dinleyin ve kendinizden geçin :*

28 Aralık 2012 Cuma

2012 Yılı Gitmeden Söylecek Birkaç Sözüm Var



Evet, geyim ve artık bundan utanmıyorum.
2012 yılı benim için yepyeni bir başlangıç ve temiz bir sayfa gibi dursa da tabii iki öyle olmadı. hayatımın bir çoğunu buraya yazdım ve yazmaya da devam ediyorum ama atladığım şeyler olmuyor dersem yalan olur. 2011'in başında anneme açılmıştım malum ve sonrasında hayatım hiçbir zaman eskisi gibi olmadı, olamadı. sorunlar kavgalar gürültüler hep peşimdeydi zaten ama işin boyutu bu sefer biraz farklıydı.
Annemin beni kabullenme süreci, bunu o babam olacak şerefsize anlatmak istemesi, benim onay vermem, benim yine kendimden fedakarlık yapmam, ağlamayı kesmem, psikolok ve sınav sitresiyle geçti neredeyse tüm yılım. evet dediğim gibi ailem beni biliyor ve gey olmaktan utanmıyorum. sadece ezici bakışlar altında beni rahatsız eden insanlardan onlar adına utanıyorum. üzülüyorum onlara çünkü daha düşünce adına kat etmeleri gereken çok yolları var inanın.
üniversiteyi kazanmamın getirdiği rahatlık, yeni insanlar, tiyatro, yeni bir sosyal çevre falan derken hayatım hiç olmadığı kadar güzelleşmeye de başladı tabii.


DURUN DURUN!!!
         BU YAZIYA DEVAM ETMEK
                                           İSTEMİYORUM

   Dönüp dolaşıp aynı şeyleri hatırlamak canımı sıkıyor, cidden bak! eminim siz de sıkılmışsınızdır. o yüzden siktir ettim gitti zira yeni bir yıla giriyoruz ve ben hayatımda hiç olmadığım kadar mutle ama bir o kadar da kin dolu ve hırslıyım :D hı-hı evet öyleyim pıtırcıklarım. yeni yılda katil olmayı planlıyorum. gereksiz yere oksijen tüketip varlığı yüzünden rahatsız olduğum bir kahpeyi öldürmek istiyorum. doğru tahmin, 100 puan siz ponçik okuyucularıma gidiyor. babamın sevgilisi!!! :D
neyse o kaltağı sonra halletçem o zamana kadar koy g*tüne şehvetimiz artsın diyorum :*
  
   Evet, en yakın arkadaşımdan dahi kazık yeyip yeni şey edilmiş bir b*k gibi ortada bırakılmış olabilirm ama, çoktan anladığınızı düşünüyorum, ben güçlü bir insanım 2 haftada kendime geldim ve önüme baktım. :D
   
   Evet, babam şerefsizliklerine devam edip beni benden almış olabilir ama, farkındasınız biliyorum, ben inatçı bir insanım ve kudurmuş alışmıştan beterdir. babama ve yaptıklarına alıştım, geleceğimle, hayatımla oynamış olsa bile. :D

   Evet, annemle çok kötü kavgalar etmiş olabilirim. hatta ve hatta evden atılmış ve rest çekilmiş bie olabilirm ama, hissetmişsinizdir biliyorum, yüzsüz bir insanım ve odamdan dışarı adımımı atmadım :D

   Evet, kardeşim evden gitti ve ben ne yapacağımı bilemedim bir süre. ortamın güzel olması, benim keyfimin yerinde olması bir anlamda rahatsız ediyordu beni ama, ne kadar çabuk alışabildiğimi hatırlamışsınızdır, buna da alıştım. kardeşimle haftada bir ya da iki kere telefonda görüşüyoruz o kadar. dediğim gibi düşününce üzülüyor gibi olsam da alıştım. :D

    Her şeye rağmen bu yıl kötü geçtiği kadar güzel de geçti. hayatımdaki en büyük hayallerimden bir tanesi bu yıl, bu genç yaşımda gerçekleşti ve ben bunun ne kadar önemli olduğunu önümüzdeki yıllarda daha iyi anlayacağımı biliyorum :D ney, ney diye sormayın söylemem :D

   Açtığım yeni sayfalar bana mutluluk veriyor. Hayıri werther'in acıları son bulmadı üzülmeyin hala acılardayım ve hala acılar yaşayıp en can yakalnlarını yaşayacağım ama inkar edemeyeceğim şeyler var. hayatım yolunda, kendimi çok özgür ve mutlu hissediyorum. bunun içinde ne kadar şükrediyorum tahmin bile edemezsiniz.

   Bence bu yıl büyük ikramiye bana çıkacak ve inanın benimle birlikte sevdiğim herkesin hayatı değişecek :D evet evet sizden bahsediyorum çok pıtırcık bloggerlar :D hepinize birer ev alacağım ve tabii baskı altında kalmayacağınızdan emin olacak şekilde ekonomşk bağımsızlıklarınızı kazanmanızda yardımcı olacağım, sizi kabullenmeyenlere siktiri basabilmeniz için :D :D :D

   Şuanda yeni yılı beklerken ben, bilgisayarım kafamda iyi-kötü düşüncelerim ve siz baş başayız :) inanın güzel dostluklar kurduk ve hepinizi çok seviyorum :D

                                         BU BÖLÜMDE SİZLERİ DEĞERLENDİRİYORUMMMM!!!!

PATRİCK: Bu çocukla iyi ki tanışmışım :) gerçekten benim için çok iyi bir arkadaş oldu ve ne anlamda olursa olsun desteğini benden hiç esirgemedi. iki kere istanbul'a geldim mesela ikisinde de beni hiç yalnız bırakmadı. ben de elimden geldiğince ona destek olmaya çalışıyorum ama biliyorum ki önünde kocaman, güzel bir hayat var ve onu kimsenin mahvetmesine izin vermeyecek. çünkü sen bebeğim, güçlü bir çocuksun. Haaa bu arada o grindir şeysinde çok dolanıp benim üzerime gül koklamaya devam ederse bacaklarını ayırcam yakında :D :D :D
Umarım yeni yıl sana istediğin her şeyi verir patrick'im tabii en başta güzel bir üniversite. öpüyorum kocaman :*

HUZUR: Huzur abidemmmmm :) o benim tatlımmm, o benim belalım, o benim abiimmm :D ay onun hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki anlatamam. içimden şuanda ona ne küfürler ediyorum bilemezsiniz çünkü biz öyle anlaşıyoruz. bir gün ondan küfür yemezsem içim rahat etmiyor, sabahlar olmuyor. açtığım mesajda, kaşar, kevaşe, yollu vb. kelimeler görüyorum ve kimin attığına bile bakmadan huzur etiketini yapıştırıyorum biz ansanlar aramızda telefonları alo diye açarız mesela o ise ''kevaşe, napıyosun?'' diye açıyor ahaha :D :D İyi kötü her zamanımda yanımda olup beni asla yalnız bırakmayan abime burdan tekar teşekkür ediyorum ve kocaman öpüyırum. o her şeyin en iyisine layık ve umuyorum ki yeni yıl ona yeni yeni kapılar açacak. bu arada kendisini üzecek yahut buna cüret edebilecek her türlü gücün önünde bir engelimdir burdan yetkililere duyuruyorum vallaha kabusunuz olur parçalarım ahaha :D yeni yılın kutlu olsun şeker :*

NUMBERONEGİRLANNEM: Anaların anası, düşkünlerin eli, muhtaçların kurtarıcısı, açların aşı, yaralıların ilacıı ahahaha :D beni evlat edindiği günden beri ona ''anne'' demekten onur ve de gurur duyuyorum. inanıyorum ki şimdiye kadar ona layık bir oğul oldum :) bu geçtiğimiz kahpe 2012 ona çok acılar getirdi, eee acılı oğlun acılı anası olur hey yavruummm :D kendisi gerçekten çok güçlü bir insan. duruşuyla bakışıyla işvesiyle tam bir afet olmasının yanı sıra ayakları yere sağlam basan birisi gerçekten. hı-hı evet öyle :D umduğum o ki yaşadığı bütün kötü şeyleri bu yılda bırakıp 2013'te tertemiz güzel bir sayfa açacak ve yoluna öyle pırıl pırıl bakacak. inşallah hayatında hep güzellikler olur annem, yeni yılın kutlu olsun. oğluşun seni çok seviyor :* bu arada burdan enişte beye sesleniyorum annemi özme vallaha izmir'i bombalar seni denize dökerim öptüm şekerim :*

OPERADAKİKAZULET: Kazu, canım yaaaa :) kendisi bir mim kuralı gereği onu muhteşem bir şekilde övdüğüm için nasıl teşekkür edeceğini şaşırıp bana evlenme teklifi eden bir zat ahaha :D bu anlamda hayatımda bir ilktir :D bende annemi dinlemedim gittim teklifi kabul ettim. sonra başkalarıyla fingirdeyip beni ortada bırakmasın mı ay daha yüzükler takılmadan boynuzlandım ben ve ilişkimi orda bitti ahahaha :D şaka bir yana aklına gelen komik anılarını zaman zaman bana yazıp yüzümü gülümseten birisi kendisi ve ben onu seviyorum :) görmek daha kısmet olmadı ama takım elbisesi içinde rahat durmayan bir yakışıklı hayal ediyorum. umarım yeni yıl sana istediklerini verir kazucuğum öpüldün kocaman :*

BİGAY: Kendisi bana ikinci evlenme teklifi eden kişidir. bunu sırf kazuya inat yaptı ama ben yine annemi dinlemeyip kabul ettim ve ertesi günü beni bir izmirliyle aldattığı postunu okuyunca sözü bozdum. offf halbuki ne hayaller kurmuştum ben. onu çok mutlu edecektim.. öhö neyse ne diyodum hah! :D ay analar hep haklı çıkıyolar ya buna ne demeli? allah'ın bir hikmeti işte töbe töbe dağlar taşlar :D kendisini inanılmaz çok seviyorum ve bu da onu biliyor çünkü her fırsatta söylüyorum. umarım yeni yılda da yüzü hep güler ve hayatı istediği gibi gider. iyi ki varsın bigayım öpüldün kocaman :*

OGAYBENDE: Kendisi, attığı bir e-postayla yüreğimi söküp götüren çok sevdiğim bir blogger. iyi mi iyi kalpli, böyle bloğunda hep insanlara yardım ediyor. geçenlerde de gtalk'dan konuştuk, aynı zamanda hoş sohbet birisi de :D umarım yeni yıl ona yaptığı iyiliklerin karşılığını faiziyle birlikte verir ve çok mutlu olur :)
yeni yılın kutlu olsun tatlım :*


OYUNCAKAYICIK: Ben hayatımda onun kadar mikrop bir insan görmedim. hatta öyle ki taşıdığı kanserojen maddeler yüzünden bunun fabrikasını kapatıp oyuncak ayıcık yapımına son verdiler hatta ve hatta yaptığım çağrı üzerine bir çok blogger ki bunların başında ogay var evlerindeki oyuncak ayıcıkları attılar ahahahaha :D ay bu çocuk uzun zamandır ortalarda yok ki uğraşayım. evet 2012'nin bir kısmını bu pis oyuncakla uğraşarak geçirdim ve hayır benimle baş edemeyip terk-i diyar etti :D o da çok iyi kalpli ve deli dolu birisi. hepimizde olduğu gibi onunda hayatında yolunda gitmeyen şeyler var ve umarım en kısa zamanda her şeyi yoluna sokabilir. yeni yılın ona şans, başarı ve adam gibi bir sevgili getirmesini diliyorum yoksa kötü yola düşecek ahahha :D öpüldün pıtırcık :*

PİSTİS: Pistis bebeğim umarım yeni yıl sana, vefalı, aklı başında, eli ayağı düzgün bir sevgili verir ve çok mutlu olursun. yeter yani öküzlerle uğraştığın. sen en güzeline layıksın ve bunu zaten biliyorsun :) aynı zamanda kendisi benim ''tü'' bacım :D birlikte ''tü'' demeyi seviyorum. yüzün hep gülsün pıtırcık :*

EVOĞLANI: Bu çocuk bana verdiği makarna tarifi ve bana söylediği güzel sözlerle çoktan tavladı beni :D cidden çok sempatik birisi kendisi. en kısa zamanda yüz yüzede görüşüp tanışmak istiyorum duyurayım istedim burdan. benim ''tü nalet gitsin!'' dememi de çok beğeniyor aynı zaamanda. yerim ya seniiiii :D umarım yeni yılda çok mutlu ve huzurlu olursun tatlım :D öpüldün kocaman :*

BİADAM: O benim paşammmmmm :D kendisi blog yazmama vesile olan kişidir. onunla konuşmaya başladıktan sonra blog yazmaya başladım ama ben gelince o gitti rahatsız mı oldu ne  ahaha :D kendisi gerçekten çok tatlı ve aramızda kalsın yakışıklı! birisi :D bir türlü görüşmek kısmet olmadı ama sözü var mutlaka buluşcaz bir gün :D aynı zamanda çok yoğun başını kaşıyacak zamanının olmadığı günler oluyor ama bitanesi onu çok mutlu ettiği için gözüm arkada değil. iyi olduğunu biliyorum en azından :D  paşam her zaman çok mutlu olursun umarım. 2013'de de hayatın şimdiki gibi yolunda olur inşallah. çok seviliyorsun paşam kendine dikkat et :*

KELİMELERESADAKAT: Biz bu tatlı çocukla twitter'da tanıştık. ay bu bana asılmasın mı? zorla telefon numaramı falan istemeler, böyle ayıplı mesajlar gönderip beni tahrik etmeye çalışmalar, sürekli bi yelkenleri indireyip diye iltifat etmeler falan ahahahaha :D tabii ki hepsi şakaydı. bana bloğunda sitem ettiği için bir şoka uğratayım istedim kendisini :D gerçekten çok iyi kalpli melek gibi birisi ve şaşılacak derecede çok benziyor hayatlarımız birbirine :) o yüzden bir başka yakın hissediyorum kendimi ona. hep yanımda olmaya çalıştığı için bir kez daha teşekkür ederim ona. 
kendim için dilediğim ne varsa sadakatim için de diliyorum :) ayrıca bugün onun doğum günüüüüüüüüüüüüüüü :) hem doğum günün kutlu olsun tatlım hem de yeni yılın. umarım istediğin her şey ayaklarının önüne serilir ve sen hep mutlu olup içtenlikle gülümsersin. üniversiteyi kazanmanı öncelikle temenni ederken kocaman öpüyorum yanaklarından tatlım :* ayrıca o grindir maceralarının hesabını sonra sorcam sana unutturma o.O öpüldün hayatım :*

HOMOREXİA: Kendisi beni karmayla tanıştırıp iki iyi dost olmamızı sağlayan muhterem kişiliktir. evet benim kötü enerjimin gidip gidip sürekli g*tünde patladığı o tatlı kişi :D bu ara evrende biriktirdiğim kötü enerji onu daha çok ziyaret etmiş ve hayatında değişikliklere yol açmış olsa da sanırım kendisi kaşınmış tam bir bilgim yok :D onunla da twitter'dan tanıştık ve kendisini çok sevdim. 2013'te hayallerine kavuşup çok mutlu olmasını diliyorum. öpüldün ponçik :* ve unutmadan, birgün yolun mutlaka ankara'ya düşecek. o zaman görüşcez senle ahahha (kötü favrikatör gülüşü)

ACEMİGAY: Kendisi hakkındaki düşüncelerimi ''acemiyle buluştum ağzım ayrıldı'' postundan biliyor olsanızda, onu sevdiğimi bir kez daha burdan çığırmak istiyorum :D gerçekten çok tatlı birisi ve deli dolu :) istanbul'a gittiğimde tekrar başının etini yiyeceğim ve o da bunu çok iyi biliyor :D umarım yeni yıl sana başarı sağlık mutluluk ve benim bilmediğim ama senin çok istediğin ne varsa onları getirir hayatım öpüldün kocaman :*


ARNAVUTKALDIRIMI: Bu çocuk şeker mi şeker, tatlı mı tatlı bir blogger :D beni çok güldürüyor kimi zaman :) kendisini dersler konusunda çok yakın hissediyorum kendime. okuduğumuz lanetler ettiğimiz dualar falan hep aynı yani :D ütüyü fişte mi unuttum acaba diye düşündüğüm her zaman aklıma onun da gelmesi her defasında tebessüm etmeme sebep oluyor ve içim ısınıp yalnız olmadığımı bir kez daha hissediyorum :) çok mutlu ol kaldırımım ve yüzün hep gülsün. üzme ve üzülme, kırma ve kırılma, ezme ve ezilme tatlım. yeni yıl sana göz kırpmakla kalmaz ve kahkalarla gülmene yardımcı olur umarım. seviliyorsun son ütücü öpüldün kocaman :*


 MUTLULUĞUNUZ DAİM OLSUN PITIRCIK BLOGGERLAr VE PONÇİK OKUYUCULAR. EMİN OLUN ÇOK SEVİLİYORSUNUZ :)

   2013 ADAM GİBİ GEL YOKSA SENİ DE PARÇALARIM :*

2 Aralık 2012 Pazar

Zamanın Getirdikleri ve Götürdükleri


   Merhabaaaaa benim pıtırcıklarım, ponçiklerimmm canlarım ve aslında her şeylerimmmm :) inanın sizleri ne çok özledim. aslında yalan sizi değil yazmayı özledim zira zaten sizle her gün twitterlarda falan kaynatıyoruz :D
   Yazmadığım için bana kızanlar, alınanlar ve bozulanlar olmuş hatta bu yüzden bloğumu takip etmeyi bırakmışlar ama canları sağ olsun ben kendimi affettireceğim kısmetse :) anladım ki ben günlük hayatımdan sizlerde bunun ışığındaki acılarımdan besleniyorsunuz ve uzun zamandır hem siz hem de ben aç kaldık. artık yokluğu varlığını aratan şeylerin kıymetini bilme vaktididr o zaman...
   Bugün dalından yeni kopartılmış bir gül gibiyim, hala dimdik duran ama bir iki satte son kokusunu teslim edecek olan havaya...

   Aslında şu sıralar hayatım gerçekten yolunda, isyan edip de yukardakini boş boşuna kızdırmaya gerek yok ki zira onunla da aramız pek iyi nazar değmesin :D
Annemin sürekli bana ders çalışmam gerektiğini söylemesi dışında pek bir rahatsızlığım yok ama o da yavaş yavaş pes edecek sanırım :)

   Anneme out olduktan sonra hayatın benim için tam bir cehenneme döndüğü günler çok uzakta kalmadı aslında ama şu son aylarda hem annemde hem de bende gerçekten çok değişiklik oldu. annem artık bana karşı daha rahat gibi beni çok sıkmıyor ve sanki beni kabullenmeye başladı. yani en azından bana gösterdiği hali tavrı benim kendimi iyi hissetmeme neden oluyor şu sıralar.

   Tabii ki annemin tüm şüphelerinden ve kuruntularından kurtulduğunu söylemem hayalci bir tutum olur. annem hala benim için çok endişeli ve kaygılarını gözden uzak yaşıyor. beni sonuna kadar korumak istiyor. daha dün tiyatronun bana kötü bir geri dönüşü olabileceğinden kortuğunu söyledi. birlikte çok vakit geçirdiğim insanların yanında git gide daha rahat davranacağımı ve bunun sonucunda da insanların yine acımasızlaşarak beni inceteceklerini söyledi. haklıydı ve ben bu yüzden ses çıkarmadım ve dikkatli olacağımı söyledim. Tiyatrodan söz açılmışken...



   Tiyatro gerçekten çok ama çok iyi ilerliyor. orası benim nefes alma yerim gibi ve inanın çok eğleniyorum. bunun haricinde beğenilmekte çok hoşuma gidiyor. insanları güldürmeyi, güldürebilmeyi seviyorum ve insanların beni sahnede görmeyi sevdiklerini söylemesi ruhumu okşuyor :D

BAŞKA KONUYA GEÇİŞ

   Geçenlerde kardeşim için babamın evine gitmek zorunda kaldım. kardeşimin kendisini kötü hissetmesine sebep bir kadının varlığı kara bir bulut gibiyken, kendime hakim olamıyorum doğrusu.. işin özü oraya gittim çatır çatır kavga ettim ve en sonunda götümün üstüne oturdum. ne bekliyordum ki sanki... Babam olacak o şerefsiz bir kez daha çocukları yerine o orospuyu tercih etti ve bana bok yemek düştü. görüldüğü üzre ayıplı kelimelere yıldız koymuyorum. ne kadar sinirli olduğumu anlayabilirsiniz sanırım. gerçi merak etmeyin planlarım henüz suyunu çekmiş değil. büyük bombalarımdan bir tanesini çarşamba günü patlatıp ödül olarakta MUHTEŞEM YÜZYIL'ı bebeğim Hürrem'i büyük bir hazla izlemeyi planlıyorum ahahhaha :D


ÖNEMLİ NOT: Hürrem'in reankarnasyonu olarak filmdeki beni çok sevdim onaylıyorum. bende hep böyle bakmayı severim :D



DİĞER BAŞKA BİR KONUYA GEÇİŞ



   Ay ben geçen hafta sonu istanbuldaydım ve hem çok eğlendim hem de az kalsın bizi kaçırıp kötü yola düşürceklerdi sormayın.

FİLM: Bir Fuar Sonrası Hasıl Olanlar

OYUNCULAR: Patrick, Kelimelere Sadakat ve Werther

YÖNETMEN: Kader

YER: Metro

   Benim istanbul'a gideceğim kesin olunca hemen patrickciğime whatsapp'dan yazdım. tatlıms patrick'de sağ olsun daha ben leb demeden leblebiyi anladı için hemen buluşma planları yaptık. sonra sadakatciğime'de yazdım. ikisinide gerçekten çok seviyorum laf aramızda :D

   Beni oralarda yalnız bırakmadıkları için ikisinede gerçekten çok teşekkür ederim bir kez daha zira onlar olmasa ben nasıl oralardan yani tee neredeyse tekirdağ'dan geri döner otobüse falan binerdim :D

Patrcikciğim beni gördüğünde gözlerine inanamdı zaten. ohaaa nasıl zayıflamışsın falan dedi :D evet çok sevgili bloggerlar ve sevgili okuyucularım , patrickle ilk görüştüğümüzde ben 70 kiloydum bu görüşmemizde ise 62 kiloydum ahahaha ayy ne güzel zayıflamışım darısı sizlere :D
   Sadakatçiğim ise beni ilk defa görecekti zaten o yüzden o çok tepki veremedi ama kendisi çok tatlı bir insan söylemeden geçmeyeyim D:

   Neyse fazla uzatmayayım oraları. işte biz fuarda buluştuk ve benim işim bitene kadar onlar oralarda dolandılar işim bitincede birbirimizi bulduk ve fuardan çıktık :) metrobüs yolculuğumuz zaten olaylıydı. biz bağıra çağıra geylerden falan konuşuyoruz. patrick grindirda dolanıp resim açıyo sadakat desen kendi havasında fotoğraflarla ilgileniyo falan. ben bir ara sessiz olun falan dedim ama burası istanbul özgür bir şehirdeyiz diye karşı gelip daha çok konuştular. tabii ki bunu daha çok tatlım patrick yaptı ahahha :D bende onlara uydum tabii napçam :D

   Karnım öküz gibi aç olduğu için patrickciğim hemen bizi burgere götürdü bir güzel yedik içtik doyduk kalktık :D ve işte bomba bölüme geliyorummmmmmmm.....



   Esenler otagarına gitmemiz için metroya binmemiz gerekiyordu ve bizde bindik :D metroya biner binmez allahım o da ne öyle kalbime bir ok saplandı sanki!!! sarışınlara olan zaafım bir kenara sarışın sevmeyen patrick bile benim gösterdiğim (dikkat edin ben gösterdim!) çocuğa bayıldı. biz üç kişiyiz ve sarışının içlerinde olduğu grupta üç kişi. ay üç kişi beş kişi on kişi yordu çok herkesi bu sex işi yani ahahhahah :D tabii ki öyle bir şey olmadı, önce bir okumaya devam edin :D

   İşte biz kendi aramızda falan konuşuyoruz ki benim gözler radar gibi olduğu çin sürekli etrafı tarıyorum ve yemin ederim o gün o metro taş çocuklarla doluydu. bizimkiler yine kendi hallerinde takılmaya başlamışlarken benim bir kulağım onlarda ama bir diğeri ise hemen benim sağ arka çaprazımda olan sarışının üyesi olduğu gruptaydı. içlerinden bir çocuk bizi göstererek arkadaşlarına yani sarışına ve esmer bombaya ''şunlara çakalım mı?'' demesin mi? ŞOK ŞOK ŞOK !!!!!!!
Lan bildiğiniz neye uğradığımı şaşırdım. bizimkiler tabii kakara kikiri gülerek bizi emellerine alet etmeye çalışan çocuğa bilmeden sinyal vermeye devam ederlerken bende bir yusuflar ordusu halay çekmeye başlamaz mı :D
  
   Bizimkilere hemen susmalarını inince sebebini açıklayacağımı falan söylerken bizim sarışında arkadaşlarına saçmalamayın oğlum her boş bulduğunuz şeye çakacak mısınız deyip karşı geldi. diğer arkadaşı da ne alakası var oğlum gibilerinden bir şeyler zırvalayıp onları ikna etmeye çalışırken inmemiz gereken durağa çok şükür gelmiştik ki onlarında bizimle aynı durakta ineceklerini öğrenmemle aklımdan bin tane senaryo geçirdim hemen. aslında sarışın çocuk bu fikre katılsa ve o bana düşse belki düşünebilirdim ahahhahahhahahha :D
   işte ben inince bizimkiler söyledim böyle böyle oldu diye onlar durumu ohalarken ben de bir taraftan arkama falan bakıyorum geliyorlar mı diye ama baktım patrcik'in yüzü düştü. ne var canım en fazla otobüse biraz geç binerdin deyince allah seni kahretmesin deyip güldüm :D

   işte sonrası bana otobüs bileti aramakla geçti. peşimize adını daha önce hiç duymadığım bir otobüs firmasının biletini bize satmaya çalışan yaşlı bir amcanın takılmasıyla işler iyice alevlenirken ben aynı zamanda böyle arkadaşlara sahip olabildiğim için çok şanslı hissettim kendimi :)

   Bileti bulduk ve ben otobüse bindim. otobüs kalkana kadar da dışarda beklediler yavrularım sağ olsunlar. o arada da whatsapp'dan yazıştık tabii. keşke diğer otobüsten bilet alsaymışım çünkü patrcik grindirdan bana birisini buldu son anda ordan :D kader kısmet işleri işte bunlar şekerler napiceksiniz :D

   Hepinizi kocaman öpüyorum canlarım kendinize çok dikkat edin seviliyorsunuz <3 <3 <3

NOT: Ben twitter'dan kendisine bobby diyen çocukla buluştum onu da sonra yazıcam. söylemesi ayıp kendisini tavlada bir güzel yendim :D

   Bütün bu şen şakraklık içine size daha önce twitter'dan çok defa armağan etmiş olduğum ama bir de burdan armağan etmek istediğim bir parça var. hayatımın şarkısı dediğim bir şarkı bu. yeri bende cidden çok ayrı.

11 Kasım 2012 Pazar

O Kocaman Tarifsiz Boşluk

 
Bu şarkı benden size gelsin pıtırcıklarım, kaç zamandır sürekli bunu dinliyorum. o yüzden kuracağım az sayıdaki cümleyi okurken lütfen şarkıyı başlatın.
 
 
 
 
   İçimde bir türlü dolduramadığım kocaman bir boşluk var tarif edemediğim. Hiç beklemediğim bir anda büyüyen, genişleyen ve acı veren bir boşluk bu. Bir şarkıyla gözlerimi dolduran, birkaç dakikalık bir uzaklara dalmayla ruhumu kapıp kaçıran bir boşluk.
 
   Yolumu kaybetmiş gibiyim, ne tarafa doğru gideceğim hakkında en ufak fikrim yok. Hep ikiliklerle geçen hayatımın artık biraz sadece beyaza ihtiyacı var, ama sadece beyaza...
 
   Herkes bir taraftan çekiştiriyor beni. nereye kaç parça gidebilirki bir insan sahi? Okula gitmek istemiyorum, ders çalışmak istemiyorum, sürekli yeni peydah olan sorunlara çözümler aramak istemiyorum. dışarı bile çıkmak istemiyorum. bıraksalar sadece uyuyup, kitap okuyup keyfimce bir şeyler izleyebilirim. hayır hayır, tembellik değil bu. gerçekten bak.
ben, ben sadece çok yorgunum hepsi bu.
 
   Hayatında sadece tek bir filme ağlamış bir insan için şimdilerde izlediği bir çizgifilme bile ağlıyor hale gelmesi sanırım zamanın kahpe oyunlarının en büyük kanıtlarından bir tanesi. hayat şantajcı ve zaman en büyük dostu yine belirsizliğimin.
 
   Beni bilen tek arkadaşımın, en yakın arkadaşımın, benimle olan arkadaşlığını bitirmesi kazığından sonra iyice dağıldım sanırım. toparlayıp, içime atıp, gömüp geride bırakmaya çalıştıklarıma bir tekme vurulunca, hangisi nereye savruldu bilmiyorum yaşanmışlıklarımın. şimdi hepsi sadece canımı acıtıyor ve biliyor musunuz artık düşünmekten korkuyorum. Bir gün vicdanımı soğuk soğuk yiyeceğim ve işte o zaman belkide tertemiz bir sayfa açabileceğim.
 
   Bu kadar karmaşıklığa rağmen bildiğim tek şey var: ''Çok yorgunum be tatlım...''

6 Kasım 2012 Salı

Ben Yine Ne Boklar Yedim!!!

 

   Merhaba canlarım nasılsınız? ben kendimden bihaberim, ne yaptığımı bende bilmiyorum.
Aslında bütün bayramı hasta bir şekilde yatak döşek yatarak geçirmeme rağmen, hala toparlanmış değilim. Burnum, tarihi çeşmelere, yüzyıllık hayratlara taş çıkartacak şekilde hiç durmadan çalışıyor. Öyleki yanımda mendil yerine tuvalet kağıdı taşıyorum. 2 rulo bitirdim. hı-hı evet bunu yaptım :D

   Bütün bayram boyunca kuzenimin yanındaydım. malum ona destek olmam gerekiyor. okulundan alındı ve dış dünyayla bağlantısı kopartıldı. psikoloğun verdiği ilaçlarla ölü gibi yatıyor. neler düşündüğünü nasıl hissettiğini inanın bilmiyorum. sadece tahmin edebiliyorum o kadar. evime döndüğümden beri de hiç arayıp sormadığımı itiraf etmek zorundayım ama.
hangi akla hizmet böyle davranıyorum bilmiyorum, gerçi yaptığımız konuşmalar sırasındaki bilinçli halleri ve mantıklılığı kanımı dondurmuş olabilir orası ayrı.

   Bir kez daha gördüm ki bizim ailemiz gerçekten parçalanmış. Dayılarım bir tarafta, teyzelerim desen bir tarafta. dedem ise tek başına, kendi yalnızlığında boğulmak üzere. dediği tek şey: ''Çok yorgun ve yalnızım wertherim. ne yapacağımı bilmiyorum. evlatlarım için artık yapabileceğim hiçbir şey yok. kimsenin beni bulamayacağı bir yere gidip son nefesimi orda vermek istiyorum.''
dedem için gerçekten çok üzülüyorum. anneannemin vefatından beri bütün ailemizde gözle görülür bir parçalanma olduğu inkar edilemeyecek bir gerçek. Zamanın ne göstereceğini bilmiyorum ama iyi şeyler göstereceğine olan inancım gücünü yitirmeye başlamış gibi.  şu küçük yaşıma rağmen o kadar çok şey yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum ki bazen kafamı geriye çevirdiğimde aslında ne büyük yükler altında ezildiğimi görünce küçük bir tebessüm ediyorum sadece.
hepsi bu.

   Çarpık ilişkilerin adamı olduğumu bilmeyeniniz yok sanırım. işte o ilişkilerimden birinde bir kızdan bahsetmiştim size. onu zaman zaman özlediğimi kimseden saklayamam, çünkü beni ben olduğum için seven tek insandı o annemden sonra. Biz bütün acılarımızı birbirimizin bedenine gömmüştük. bir taraftan acı verirken bir taraftan da gülümsetmeyi görev edinmiştik kendimize. benzerdi yaşantılarımız, göz göze gelince neler hissettiğimizi bilirdik zaten ve hiç konuşmaz dudaklarımızı teslim ederdik yokluğa. üç puanlık kısmıma dokunabilen tek insanla hiçbir zaman kesmedik görüşmeyi. hep bir şekilde konuştuk görüştük özlediğimizde.

   Telefon trafiğimizin yoğunlaştığı bir sırada buluşmaya karar verdik. onu göreceğim için gerçekten heyecanlıydım. normalde dışarıda buluşacaktık ama o bize gelmek istedi.

   Geçen çarşamba günü o okula gitmedi ve sabah bize geldi. bende ilk defa dersime gitmedim. Kahvaltı hazırlamıştım ama yapmadık, sadece küçük ekmek parçaları yedik ve bol bol sohbet ettik. uzun zamandan sonra kendimi ilk defa huzurlu hissediyordum ve ilk defa içten gülerken buldum kendimi. Birbirimize ölümüne takıldık ve dalga geçtik.

   Film izlemeye başladık ama çok sıkıldık, sonra vazgeçtik izlemekten ve uykumuz olduğu için uyumaya başladık. normalde yan yana gelince ikimizde rahat durmayız bu yüzden taa en başta bir iddiaya girdikç ilk kim karşı tarafa hamle yaparsa iddiayı kaybedecek ve yine karşı tarafın bir isteğini sorgusuz sualsiz yapacaktı. Tabii ki iddiayı kazanmak için her türlü hile hurdayı çevirdi bizim kız ve elbette kazandı. daha doğrusu ben kazanmasını istedim. ciddiyim.

   Birlikte uyuyuşumuzun en tatlı yeri iğrenç bir telefonla kesildi. tıpkı filmlerdeki gibiydi her şey. tam öpüşecekken çaldı telefon. Arayanlar okuldandı. bizimki okula gitmediği için hemen aillesine haber falan verilmişti. hal böyle olunca apar topar gitmek zorunda kaldı.

   Akşam olunca telefonda konuştuk ama ağlıyordu. beni azarlayıp kapattı telefonu ve neredeyse 1 haftadır tek kelime etmedik. Birazdan arayacağım ama onu ne oldu diye.

   Duygularımın çok karmaşık olduğunu söylemiş miydim size daha önce. Çok uzun zamandır kimse beni heyecanlandıramadı. Ne bir kız ne de bir erkek. sanki aseksüel olma yolunda hızlı bir şekilde büyük adımlarla ilerliyorum. Birisiyle duygusal bir ilişki kurma fikri çok hoş gelsede iş cinsel yönünü düşünmeye gelince karnıma bir ağrılar giriyor. içimde çok garip bir duygu oluşuyor tarifsiz. benliğimi dışlamaya mı başladım acaba? gerçekten bilmiyorum.

   Üzmekten ve üzülmekten kokuyorum. evet korkuyorum! tamam bu korkularla yüzleşmeden daha hiçbir şey yaşamadan böyle düşünmek saçma olabilir ama ben yinede korkuyorum!!!

   Kardeşim evden taşındığından beri her şey çok garip. evde gerçekten çok huzurluyum ama o orada huzurlu değil biliyorum. zaten babasıyla da arası çok kötü. bütün bunların ışığında o evi ikinci kez basmaya gideceğim kardeşime destek olmak için. Büyük ihtimalle o kahpe kadınla da kavga edeceğim hatta kendime hakim olamazsam elimden bir kaza bile çıkabilir. hayat bu içimdeki şırfıntının ne zaman ne yapacağı belli olmuyor hem!

   Şu sıralar tiyatro nefes almamı sağlıyor resmen. yeni arkadaşlıklar kurdum ve bazıları güzel dostluklara dönüşecek gibi. herkesin beni sevmesi ve o kadar kalabalığa rağmen adımı bilmeleri ve bir şekilde ön plana çıkmak beni çok mutlu ediyor. bir de gülmeyi ve insanları güldürmeyi çok seviyorum :) :) umarım her şey çok güzel olur benim için :)
   Okulda benim hakkımda birkaç kişi konuşuyor sanırım bu çocuk gay diye ama hiç takmıyorum. hatta yüzüme ima eden oldu ama sırıtıp geçtim. ben değişiyorum bunun farkındayım ve bu değişimde beni korkutuyor.
   offff ne çok korkuyormuşum bende. görende cesaretime tır kaçmış zannedecek. tü nalet olsun bu kahpe zamana!

Bu kısma hayatımın belli bir dönemine yerleşip beni mahvetmiş şarkıyla veda etmek istiyorum :)



KISKANÇLIĞIM

   Aslında blogger buluşmasının olmaması için çok beddua ettim, bolca kötü enerji yolladım ama patrickciğiminde dediği gibi sanırım spam olarak gitmiş onlar. umarım g*tümde patlamazlar sonradan :D :D :D
   Tanışmanıza, kaynaşmanıza ve eğlenmenize gerçekten çok sevindim ama :) eğer buluşmada olsaydım ben de pek çok oscar alırdım haberiniz olsun. ay iddialı mıyım ne :D :D
   Belki inanmayacaksınız ama sizlerin dışında doğru düzgün arkadaşım kalmadı. her şeyimi çekinmeden bir sizle paylaşıyorum neredeyse. Twitter en eğlenceli hobilerimden oldu. ordan sizlere laf yetiştirmek hoşuma gidiyor :D

   Ayrıca ne zaman olur bilmiyorum ama hep söylediğim şeyi tekrar söylemek istiyorum: Ankara'da da bir blogger buluşması yapmalıyız bence. Burda da çok kişiyiz çünkü :) hem istanbulun intikamını almayı istiyorum :D ve eminim ki şehir dışından misafirlerimiz de gelir. Aralık gibi yapabiliriz bence ama ondan önce ankara'da olanlar el kaldırmalıııııı :D :D :D

NOTLAR:

1) Buluşmaya gelmemiş olmama rağmen orda olanların bile vâkıf olamadığı dedikodular biliyorum ahahahhaha oturun çatlayın :D

2) Şu patrick'in biraz kulağını çekin canım bu ne? hiç oturup ders falan çalışmıyor eli işte gözü oynaşta. hatta yalan söyledim elide oynaşta gözüde oynaşta. biraz otursun çalışsın kendini soyutlasın kolilerden falan :) Vallaha hep onun iyiliği için şikayet ediyoruz size. abileri ablaları annesi kardeşi konulun onunla biraz :D

3) Buluşmaya sanal olarak bağlanmamı sağlayan enstitü müdürüme de ayrıca teşekkür ediyorum. ödülünü sonra vereceğim onun :)

4) Umarım bir gün hepinşzle tanışma fırsatı bulurum çünkü herkesi acayip merak ediyorum :)

5) Hepinizi çok ama çok seviyorum :D <3

   Kendinize çok iyi bakın pıtırcıklarım olur mu? hepinizi kocaman öpüyorum :*

24 Ekim 2012 Çarşamba

Hayatımda Olup Bitenler


    Merhaba çok sevgili, çok pıtırcık bloggerlar ve çok ponçik okuyuculaaarrrr :) nasılsınız bakalım görüşmeyeli?
    Vallaha ben inişli çıkışlı bir yol gibiyim her çıkışın bir inişi olduğunu hatırlayan ama hatırlatma konusunda soru işaretleriyle dolu :)

      Hayatım şu sıralar yine oldukça karışık ve yoğun. ne zaman yine bu noktaya geldim hiç bilmiyorum canlarım ama olsun ben alıştım :)
yine çok büyük bir aile entrikasının ortasına düştüm ama hayır bu seferki olay ne babam ne de onun ailesiyle ilgili. bu sefer bütün olaylar tamamiyle anne tarafında...

     Kuzenimin esrar bağımlısı olduğu ortaya çıktı. evden kaçmalar, ailelerin birbirine girmesi, doktora ve psikoloğa gitmeler derken çok kötü ve yoğun bir hafta geçirdim.
kuzenim benimle yaşıt ve biz birlikte büyüdük hiç abartısız. ikinci bir kardeşim resmiyette olmayabilir ama sorsanız var derim. çok üzüldüm kendime ve ona kızdım, dövündüm ama bütün bu yaptıklarım asla ortada olan gerçeği değiştirmediler. tahlil sonuçlarına göre mide bitmiş, böbrekler ise iflas noktasında bütün bunlar yetmiyormuş gibi üstüne birde kanında kanserli hücrelere rastlanmış olması beni beynimden vurulmuşa çevirdi. bu kadarı cidden fazlaydı.
    Birkaç gün önce bizdelerdi, dayımın duyunca uyguladığı ciddetin izleri yüzünde değil ruhundaydı. bunu hissedebiliyordum. evden kaçtığı gün saçlarını kazıtmış o upuzun güzel saçlarını... her zaman çılgın bir kız olmuştu zaten kendisi o yüzden tüm yaptıklarını gülümsemeyle karşıladım acıma duygusunun verdiği bakışlarla değil. kucakladım onu ve her şeyi birlikte atlatacağımızı söyledim.
   Onu kaybetme düşüncesine bile tahammül edemiyorken engelleyemediğim bir şekilde felaket senaryoları kurup ağlama noktasına geliyorum. her şeye rağmen umudum var, her şey çok ama çok güzel olacak, olmak zorunda :)
   Kuzenler arası bir tartışmanın içine gireceğim yarın. herkes birbirini bir şeylerle suçluyor. bunlardan anlayabileceğiniz üzere bu boku yiyen sadece bir kuzenim değil ama en ağırı kardeşim dediğim kuzenim... yarın herkesi parçalamaya gideceğim. kılıcım ve kalkanım hazır.

    Bütün bunların yanında bir de okuldan verilmiş ödevler beni gerçekten boğuyor. hangi birisini ne zaman yetiştireceğimi cidden bilmiyorum ki bazen amaaan koy götüne şehvetimiz artsın diyip yapmamayı bile düşünüyorum :)

Gönlümdeki istek

   Evet, bir de gönülden istediğim bir şey var benim :) aslında uzun zamandır düşünüyordum ama yazmak patrick'in postunu okuduktan sonra, kıskançlık damarlarımın kabarmasına kalmış demek ki :D
   Ankara'da bir blogger buluşması yapalım istiyorum ben :) hem ankaradaki blogger sayımız öyle yenilir yutulur değil hem de şehir dışından da katılımcı olacağına inanıyorummm :)
Hatta öyle bir kıskançlık içerisindeyim ki şu anda, onlarla aynı tarihte yapma isteğime gem vurmaya çalışıyorum :D :D :D

Son olarak sizlere şu sıralar çok severek dinlediğim birkaç parçayı armağan etmek istiyorum :)

1. sırada göksel'den aşk bitti var.


2. sırayı the script, hall of fame parçasıyla alıyor :)


3. sırada give your heart a break şarkısıyla demi lavato'yu görüyoruz:)


4.sırayı david guetta ve sia, she wolf şarkısıyla kapıyorlar :)


ve son olarak sıla listemize ıssız ada şarkısıyla 5 numaradan giriş yapıyor :)
ancak youtube daki video bozuk olduğu için onu buraya yüklemiyorum ama siz bulup kesin dinleyin :)

Hepinizi çok çok çok ama çok seviyorum :) kendinize çok iyi davranın tamam mı? öptüm hepinizi kocaman :*

KOCAMAN NOT: Hepinizin bayramını kutluyorummmm ama öyle çok et yiyip kendinizden geçmeyin bak :D şeker çikolatayıda makul seviyelerde görmek istiyorum :) mutluluktan kendinizi kaybedersiniz umarım :*

17 Ekim 2012 Çarşamba

Acının Olmadığı Yerde Haz Vardır


                                        Canlarım ciğerlerim dalaklarım böbreklerimmm :D
ahahaha biliyorum iğrenç bir giriş oldu ama olsun zira bugün sizlere acılarımdan bahsetmeyeceğim. ay şaşırdınız biliyorum benim acı çekmediğim gün yok yani normalde sizde haklısınız :D onları bir kenara bırakarak hayatımdaki güzel gelişmelerden bahsetmek istiyorummmm :)


   Gençler ben tiyatroya başladımmmmmm :D ne kadar mutluyum anlatamam. zamanında ertelemek zorunda kaldığım hayallerimden bir tanesini gerçekleştirme fırsatı bulduğum için içim içime sığmıyor o derece :) eğer oyunda yer almayaı başarırsam ve turneye çıkarsak şehir şehir dolaşiciğiz ve sizde beni izlemeye geleceksiniz anlaştık mı :D

   Tabii ki tiyatroda boş durmuyorum ve etrafı sürekli kesiyorum. Tanrımmmm o da neyin nesi öyle? ben hayatımda ilk defa böyle ilk görüşte vurulduğumu hatırlamıyorum. tam hayallerimin erkeği. o da tiyatronun ilk günü oradaydı ama ikinci çalışmaya gelmedi o kadar üzülüp acılara girdim ki sormayın. üstelik bence çocuk gey (bigaycığım bu kelimeyi senin için böyle yazdım). yani birkaç kez daha bir araya gelme fırsatımız olsa tam anlardım ama yok ortada çocuk falan.
üstelik mal ben, çocuğa bölümünü sorduğum halde unuttum, hatırlamıyorum ya.
ay beynime s*çmış birisi resmen :D

   Onun haricinde malum kendi cinsel yönelimimi zamanında 10 üzerinden değerlendirip 7 puanın erkeklere 3 puanın izse kızlara gittiğini söylemiştim bunun ışığında arada hala iç çatışmalar yaşıyorum ve bu cidden çok zor bir durum. beni anlayanlar vardır :)

   Neyse onu bunu bırakalımda hadi bütün bloggerlar aşağıdaki şarkıyla dans edelim. zamanında her gün mtv'yi sabahtan akşama kadar açık tutardım bu şarkı çıkacak diye :D hareketlerinide ezberlemiştimmmm :D haydi başlayalımmmmm :D geri sayımı sabır içinde bekleyin ama :)
bir de bu şarkıyı bilmeyenler varsa eğer ne kadar şanslılar ki artık biliyorlar :D


Hepinizi çok seviyorum ve kocaman öpüyorum pıtırcıklarrrrrrrrrr :* kendinize hep çok iyi davranın :)

13 Ekim 2012 Cumartesi

Size Bir Kitap Tanıtmak İstiyorum

Merhaba sevgili pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucular :)
nasılsınız bakalım?
ben iyiyim. vallaha bak, iki gözüm önüme aksın ki iyiyim...
 
   Bugün her zaman yaptığımın aksine, yani acılarımı yazmak yerine, benim için çok değerli olan bir sanat grubunun yeni çıkan bir kitabını tanıtmak istiyorum sizlere :)
neden değerli olduğu konusunu merak ederseniz; aslında iki sebebi var. birinci sebep bana acının, mutluluğun, kederin, umudun ve hayal kırıklıklarının benden öncede var olduğunu ve benden sonrada var olacağını anlatıp ruhumun derinliklerine işlemeleridir. yalnız olmadığımı hatırlatan bir diğer yalnızlıktır çünkü bence ÜçRenk Sanat :)
ikinci sebebi de birazdan kitabın resminin altında gözlerinizi ve zihninizi meşgul edecek tanıtım yazısıyla karışık manifestolarında bulacaksınız :)

 
   Söyleyecek hiçbir şeyi olmadığını anladıktan sonra, insan bunu söylemenin bir yolunu arıyor. Üç Renk, bu arayışın bir ürünü olarak doğdu. İnsanların birer isim olarak ve ismin arkasından tutunarak önemli olmaya çalıştıkları edebi toplumsallıkta, sahip olduğumuz ad’larla var olmaya çalışmanın yoruculu yanında; “ ama burada bir yanlış var” fikri Üç Renk’i bir ad’a sahip olmaktan vazgeçmeye; kimliklerimizi, bir paltoyu üstümüzden sıyırır gibi çıkararak, kapının dışında bırakabileceğimiz bir alan yaratabilme çabasına yöneltti.

İsimlerimizi terk edip, birer renk giyinmemizin temelindeki fikirlerden biri de, “ yazara değil esere inan” cümlesinin altına birer renk olarak imza atabileceğimizi düşünmemizdi. Renklerden yola çıkarak başka renklere gidebileceğimize inandık, aklımızda Virginia Woolf’un son sözlerinden bir bölüm vardı:

“… Arkamda erkek egemen bir düzen, çürümüşlük, boşluk, yalanlar, boyun eğmişlik var…Önümde ise toplumsal yaşam, ve bütün etkenlere açık bir alan, kıskançlıklar, savurganlıklar, hırs ve asabiyet gözüküyor…Birisi harem kadınlarına kapanan kapı gibi kapanıyor, öteki ise kendi çevremizde turlamayı ve kendi kuyruğuna kafasını saklayan kurtçuklar gibi saklanmayı öneriyor…”
Woolf’un tedirginliğini, iç daralmasını anlıyor ve ondan farklı olarak üçüncü bir seçeneğin imkanına inanıyoruz. “ Edebi statü”nün gizli bir güç olarak yön verdiği yazınsal yaşama kimliksizliğimizle arkamızı dönüyor; kişisel hoşa gitme çabaları sonucu elde edilen rantların kibrini ufalamak istiyoruz.

Üç Renk mavi ve kırmızı ile başlayan birlikteliğini, çıplaklığına bir renk giydirerek yazmayı, üretmeyi, tartışmayı, rengarenk karışmayı arzu eden başkalarına da bol bol yer bırakan bir alan kurguladı. O alanda birbirimize karışmayı beklerken, dünyanın tüm renklerini selamlarız.

 
cümleleriyle kendini açıklayan ÜçRenk Sanat, her geçen gün sayıları artan ve " bu satırların yazarı" demek yerine " bu satırlar" diyebilen insanların birlikte bir güzellik yaratabileceklerinin kanıtı oldu. Yazarlarının isimleri yok, her bir yazar ( bilinen ya da bilinmeyen) adını yok sayarak bir renk olarak imzaladı metinlerini, şiirlerini. Kitap, kırk dört öykü, otuz şiir, ÜçRenk yönetimiyle ile yapılmış bir röportaj ve çok sayıda orijinal görsel materyalden oluşuyor. Söz konusu eserler, edebi incelemeleriyle tanınan yazar Hülya Soyşekerci tarafından derlendi ve yayına hazır hale getirildi. Ülkemiz edebiyat tarihinde bir ilk olarak kabul edilen bu üretim, şimdiden gelecek yıllarda hakkında konuşulacak bir yapı olarak işaret ediliyor ve okura belki de takip ettiği bir yazarın, şairin üretimini bu kez kimliksizliği içinde keşfetme olanağı sunuyor.
   Ummarım sizde okurken benim hissettiğim pek çok şeyi hissedersiniz ve seversiniz kitabı :)
Kendinize çok iyi bakın pıtırcıklar öpüyorum sizi kocamannn :*

10 Ekim 2012 Çarşamba

Birikmiş Olaylar Silsilesi

  
    Merhabaaaaaaaa pıtırcık bloggerlar ve ponçik okuyucularrrrr nasılınız?
bence çok iyisiniz hiç öyle naz yapmayın aman kötüyüm diye. Bakın hayat akıp gidiyor, öyle her şeye 3-5 gün üzülme gibi bir lüksümüz yok. otur iki ağla sonra sonra kalk pişkince sırıt. dudak büküp çemkirme hemen mikrop. bak ben bir taraftan öyle yapıyorum diğer taraftanda mahsun'a yıkılmadım ayaktayım parçasında eşlik ediyorum. mükemmel miyim ne :D

   Aslında bu bir deyim mi onu bile bilmiyorum ama deyim yerindeyse b*k gibi bir haftasonu geçirdim ve allah'ım bir daha yaşatmasın lütfen mümkünse :)
uzun zamandır annemle aramız baya baya kötüydü. kadın depresyon bunalım ve daha adını bilmediğim ne gibi kötü ruh halleri varsa hepsini aynı anda yaşıyordu resmen.
Kafayı yaşadıklarını hak etmediğini düşünerek ölmeye takmış bir insan nasıl olur az çok tahmin edebileceğinizi düşünüyorum. Bir önceki yazımda annemin astım krizi geçirdiğini ve kollarımda heran ölebileceği gerçeğiyle yüzleştiğimi zaten yazmıştım size ve tabii neden o hale geldiğini. o günden bugüne değişen pek bir şey yok aslında. Annem hala sinirli öfkeli ve asabi. üstelik yep yeni bir otorite kurma hevesiyle yanıp tutuşuyor. heran bende alev alabilirim söylemedi demeyin.
  
   Kardeşim pazar günü resmi olarak, kendisine baba demeyi uzun zaman önce bıraktığım o insanın evine taşındı. taşınmadan önce ve sonra iğrenç olaylar yaşadık. evet kelimenin tam anlamıyla iğrenç.
  
   Okula başladığım için arkadaşlarımla görüşememenin sıkıntısını yaşadığım günlerde pazar günü arkadaşımdan gelen telefon beni bir hayli mutlu etmişti. dışarı çıkıp okey oynayacaktık ne güzel. annem yine kendisinden geçti ama durur mu hiç.
evde temizlik yapılıyor senin umrunda değil şöyle böyle bir ton laf. özellikle annemin odama girmesinden nefret ediyorum. eşyalarımın yerini değiştirmesinden, odama bakıp beni aşağılamasından ve sürekli verdiğim sözleri hatırlatmasından bıkmış ve de usanmış bir haldeyim. Kardeşimle yaşadığı bütün sıkıntıların ve onun evden gidişinin sinirini benden çıkarmaya hiç hakkı yoktu. Üstüne birde hayatımda en çok değer verdiğim şeyleri yani romanlarımı yakmakla tehdit etti beni hatta mutfaktan gidip çakmak alıp geldi ve dolabımdaki kitaplara uzattı elini. bende bir sinirle alini tutup ittim kendisini. bağıra çağıra çık git odam karışma hiçbir şeyime ya. kitaplarımı parçaladığın yetmedi şimdide yakmaya mı çalışıyorsun, asla izin vermem buna dedim. Birbirimize girdik. ben arkadaşlarımı arayıp onlara gelemeyeceğimi söyleyip özür diledim. ben bunları yaparken annem bilgisayarımı, faremi, sandalyemi ve traş  makinemi oraya buraya fırlattıktan sonra elindeki viledayla parkelere ve lambama eş zamanlı darbeler indiriyordu.
    Artık dayanamadığını falan söyledi, zaten kaç gündür de hep aynı zırvalıkları, zırvalık diyorum çünkü cidden olmayan şeyleri kafasına yerleştirmiş bir durumda söyledikleri zamanında konuşulup kapatılmış şeyler, dinlemekten yorulup bıkmıştım.
mutfağa gidip kapıyı kilitledi. aradan biraz zaman geçince ağlama sesleri kendisni iyice hissettirmeye başladı ve çekmecelerin açıldığını duydum. evet evet annem hafta içinde savurduğu tehditlerini uygulamaya koyulmuştu. Günün ilk intihar girişimine tanıklık ediyorduk.
ben zorla kapıyı açtım hatta elimde çekiç falan kapının camlarını falan kıracakken arkadaki anahtar tekmelerim sonucu düştü ve başka bir anahtarla kapıyı açtım.
ilk fasılı böyle atlattık. sonra hiçbir şey olmamış gibi temizlik yaptık ve tabii bende kendisine yardım ettim. annem mutlu gbiydi.

   Annemi alttan almam gerektiğini düşünenler olacaktır kesinlikle aranızda ve emn olun bugüne kadar yaptığımda hep buydu ama o gün ekstrem bir durumla karşılaştım malesef.

   Uzun zamandır aramız bozuktu en yakın arkadaşımla. beni bilen her şeyimi paylaştığım kardeşim dediğim kızla aram açıktı ve o gün arkadaşlığımıza nokta koyduk daha doğrusu o koydu. sebepleri çok saçma ve hak etmediğim bir muamele gördüm. bunca yıldan, yaptığım ve katlandığım bunca şeyden sonra bu zaten beni üzüntü ve keder denizlerinde boğmaya yetecekken ben arsızlığa vurup kafa dağıtmak için arkadaşlarımla okey oynamaya gidecektim. annem engel olmasaydı. bütün bunların üstüne annemi kaldıramadım açıkçası işte sakin olamayışımın asıl nedeni budur.

   Pazar günü akşam olup da kardeşim evden gittikten sonra eve bir sessizlik çöktü. annem durmadan ağladı. neden bilmiyorum ama o her ağladığında onu her öyle gördüğümde kan beynime çıkıyor. bir sinirleniyorum. ben mutfaktan suyumu almış dönerken yolumu kesti annem. bak oğlum bu son ile başlayan cümlesi tehdit cümleleriyle devam edip beni sindirdiğini sanmasıyla bitti. eski halimize geri dönüyorduk. sonra baya bir tartıştık. annem yine ağlamaya başladı ve sessizce yine mutfağa gitti. artık ne olacağını bildiğimden bende koşar adım gittim oraya tam kapıyı kilitleyecekken açtım kapıyı. evet işte yeni modamız bu. mutfağa kendini kilitleyip bıçakla bir tarafınızı kesmeye yeltenmek. intihar modası ikoncanınız olarak son intihar modası için beni takip etmeyi asla bırakmayınız.
geçen hafta kendini asmayı tanıtmıştık.
kendini asma out kendini mutfağa kilitleme in...

   Pazartesi sabahı da spora gitek için çantama koyduğum kıyafetleri kontrol etti annem. evden kaçacağımı düşünmüş yazık. akşamda beni arayıp yemeğe çıkardı beni. sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşup güldü. sanki dün benim ağzıma bilmem kaç posta s*çan, iki kez intihar etmeye çalışan, her fırsatta beni ona duyduğum sevgi ve ona olan maneviyatımdan vurup vicdan yaptırmaya çalışan o değildi. sanki pazar günü hiç yaşanmamıştı. sesimi çıkarmadım. her şey yolundaymış numarası yaptık ana oğul...

   Spora başladım evet. pazartesi yaptığım çalışmanın sonuçları bana kas ağrısı olarak geri döndü şu satırları yazarken dahi kıvranıyorum siz düşünün.

   AMA ÇOK İLGİNÇ BİR ŞEY OLDU...

   Sporda gerçekten çok taş çocuklar vardı ama nedense soyunma odasında midem bulandı. bir tanesini bile hayallerime sokamadım. Normalde kendime malzeme yapacağım çocuklar bu sefer mide bulantıma bahane olmuşlardı. hiçbir anlam veremedim bu duruma ama üzerinde çok da düşünmedim doğrusu.
   sonra tekrar düşününce fark ettim ki aslında ben bir erkekle hep bir duygusal ilişki, yani kezbansal masum bir ilişki hayali kurmuştum. o saflığın içine sex'i soktuğum zaman içim bir tuhaf oluyor. midem kasılıyor resmen. Yaşadığım çarpık ilişkim haricinde zaten bir deneyimim yok ve bir gün sevgilim olursa onunla nasıl birlikte olacağımı bilmiyorum. içimdeki o tuhaf duyguyu nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum aslında. iğrenme bu durumumu karşılamaz hatta havada sılı kalır ama aklıma başka bir kelime gelmiyor.
  
    Ayrıca çok saçma bir yönümü daha istemeye istemeye bugün kabullenmiş bulunmaktayım.

ELLER NASIL BİR KOŞUL OLABİLİR...

   Dünyanın en yakışıklı erkeğide olsa eğer ellerini beğenmezsem nedendir bilinmez istemsiz bir soğuma gerçekleşiyor bende. yenmeye çalışıyorum bunu ama nerde beğendiğim bir çocuk görsem direk ellerine bakıyorum. kıstasım ne bu konuda onu da bilmiyorum. sadece görünce bir şekilde beğeniyorum ya da beğenmiyorum.

  oooffff ay ben iyice kafayı yiyorum haa günden güne. zaten bir sevgilim bile yok. hem olsa kaç yazar orası da ayrı tabii. içimde bir şeylerin değiştiğini hissediyorum ve ne olduğunu bilmediğim bir nedenden ötürü bu değişim beni korkutuyor. ayrıca en yakın arkadaşımdan da yediğim kazık sonrasında artık insanları o kadar çok düşünmemeye çalışıcam dedim kendime. bencil olacağım gamsız olacağım. yapamayacağım sanırım ama...
Değer verdiğim insanlar bir bir giderken hayatımdan dönüpte suçu kendimde aramak istemiyorum çünkü ne ölümlerin ne de alınan kararların önüne geçebilirim. kendime neden bu kadar yükleniyorum onu da bilmiyorum. bildiğim tek şey kulaklığımı takıp müzik eşliğinde salya sümük ağlamak ve yeni güne gülerek başlamak istediğim.
  
   3-4 günümün özeti buydu gençler. eğer kollarımda derman olsaydı resim falan da eklerdim ama şimdilik uyumam gerek. aceleyle yazıdğım bu posttaki yazım ve noktalama yanlışlıklarını görmeyiniz lütfennnnnnnnn :)
   Hepinizi çok ama çok seviyorum. kendinize çok iyi davranın bir kere ve yaşamaktan sakın kokrmayın.
pişkin werther'iniz gibi hep gülün inadına :D kocaman öpüyorum sizi :*

3 Ekim 2012 Çarşamba

Yokluk ve Hiçlik Arasındaki Sayıklamalar

  
   Bugün ilk defa neler yazacağımı planlamadan gelip oturdum bilgisayarın karşısına.
Geçmişimde mi yaşıyorum, her şeyi görmezden gelip aptalca bir umutla geleceğimde, belkide hiç olmayacak bir gelecekte mi yaşıyorum bilmiyorum ya da gereksiz bir tedirginlikle şimdimde...
bildiğim şeylerin başında hayatımın belkide çoğunuzunki gibi yolunda gitmediği. belkide şu anda olduğum yerden de memnun değilim. hayatım kocaman soru işaretleriyle dolu. sürekli tedirgin ve sürekli tetik haldeyim.
Ne zaman zarar vermeye çalışacak birisi bana. 5 dakika sonra mı, yoksa birisi çoktan kanattı mı beni? hemen bir ayna bulup yüzüme bakmalıyım...
   Yaşımı göstermeyecek kadar çocuksu bir yüzüm var. oturmamış yüz hatlarımın arasında, zamanından önce gerçekleşmiş yaşanmışlıklar var sanırım.
Pahalı, antika bir iran halısı nasıl bomboş bir salonun ortasında şişmiş zemin yüzünden abuk subuk duruyorsa benimde suratım hayatımın içinde o nedenle absürt duruyor sanırım.

   Zaman zaman yeşil zaman zaman mavi ve zaman zamansa adını bile bilmediğim renklere bürünen kararsız gözlerim, herzaman bir yudum zehri andırıyorlar nedense baktığım aynada. kimi uzak tutmaya çalışıyorlar benden? annemi, babamı, kardeşimi, bana kazık atmaktan bıkmayan arkadaşlarımı ya da hayatın kendisini mi? doğru ya saydıklarımın hepsi hayatın içindeler zaten.

   Kime neyi ispat etmeye çalıştığımı bilmiyorum. kendimi yine kendime mi kabullendirmeye çalışıyorum acaba? de ja vu yaşıyorum sanki, bu aşamaları geçeli çok olmamış mıydı?
nerde o bana verilmiş sözler? iki dudak arasından çıkan her söz havaya karışıp yok mu olur sahi? ya nefesim olup beynime kazınıyorsa ne yapmalıyım? onları da beynimin hangi lobunda olduğunu bilmediğim, kendi hayallerim gibi gerçekleşmeyecek şeyler bölümüne mi kilitlemeliyim?

   Kendinden başka kimseye güvenme felsefesinin hakim olduğu günümüzde kendime bile zor güveniyorken beni sevip bana değer verdiğini söyleyen insanları çevremde aramak büyük bir aptallık sanırım. En yakın arkadaşımın bile kazığını yiyip doğduğumda vurulmasına rağmen ağlamadığım popomun üstüne oturmuşken neyi kimden bekliyorum ki? kızgınım ama kime olduğunu bilmiyorum ağlıyorum ama tek bir sebep belirleyemeden. dünüme bugünüme ve yarınıma.
hayır hayır ben umutsuz bir insan değilim hele karamsar hiç değilim. en kötü olaylarda bile sırıtmaya başaran bir insanım. peki ne oluyor bana? zaman kendi yokluğuna kendi hiçliğine mi çevirmeye başladı yoksa beni. ahh tabii elbette nasıl unutabilirim ki, zaman ne olduğuna bakmaksızın yok etmeyi seven güç tutkunu bir arkadaşımız. ruhunu her arındırdığında yalnızlık denen bir duyguyu tüm insanlığın üstüne salıp bir taşla iki kuş vurma eyleminin hakkını sonuna kadar veren kahpe bir arkadaşımız.

   Düşmanımın düşmanı dostumdur sözünün bile üzerimde işlemediği bir dönemdeyim. farkında olmadan bu kadar kötü bir insana dönüşmem imkansız. Değiştirmeyi umarken değiştirilmiş olma ihtimalini reddiyorum. Çocukken en büyük hayalimiz biran önce büyümekti ve büyüyünce tek hayalimiz tekrar çocuk olabilmek oldu. evet biliyorum biz insanlar doyumsuzuz ve anımızın değerini yaşamayan kıymet bilmeyen varlıklarız. dans etmek istiyorum.

   Azrailin sadece gelip can alarak geçimini sağladığını düşünmek bence çok saçma. o hayallerimizi ve umutlarımızı da öldürüp daha çok kazanıyordur bence. düşünsenize, yaşam gücü elinden alınmış birisini öldürmek ne kadar zor olabilir ki...
   Geçen gün kendisiyle mutfakta sohbet ettik. anneme bir ziyarette bulunmak istedi sanırım. kollarımın arasında nefes alamayarak boğulan kadını izledim. Neredeydi bu ilaçlar? yoktular çünkü annem yine bir tartışma sonrası, yaşadığı her şeyin sinirini benden çıkarttığı bir tartışma sonrasında, günahsız olan beni günah keçisi ilan edip omuzlarımdaki yüke yükler bindirerek bundan sonra ilaçlarını almayacağını söylemişti.
   Annemin kollarımda ölecek olma ihtimali acımasızcaydı. Tamam; zaman, kader, hayat, ölüm, azrail ve son birbirleriyle yakın anlamlı arkadaş olabilirlerdi ama sadece benim için bu kadar kafa patlatıp bana böyle oyunlar oynamaları götümün kalkmasına sebebiyet veriyor. gerçekten bu kadar önemli miyim onlar için? sahi benim daha gerçekleştirmek istediğim hayallerim vardı onlara ne oldu? acaba gerçekleşebilen her madde birisinden birisinin karnına bir yumruk olup iniyor mudur?
Soğuk kanlılığımı annemden almış olmalıyım. kardeşimin annemi, şu anda babamın yanında yaşayan kadınla kıyaslaması sonucu çıkan enfes kavganın ardından gelen astım krizine hazırlıksız yakalanmıştık inkar edemem. kardeşim salya sümük ağlayıp söylediklerinin ve yaptıklarının pişmanlığını sadece 2 saat yaşayacağı odasına doğru giderken ben annemin hayatına sarılmıştım dört elle. şaka değil iki el annemin iki el benim toplam dört el. sonunda vazgeçip gitti azrail ama giderken son gülen iyi güler dedi. bende önce gittde olmayan ağzına bir diş yaptır mikrop dedim ona.

   Cinsel yönelimini 10 üzerinden bir tabloyla değerlendirip 7 puanını erkeklere veren ben de her insan gibi hayatımda birisinin olmasını gerçekten çok istiyorum ama bunu söylediğim yalanlarla yapmak istemiyorum. anneme hayatımda hiçbir zaman kimse olmayacak diye söz vermişken ve söylediklerim nefesi olup beynine kazınmışken içimi gerçekten ikiye mi bölmeliyim. rahat olan kısmı aşkımı yaşarken olmayan kısmı da verdiğim sözle boğuşsun.

   Sorulmamış çok hesap, alınmamış çok cevap varken pes etmeyi istemiyorum. evrimimi tamamlamak üzere olduğumu hissediyorum ama.
az önce bahsettiğim, isteğim dışında değiştirilme olayını farkında olmadan istemiş olabilir miyim?
insanın kendi suç tarhine bakması gerekiyor arada sırada. ben de bir düşündümde, sanırım ilk suçumu, gereksiz insanları hayatımdan söküp atabilmek için insanlığımdan bir parçayı öldürerek yine kendime karşı işledim. içime kötülük ormanları ektim. bunları sırf kendimi korumak için yaptığımı söylerken aslında ikinci suçumu da kendimi kandırmaya çalışarak mı işledim yoksa? işte bir soru işareti daha.

   Üniversiteye başladım. hı-hı evet bunu yaptım ama ne bir heyecanım var ne de bir hevesim. bunu kaç kere söyledim bilmiyorum bak ama olsun bir kere daha duymuş oldunuz.

   Bir süre yere paralel gittikten sonra baktım yerdekilerde iş yok, ben de yükseldim ve yükseldikçe yalnızlaştım. yalnızlaştıkça ve psikoloğa gittikçe bencilleştim çünkü o adam bana hep şöyle söyledi: ''Bunca yıl hep başkaları için yaşadın bırak artık onları ve birazda kendin için yaşa.'' haklıydı bence adam. bende öyle yapmaya başladım ama bu sefer annemin gözünde küçüldüm. garip olan taraf bu sefer içim acımadı. üzülmedim, çünkü alışmış kudurmuştan beterdi. ben artık doymuştum bunlara. böyle olmamın tek sebebi kendi kararlarım, cinsel yönelimim ya da çarpık ilişkilerim değildi yani.

   Hangimizin önce gideceği belli değil sonuçta, belki de içten içe bende onları bensizliğe alıştırmaya çalışıyorumdur bilmiyorum. alın size kocaman bir soru işareti daha?

Ben içe kapanıktım, diğer çocuklar neşeli ve konuşkandılar.
Kendimi onlardan üstün hissediyordum, ama beni kendilerinden aşağı görüyorlardı.
Böylece kıskançlaştım.
Bütün dünyayı sevmeye hazırdım, hiç biri beni anlamadı: Ben de nefret etmeyi öğrendim.



Not: son 4 cümle bütünün bir parçası kitabından alıntıdır.

25 Eylül 2012 Salı

3 Konu Tek Yazı

  

   Merhaba pıtırcıklar nasılsınız?
Ben kendimi Altın pusula filminde kuzey kutbunda kısa etek ve muz çorapla koşuşturan küçük kız gibi dengesiz hissediyorum. Emin değilim tam ama iyiyim yani galiba :D

   Bugün size üç ayrı konudan bahsedeceğim ve yazının uzun tutabileceini de göz önüne alarak olabildiğince özet geçmek niyetindeyim. her şey sizin için, sıkılmayın yani :D offff ne düşünceliyim yaaaa :) hangisinden başlayacağımı bilmiyorum. önce kötü olanın başlayayım.

Konu 1

   Bir taraftan yemek yiyor bir taraftan kardeşimle kavga ediyordum. Kavga ederken sesimi kontrol edemem genelde ve hep bağırırım bu nedenle ev benim sesimle inliyordu adeta. sonra kardeşimi daha fazla tartışmak istemediğimi söyleyerek susturdum. ama çocuğa allah bir çene vermiş sormayın. bir de mantıklı konuşsa öpüp başıma koycam ama sırf laf olsun torba dolsun yani.

   Aradan biraz zaman geçti ve annem yüzü kireç gibi bir vaziyette mutfaktan koşarak çıktı. ben ne olduğunu anlamadım biranda. annem sadeşe şunu söyledi. ''Werther bizim alt katta birisi kendisini asmış.'' neye uğradığımı şaşırdım. bir saniye içinde kaç farklı senaryo kurudğumu tahmin edemezsiniz. binamız zaten küçük 9 aile yaşıyor ve herkesle aramız çok iyi o yüzden biran ne yapacağımı bilemedim. kalbime resmen bir şey saplandı. annem onun yanında gelmemizi, kötü etkilenip korkacağımızı düşünse de onun yalnız gitmesini istemedim. tabii gerizekalı kardeşim hemen bende gelcem merak ediyorum izleyeceğim diye tutturmaz mı? orda insanlar acı içerisinde o mal arkadaşını da almış gelmiş gülüyorlar. ağzının üstüne vurcaktım bir tane.
   Giriş katta yaşan evli bir çift vardı. binamıza sonradan geldiler. aralarında bir sorun olduğunu hiç bilmiyordum ki zaten kim kimin 4 duvarının içini tam anlamıyla bilebilir ki?
   Adam kendisini astıktan saniyeler sonra karısı gelmiş işten eve. Kızmayın ama o kadar şey yaşadım ki buna büyük şans mı desem yok sa öyle mi ayarlanmış desem bilemedim. neyse kadın hemen çığlık atıp binadakileri ayağı kaldırmış. bir teyze var adı sevgi olsun o hemen aşağıya inip kurtarmış adamı. binamızda bir hemşirenin de olması büyük şans hemen ilk yardımda bulundular. hemşire ablamızda yazık banyodan çıkmış apar topar saçları ıslık pijamalarını ters giymiş. belli o da neye uğradığını şaşırmış. sevgi teyze desen elini falan kesmiş hageri yok. zira abimiz içmiş içmiş ve şişeleri kırıp cesareti bulunca asmış kendisini. yerler hep bira ve cam doluydu. sonra kızın babası geldi. damadı için bıraksaydında ölseydi gibi bir cümle kullandı ve hepimiz şok olduk. hiç o durumda öyle bir şey söylenir mi ya allah akıl fikir versin. neyse en son kendisini asarak bir sona ulaşamayan abimiz ayıldıktan sonra kolundan çıkardığı bir bıçağı kendisine saplamak istemiş ve bunda da başarılı olamamış. polis ambulans derken zorla adamı hastaneye götürdüler.
ne biliym çok kötü oldum. ben de şimdiye kadar  iki kere intihar girişiminde bulunan bir insan olarak anlamaya çalıştım onu. sonra ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiye tanıklık ettim bir kez daha ve ne aptalmışım dedim. olan gidene oluyor geride kalanlar iki gün ağlayıp hayatlarına devam ediyorlar.
Önemli olan ölümden değil, yaşamaktan korkmamak diyerek bu konuyu burda noktalamak istiyorum.

Konu 2

   Ben bugün pandacığımla buluşup üniversiteme gitttiiimmmmm :D ders kaydımda bir problem çıkmıştı ve onu halletmek istiyordum. okula nasıl gideceğimi onu bırakın bölümümün nerede olduğunu bilmeyen ben için bu çok zor olacağından hemen kaptım telefonu ve kendisini aradım. önce beni bir sakinleştirdi. bunların olağan şeyler olduğunu ve halledileceğini söyleyip asıl duymak istediğim şeyi geciktirerek her ne kadar beni süründüryse de sonunda tamam yarın seni götürürüm dedi ve ben bir ohhhhhh çektim :D
   Bugün öğleden sonra 1 için sözleşmiştik kendisiyle. saat bir oldu ama bilin bakalım panda bey nerede? evden yeni çıkıyor. Tanrımmmm!!! Dolmuşlar, otobüsler, taksiler haber getiren postacılarım, ağaçlar ise en büyük sırdaşım olmuştu. güneş tüm acımasızlığayla seksi bedenimi yorup beni terletirken geriye kalan tüm varlıklar kulaklarımı sağır etmek istercesine bağıyırlardı. 3 tane yakışıklı prens geldi beni kurtarmak için ve bir tane de yakışıklı olmaktan son anda vazgeçmiş bir prens. bunlar otobüsler ve dolmuşlardı tabii ki. hayır dedim pandam gelmeden size varmam.
neyse en sonunda geldi :D arkamı döndüm bir de ne göreyimm aaaaa bu çocuk panda falan değil. yemin billah abartıyor :D neyse öpüştük falan sonra kendisine en yakın arkadaşlarımı tanıştırdım. bir rüzgarın refakatinde merhaba dedi bütün ağaçlar ona. kendisini affettirmek için bana fal bakıcak söz verdi ahahahah :D hemen durumdan bir çıkar sağladım napıym :D
   işte gelen bir yarım otobüse verdik kendimizi en sonunda. ay yol git git bitmiyor. bir taraftanda korkutuyor beni sen bir de kışın gör buraları falan diye :D neyse gittik olmayan danışmanım sorununu çözdük sonrada ders kaydı falan derken zaman aktı gitti :D bu arada pandam ders kaydı tamamdır. kalan iki derside yaptım ahahahah çok mutluyum :D
   İşte sonra bana nacizane üniversitemizi gezdirdi. moralim biraz bozuktu benim aslında ama hep yaptıüım gibi arsızlığıma, şımarıklığıma ve çeneme verdim unuttum :D tabii ki bu durumda pandamla ilk görüşmemde kendimi yanlış tanıtmış olabilirim ama valla ben çok datluyum :D
bir sürü çocuk kestim ama panda bana eşlik etmedi. ben bıdır bıdır konuşurken o beni dinleyip gülmekle yetindi. sakin bir insan kendisi. sevdim ben onu çokkkk :D offff allahım nolur gönlüme göre bir sevgili yapayımmmmmm oralarda :D
   Aslında yemek yiyecektik ama kendisi yoruldu malum ameliyat da oldu. oraya kadar gelip bana yardımcı olması bile çok büyük bir incelikti. ona burdan bir kez daha çok çok çok ama çok teşekkür ediyorummmmmm :)

Konu 3

   Üçüncü ve son konumuzda size bir diziyi tanıtmak istiyorum. filmimizin ismi Hit & Miss
Şans eseri keşfettiğim bir sizi kendisi ve inanın çok severek izliyorum. ilk sezonu 6 bölümdü ve konusunu okuduktan sonra umduğumdan daha fazlasını buldum. konusu ise şöyle:

   Film Shameless'ın yaratıcısı olan bir Paul Abbott filmi.

   Kiralık katil olan Mia’nın, kimsenin bilmediği bir sırrı vardır. Kendisi aslında, transseksüel bir kadındır. Yaşamını bu şekilde idame ettiren karakterimiz, bunalımlı günlerindeyken, eski sevgilisi Wendy’den bir mektup alır. Kanser olan Wendy, Mia’ya, şu anda 11 yaşında olan Ryan ismindeki oğlunun, babası olduğunu söyler.
Dizinin başrolünde, Oscar adayı ve Altın Küre sahibi olan Chloë Sevigny bulunuyor. Kendisini Big Love‘ dan tanıyabilirsiniz. Bu ismin haricinde, en son Prisoners Wives ta seyrettiğimiz Jonas Armstrong  da dizide yer alan başka bir cevher.
Hit and Miss; aile, cinsel kimlik ve ebeveynliği, Mia karakterinin öldürme iç güdüsüyle birleştiren bir çerçeve içerisinde veriyor bize.  Dediğim gibi ben beklediğimden fazlasını buldum. değindiği çok güzel noktalar var ve bazen gözlerimin dolduğu bile oldu.
Umarım sizde beğenerek izlersiniz.
Kendinize çok ama çok iyi bakın pıtırcıklar. hepinizi çok seviyorum :) unutmadan, bir de kendinize iyi davranın...