bir soğuma gerçekleşiyor bende. yenmeye çalışıyorum bunu ama nerde beğendiğim bir çocuk görsem direk ellerine bakıyorum. kıstasım ne bu konuda onu da bilmiyorum. sadece görünce bir şekilde beğeniyorum ya da beğenmiyorum.

  oooffff ay ben iyice kafayı yiyorum haa günden güne. zaten bir sevgilim bile yok. hem olsa kaç yazar orası da ayrı tabii. içimde bir şeylerin değiştiğini hissediyorum ve ne olduğunu bilmediğim bir nedenden ötürü bu değişim beni korkutuyor. ayrıca en yakın arkadaşımdan da yediğim kazık sonrasında artık insanları o kadar çok düşünmemeye çalışıcam dedim kendime. bencil olacağım gamsız olacağım. yapamayacağım sanırım ama...
Değer verdiğim insanlar bir bir giderken hayatımdan dönüpte suçu kendimde aramak istemiyorum çünkü ne ölümlerin ne de alınan kararların önüne geçebilirim. kendime neden bu kadar yükleniyorum onu da bilmiyorum. bildiğim tek şey kulaklığımı takıp müzik eşliğinde salya sümük ağlamak ve yeni güne gülerek başlamak istediğim.
  
   3-4 günümün özeti buydu gençler. eğer kollarımda derman olsaydı resim falan da eklerdim ama şimdilik uyumam gerek. aceleyle yazıdğım bu posttaki yazım ve noktalama yanlışlıklarını görmeyiniz lütfennnnnnnnn :)
   Hepinizi çok ama çok seviyorum. kendinize çok iyi davranın bir kere ve yaşamaktan sakın kokrmayın.
pişkin werther'iniz gibi hep gülün inadına :D kocaman öpüyorum sizi :*

3 Ekim 2012 Çarşamba

Yokluk ve Hiçlik Arasındaki Sayıklamalar

  
   Bugün ilk defa neler yazacağımı planlamadan gelip oturdum bilgisayarın karşısına.
Geçmişimde mi yaşıyorum, her şeyi görmezden gelip aptalca bir umutla geleceğimde, belkide hiç olmayacak bir gelecekte mi yaşıyorum bilmiyorum ya da gereksiz bir tedirginlikle şimdimde...
bildiğim şeylerin başında hayatımın belkide çoğunuzunki gibi yolunda gitmediği. belkide şu anda olduğum yerden de memnun değilim. hayatım kocaman soru işaretleriyle dolu. sürekli tedirgin ve sürekli tetik haldeyim.
Ne zaman zarar vermeye çalışacak birisi bana. 5 dakika sonra mı, yoksa birisi çoktan kanattı mı beni? hemen bir ayna bulup yüzüme bakmalıyım...
   Yaşımı göstermeyecek kadar çocuksu bir yüzüm var. oturmamış yüz hatlarımın arasında, zamanından önce gerçekleşmiş yaşanmışlıklar var sanırım.
Pahalı, antika bir iran halısı nasıl bomboş bir salonun ortasında şişmiş zemin yüzünden abuk subuk duruyorsa benimde suratım hayatımın içinde o nedenle absürt duruyor sanırım.

   Zaman zaman yeşil zaman zaman mavi ve zaman zamansa adını bile bilmediğim renklere bürünen kararsız gözlerim, herzaman bir yudum zehri andırıyorlar nedense baktığım aynada. kimi uzak tutmaya çalışıyorlar benden? annemi, babamı, kardeşimi, bana kazık atmaktan bıkmayan arkadaşlarımı ya da hayatın kendisini mi? doğru ya saydıklarımın hepsi hayatın içindeler zaten.

   Kime neyi ispat etmeye çalıştığımı bilmiyorum. kendimi yine kendime mi kabullendirmeye çalışıyorum acaba? de ja vu yaşıyorum sanki, bu aşamaları geçeli çok olmamış mıydı?
nerde o bana verilmiş sözler? iki dudak arasından çıkan her söz havaya karışıp yok mu olur sahi? ya nefesim olup beynime kazınıyorsa ne yapmalıyım? onları da beynimin hangi lobunda olduğunu bilmediğim, kendi hayallerim gibi gerçekleşmeyecek şeyler bölümüne mi kilitlemeliyim?

   Kendinden başka kimseye güvenme felsefesinin hakim olduğu günümüzde kendime bile zor güveniyorken beni sevip bana değer verdiğini söyleyen insanları çevremde aramak büyük bir aptallık sanırım. En yakın arkadaşımın bile kazığını yiyip doğduğumda vurulmasına rağmen ağlamadığım popomun üstüne oturmuşken neyi kimden bekliyorum ki? kızgınım ama kime olduğunu bilmiyorum ağlıyorum ama tek bir sebep belirleyemeden. dünüme bugünüme ve yarınıma.
hayır hayır ben umutsuz bir insan değilim hele karamsar hiç değilim. en kötü olaylarda bile sırıtmaya başaran bir insanım. peki ne oluyor bana? zaman kendi yokluğuna kendi hiçliğine mi çevirmeye başladı yoksa beni. ahh tabii elbette nasıl unutabilirim ki, zaman ne olduğuna bakmaksızın yok etmeyi seven güç tutkunu bir arkadaşımız. ruhunu her arındırdığında yalnızlık denen bir duyguyu tüm insanlığın üstüne salıp bir taşla iki kuş vurma eyleminin hakkını sonuna kadar veren kahpe bir arkadaşımız.

   Düşmanımın düşmanı dostumdur sözünün bile üzerimde işlemediği bir dönemdeyim. farkında olmadan bu kadar kötü bir insana dönüşmem imkansız. Değiştirmeyi umarken değiştirilmiş olma ihtimalini reddiyorum. Çocukken en büyük hayalimiz biran önce büyümekti ve büyüyünce tek hayalimiz tekrar çocuk olabilmek oldu. evet biliyorum biz insanlar doyumsuzuz ve anımızın değerini yaşamayan kıymet bilmeyen varlıklarız. dans etmek istiyorum.

   Azrailin sadece gelip can alarak geçimini sağladığını düşünmek bence çok saçma. o hayallerimizi ve umutlarımızı da öldürüp daha çok kazanıyordur bence. düşünsenize, yaşam gücü elinden alınmış birisini öldürmek ne kadar zor olabilir ki...
   Geçen gün kendisiyle mutfakta sohbet ettik. anneme bir ziyarette bulunmak istedi sanırım. kollarımın arasında nefes alamayarak boğulan kadını izledim. Neredeydi bu ilaçlar? yoktular çünkü annem yine bir tartışma sonrası, yaşadığı her şeyin sinirini benden çıkarttığı bir tartışma sonrasında, günahsız olan beni günah keçisi ilan edip omuzlarımdaki yüke yükler bindirerek bundan sonra ilaçlarını almayacağını söylemişti.
   Annemin kollarımda ölecek olma ihtimali acımasızcaydı. Tamam; zaman, kader, hayat, ölüm, azrail ve son birbirleriyle yakın anlamlı arkadaş olabilirlerdi ama sadece benim için bu kadar kafa patlatıp bana böyle oyunlar oynamaları götümün kalkmasına sebebiyet veriyor. gerçekten bu kadar önemli miyim onlar için? sahi benim daha gerçekleştirmek istediğim hayallerim vardı onlara ne oldu? acaba gerçekleşebilen her madde birisinden birisinin karnına bir yumruk olup iniyor mudur?
Soğuk kanlılığımı annemden almış olmalıyım. kardeşimin annemi, şu anda babamın yanında yaşayan kadınla kıyaslaması sonucu çıkan enfes kavganın ardından gelen astım krizine hazırlıksız yakalanmıştık inkar edemem. kardeşim salya sümük ağlayıp söylediklerinin ve yaptıklarının pişmanlığını sadece 2 saat yaşayacağı odasına doğru giderken ben annemin hayatına sarılmıştım dört elle. şaka değil iki el annemin iki el benim toplam dört el. sonunda vazgeçip gitti azrail ama giderken son gülen iyi güler dedi. bende önce gittde olmayan ağzına bir diş yaptır mikrop dedim ona.

   Cinsel yönelimini 10 üzerinden bir tabloyla değerlendirip 7 puanını erkeklere veren ben de her insan gibi hayatımda birisinin olmasını gerçekten çok istiyorum ama bunu söylediğim yalanlarla yapmak istemiyorum. anneme hayatımda hiçbir zaman kimse olmayacak diye söz vermişken ve söylediklerim nefesi olup beynine kazınmışken içimi gerçekten ikiye mi bölmeliyim. rahat olan kısmı aşkımı yaşarken olmayan kısmı da verdiğim sözle boğuşsun.

   Sorulmamış çok hesap, alınmamış çok cevap varken pes etmeyi istemiyorum. evrimimi tamamlamak üzere olduğumu hissediyorum ama.
az önce bahsettiğim, isteğim dışında değiştirilme olayını farkında olmadan istemiş olabilir miyim?
insanın kendi suç tarhine bakması gerekiyor arada sırada. ben de bir düşündümde, sanırım ilk suçumu, gereksiz insanları hayatımdan söküp atabilmek için insanlığımdan bir parçayı öldürerek yine kendime karşı işledim. içime kötülük ormanları ektim. bunları sırf kendimi korumak için yaptığımı söylerken aslında ikinci suçumu da kendimi kandırmaya çalışarak mı işledim yoksa? işte bir soru işareti daha.

   Üniversiteye başladım. hı-hı evet bunu yaptım ama ne bir heyecanım var ne de bir hevesim. bunu kaç kere söyledim bilmiyorum bak ama olsun bir kere daha duymuş oldunuz.

   Bir süre yere paralel gittikten sonra baktım yerdekilerde iş yok, ben de yükseldim ve yükseldikçe yalnızlaştım. yalnızlaştıkça ve psikoloğa gittikçe bencilleştim çünkü o adam bana hep şöyle söyledi: ''Bunca yıl hep başkaları için yaşadın bırak artık onları ve birazda kendin için yaşa.'' haklıydı bence adam. bende öyle yapmaya başladım ama bu sefer annemin gözünde küçüldüm. garip olan taraf bu sefer içim acımadı. üzülmedim, çünkü alışmış kudurmuştan beterdi. ben artık doymuştum bunlara. böyle olmamın tek sebebi kendi kararlarım, cinsel yönelimim ya da çarpık ilişkilerim değildi yani.

   Hangimizin önce gideceği belli değil sonuçta, belki de içten içe bende onları bensizliğe alıştırmaya çalışıyorumdur bilmiyorum. alın size kocaman bir soru işareti daha?

Ben içe kapanıktım, diğer çocuklar neşeli ve konuşkandılar.
Kendimi onlardan üstün hissediyordum, ama beni kendilerinden aşağı görüyorlardı.
Böylece kıskançlaştım.
Bütün dünyayı sevmeye hazırdım, hiç biri beni anlamadı: Ben de nefret etmeyi öğrendim.



Not: son 4 cümle bütünün bir parçası kitabından alıntıdır.